İzmir’in trafik dertleri üzerine…

Yazarlar / Nedim Atilla

İzmir’in trafik dertleri üzerine…

nedim.atilla@aksam.com.tr

 


Bütün büyük kentlerimizde olduğu gibi İzmir’in trafik derdinden yakınmayan yok gibi. Buna karşın trafik düzeni ile ilgili otoritelerin konuya iyi niyetle olsa bile farklı yaklaşımları, sıradan kentlilerin, yani kullanıcıların katılımcılığını yeterince dikkate almamaları büyük şikayetlere neden oluyor. Mimarlar Odası’nın eski başkanlarından Güngör Kaftancı, Çarşamba günleri toplanan İZGEP’in üyelerinden.

Güngör Kaftancı, “Hemşehri, mimar ve şehirci” kimliği İzmir’in trafik dertleri üzerine kafa yormuş, fikirlerini de bizimle İbrahim Yüncü aracılığı ile paylaştı. Ben de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın neler demiş Güngör Kaftancı. Özetleyerek sunuyorum.

Kuşkusuz uzun yıllardan beri ülkemizde sürdürülen yanlış ulaşım tercihleri, kalkınamamışlık, sağlıksız kentleşme ve eğitim yetersizliği gibi makro düzeydeki olgular trafikteki olumsuzlukların başlıca nedenleri. Trafik sorununda iki ana boyut olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi kentimizin fiziki yapısından kaynaklanan olumsuzluklar, diğeri sosyal ve idari yapımızdan kaynaklananlar.

Olağanüstü yapı yoğunluğu…

Birincisi iki, üç katlı yapılardan oluşan bir kentin alt yapısı değiştirilmeden sekiz dokuz katlı ve bitişik nizamlı olağanüstü yapı yoğunluğuna dönüştürülmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumu değiştiremeyeceğimize göre, bu olguya uygun çözümleri araştırıp geliştirmemiz gerekirken zaman zaman tam tersi kararlar ürettiğimizi düşünmekteyim. Örneğin, alt yapısı yeterli kentler için yararlı bir klasik çözüm olabilecek sola dönüş kısıtlamaları İzmir için trafiği hızlandırmak yerine, araçların yolda kalma sürelerini olağanüstü uzatarak, trafik yoğunluğunu artırmaktadır. Örnekse: Alsancak çevresinden, Birinci ve İkinci Kordon üzerinden, Konak yönünde akan trafiğin Gül Sokağı köşesinden Konak’taki yeni üst geçite kadar sola dönüş olanağı yoktur. Halbuki kent solda, deniz sağda kalmaktadır. Son yol düzenlemeleri ile İkinci Kordon üzerinde Gazi ve Fevzipaşa Bulvarları yönünde dönüş cepleri yapıldığı halde bu dönüşler yasaklanmıştır. Sola dönmek isteyen tüm araçlar dar ve çift yönlü trafiğin olduğu Birinci Kordon’dan dönüş yapmak zorunda kalmaktadırlar. Atatürk Anıtı önündeki yol da bir trafik yolu şeklinde inşa edilmişken trafiğe kapalı tutulmaktadır. Hemen meydanın kenarından başlayıp Alsancak Limanı’na kadar devam eden yeşil alan yayaların denizle ilişkilerini yeterince sağlarken bu yol üzerinde törenler dışında, hiç olmazsa tek yönlü trafiğe izin verilmemesini anlamak mümkün değildir. Alsancak katlı otoparkının önünden Alsancak karakoluna çıkan yolda da sola dönüş yasaklanmıştır. Gar önündeki yuvarlak kavşağın bazı saatlerde çok sıkışması gerekçesi ile sağa dönüş yasaklansaydı (ki o da doğru olmazdı) belki mantıklı bir neden olabilirdi. Bu haliyle yasağın yararı zararında çok azdır. Heykel’den Alsancak yönüne giderken Birinci ve İkinci Kordonu bağlayan ilk yolun, çıkmaz sokak haline getirilip, bazı çevre sakinlerinin özel otoparkı haline dönüştürülmüş olmasının gereğinin açıklanması da olanaksızdır.

Ciddi bir araştırma ile çoğaltılabilecek bu örnekler, mevcut yollarda hiçbir değiştirmeye gerek olmaksızın, bize göre, sadece yanlış düzenlemelerden kaynaklandığından, kolayca çözümlenebilecek hatalardır. Bunlara, yaya yoluna çevrilmek istenip, kaldırımları kaldırılan, buna karşın yayaların bile aralarından zor geçtikleri otoparka dönüşen sokakları da eklemek gerekecektir. Gül Sokağı ve 1381 sokaklar çevresindeki bu durum, yalnızca trafiği olumsuz etkilemekle kalmamakta, itfaiye ya da ambülans gereken hallerde can güvenliğine de zarar verebilecek ölçüdedir.

Trafik düzeni önce bir kentsel disiplin sorunu olup, biz İzmirlilerin yayalarımız, sürücülerimiz ve en önemlisi bu disiplini sağlamakla görevli yöneticilerimizin, böyle bir bilinçten yoksunluğumuzu kabul etmemiz gerekmektedir. Bu gerçeğin ışığında, kategorik olmayan bir şekilde aklımıza ilk gelen olumsuzlukları ve yanlışları şöyle sıralayabiliriz:

Çekici terörü

En büyük kargaşanın yanlış otopark yapmaktan kaynaklandığını söylemek mümkündür. Bunu çözmek için hoparlörlerle bağırarak ya da çekicilerle araçları çekerek yapılan eylemler uygar bir kent olma iddiasındaki İzmir için utanç verici ilkel önlemlerdir. Ceza vermek için plaka denen aleti kullanmak, bütün dünyada kabul edilen tek yoldur. Daha önce tüm kentte park yapılabilecek yerleri çoğaltarak işaretlemek, işaretli park yerlerini ayrıcalıklı kişilere tahsisine son vermek ve buna uymayan araçları plaka numaraları aracılığı ile cezalandırmak esas olmalıdır. Park yerlerinden haksız kazanç sağlamak, park yasağı cezasını affeder görünmek v.b birçok yöntemle bu olgu üzerinden kazanç sağlayanların türlü bahaneler ile çağ dışılıktan çıkmaya karşı direnç göstereceğini bilmekteyim. Özellikle kaldırımlarla yollar üzerindeki park yasağını uygulama yetkisinin belediyemiz ile emniyet teşkilatımız arasında bölünmüşlüğü gibi komik durumların gene üst düzey anlayışlı yöneticilerin gayretiyle çözülebilir kanısında ve ümidindeyim.

Yol çizgilerinin, her zaman her yerde ihmal edilmeden yenilenmesi, trafik yönünden çok önemli olmasının yanı sıra, kentin uygar görüntüsü bakımından da olmazsa olmaz bir ilk koşuldur. Bizim kentlerimizde bu konuya yeterli titizliğin gösterilmemesine, çeşitli olanaksızlıklardan çok ilgililerin bu konudaki bilgi ve bilinç eksikliklerinin neden olduğunu sanıyorum.

Ceza uygulamaları

Trafik sorunundaki asıl olumsuzluğun araç sürücüsü ve yayaların herkesçe bilinen kurallara uymamaktaki ısrarından kaynaklandığı açıktır. Birçok düşünür, yazar, yönetici bunu kentlimizin eğitim düzeyine bağlayarak, kolaycılığa kaçmaktadırlar. Kanımca trafik bir kurallar bütünü ve buna uymak bir disiplin sorunudur. Çözümü ceza uygulamasından geçmektedir. Ceza verme yetkisindekilerin ceza vermeği ihmal ettiklerinde ceza görecekleri bir düzene kavuştuğumuzda konunun büyük ölçüde çözüleceğine can’ı gönülden inanmaktayım. Ayrıca göz önünde ve sürekli yapılan, cezasız kalan trafik kuralı ihlalleri, devletin gücü konusunda vatandaşta tereddüt uyandırmakta, devlete karşı güveni sarsmakta, giderek suça eğilimlilere cesaret vermektedir.

Akşam Ege / 13.03.2008