İzmir gerçek bir turizm kenti olduğunda

Nedim Atilla

‘Bu güzel cumartesi gününü buraya ayırarak fedakârlık edenler’ diyerek başladı sözlerine Ekrem Demirtaş… Aslında Crown Plaza’daki herkesin temel paydası ‘İzmir’di ve İzmir turizmi için düşünenler bir araya gelmişlerdi. Ve eminim ki mesele İzmir olunca herkes daha çok cumartesi pazarını ‘feda etmeye’ hazırdı…

Sözünü ettiğim toplantı, İzmir’in vizyonunda turizme büyük önem veren İzmir Ticaret Odası kent turizminin sorunları ve geliştirilmesi için neler yapılabileceğini düzenlediği bir tartışmalı toplantı idi… “İzmir’de Turizmin Geliştirilmesi için Neler Yapılabilir” başlıklı beyin fırtınasında sektörün bütün tarafları bir araya geldi. ‘İçeride’ iki gazeteci vardı; bu köşenin yazarı ve Milliyet Ege’nin seçkin kalemi Deniz Sipahi… Toplantının içeriği gereği ortaya atılan her şeyi elbette yazmayacağız ama İzmir için son derece yararlı olduğunu gördüğümüz bazı bilgileri de okurlarımızla paylaşacağız bugün. Bu kadarı için toplantıyı yönetirken bizim de moderatörlük dersleri aldığımız eski Turizm Bakanlarımızdan Tınaz Titiz’den aldığımız izni de belirtelim.

Toplantının açılışında konuşan İTO Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, 2001 yılında da turizmle ilgili benzer bir toplantı yaptıklarını hatırlattı öncelikle… İzmir’in turizmdeki konumuyla ilgili oluşan tablo gerçekten de çok vahimdi. Demirtaş, 1990 yılında Türkiye’ye 5 milyon 389 bin turist gelirken, İzmir’e 519 bin turist geldiğini, bunun da toplam turist içindeki payının yüzde 9.64 olduğunu kaydetti. 2006 yılında ise Türkiye’ye gelen turist sayısının 19 milyon 819 bin olduğunu aktaran Demirtaş’ın daha sonra söyledikleri durumu özetliyordu: “2006 yılında kentimize gelen turist sayısı 777 bin. Bunun 200 binden fazlası da İTO’nun çabaları sonucu ile gelen kruvaziyer turistler. Buna rağmen toplam turist içinde İzmir’in payı yüzde 3.92 ki 16 yıl öncesinin çok çok gerisindeyiz. Bu yıl kruvaziyer yoluyla gelen turist sayısı 400 bine yükselecek ama buna rağmen 2007 yılında 16 yıl öncesini bırakın yakalayabilmemiz, yaklaşabilmemiz bile söz konusu değil” Ekrem Demirtaş’ın sergilediği tablo, ne kadar vahim bir durum olduğunu ortaya koyuyordu… Daha sonra beyin fırtınası başladı ve İzmir’in turizm sorunları sıralandı… Ortaya çıkan rakam tam 136 idi… Dile kolay 136 sorun. Daha sonra beş gruba ayrıldık ve sorunları ayrı ayrı özetledik:

Burada paylaşmakta mahzur yok: l İzmir’de turizmin master planı yok. l 12 ay turizm yapılmıyor. l Turizm çeşitlendirilemediği ve potansiyel değerlendirilemediği için yatırımcı kente gelemiyor. l Tanıtım eksik. vUluslararası etkinlik yeterli oranda düzenlenemiyor. l İzmir turizmde büyümeyi hedeflemesine karşın turistik ürünlerini tanıtamayan, tarihsel mirası kullanamayan, yarınlarını doğru planlayamayan, büyük organizasyonlara ev sahipliği yapacak alt yapısı olmayan yatak sayısı ve cazibe merkezleri yetersiz bir kent. lTurizmin kent gündeminde olmaması ve yöneticilerin iş birliği ile ele alınamaması en önemli sorun. l İzmir’in stratejik turizm planlaması kapsamında ortak akıl ve işbirliği içinde lider ve özerk bir merkezi kent pazarlama örgütünün olmayışı önemli bir eksik. l Kurumlar arasında koordinasyon eksikliği ve tanıtımda ön plana çıkartılacak ürün ve ürünlerin yeterince tanımlanmaması sorunu yıllardır çözümlenemiyor…

Sonuçta şu fikirde uzlaştık: Turizm ile doğrudan ve dolaylı ilgili kurumlar arasında bir kent vizyonu doğrultusunda sürekli ve etkili bir işbirliği kurulamamış olması İzmir’in turizmdeki sorunlarının temel kaynağıdır…

Toplantı 7 saat sürdü. 45 dakikalık yemek molasında da konuşmaya devam ettik. Sonuçta Ekrem Bey’in dediği gibi “Bundan hepimiz sorumluyuz”… Bence çok önemli sonuçlar, yeni yollar ortaya çıktı. Bu sonuçları Tınaz Titiz bir rapor haline getirecek ve İzmir Ticaret Odası da kamuoyu ile paylaşacak…

Böyle toplantıların İzmir ile ilgili her konuda yapılması gerek. Toplantıdan çıkarken ‘İzmir gerçek bir turizm kenti olduğunda hepimiz daha mutlu olacağız’ diyordum…


Yurtseverlik için iyi bir örnek

ToplantIyI yöneten Tınaz Titiz’i yıllardır ‘Türkiye’de gerçek yurtsever kimdir?’ sorusunun yaşayan yanıtı olarak görürüm. www.tinaztitiz.com adlı sitesini dikkatle izlerim. Türkiye Bilişim Vakfı ile Beyaz Nokta Vakfı’ndaki işlerini izlerim.

Tınaz Bey, ‘Ben nasıl olsa eski bakanım, memlekete de hizmetim çok, bu düzenin keyfini süreyim’ demez ülkemizin ‘ortak akıl’ ile ileriye gitmesi için çaba harcar… Cumartesi günkü toplantıda da bu içten tavrını bir kez daha gördük. Size bizim katıldığımız toplantı ile de ilişkilendirilebilecek son yazısından bir paragraf sunmak isterim:

“Son yıllarda giderek hızlanan -sevindirici- bir eğilim, yurdumuzun çeşitli yerlerindeki kentsel / yöresel ekonomik kalkınma, sosyal gelişme konularındaki girişimlerdir. Bu sevindirici gelişimin daha da olumlu bir yanı, itici gücün genellikle Devlet Dışı Örgütlenmeler (DDÖ-NGO) kanalından gelmesidir. Kimi yerde turizmin geliştirilmesi, kimi yerde bir yerel potansiyelin kullanıma sokulması gibi amaçlar, meslek örgütleri, yerel dernek ve vakıflar, kişiler, ticari kuruluşlar tarafından başlatılmakta, yanlarına yerel idareleri ve resmi kurumları da alabilmektedirler. Bir yöre ancak bu tür ortak girişimlerle kalkınıp gelişebilir. Buna hep birlikte sevinmeliyiz. Ama şu noktaya dikkat! Bu sevindirici eğilimin beklenen sonuçlarını verebilmesi için şu tuzağa düşmemek gerekiyor: Gelişim amacıyla alınan ortak akıl kararlarının bir plana -ve sonra da zamanlanmış bir programa- dönüştürülmeyip, tekrar tekrar aynı konuların irdelenmesi. Böylece zaman içinde hem emek, zaman gibi kaynak kaybı, hem de “bu iş olmaz” gibisinden bir yaygın kanı oluşması gibi zararlar da ortaya çıkabilir.”

Akşam – 20.03.2007