Yurtsuz.net_13.08.2013_İzmir’in akciğerlerine AVM dikecekler

 

Kasım ayında Paris’te gerçekleşecek Expo 2020 oylamasına az bir süre kaldı. Expo’nun İnciraltı’na yapılması planı büyük tartışmalara neden oluyor. Konuya ilk günden beri müdahil olan Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, ortada büyük bir oyunun döndüğünü, senelerdir ranta açılamayan İnciraltı’nın, bu planlar sayesinde ranta açılacağını belirtiyor. Şehir Plancıları Odası, bu konuyu eleştirmek ile kalmıyor; Expo alanının Buca’ya yapılması gibi öneriler de getiriyor.

 

Şehir Plancıları Odası İzmir Şube Başkanı Nehir Yüksel, Paris sunumunda, Expo alanının 1’inci derece sit alanının ve lagünün üstüne yapılacağını gösteren 3 boyutlu filmi görünce büyük şok yaşadıklarını anlatıyor. Yüksel, gerçekleşmesi kesin olmayan Expo için bölgeye tam 400 bin metrekare avm alanının yapılmasının planlandığını, bu alanın da 10 adet Göztepe Spor Tesisi veya 20 adet Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ne eşit olduğunu kaydetti. Yüksel ekliyor: “İzmir’in akciğerlerine AVM dikecekler…”

İnciraltı’nda Expo planları ile alakalı birçok dava açtınız, son olarak da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanarak Nisan ayında askıya çıkartılan planlara bir dava açıldı tarafınızdan. Yaşanan hukuk sürecini ve son durumu anlatır mısınız?
TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi olarak uzun yıllardır gündemimizde olan İnciraltı planlarının, gerçekçi olmayan siyasi vaatler üzerinden planlama yoluyla bilinçli olarak sürdürülmesine ve arsaların el değiştirmesine olanak tanınmasına ilişkin sürece yıllardır itiraz ediyoruz. Meslek uzmanları olarak, kentleri bir bütün olarak gören planlama anlayışının terk edildiği günümüzde, kentlere yapılan siyasi ve rant amaçlı müdahalelerin, kamu yararı nezdinde getirebileceği olumsuzlukları öngörebiliyor ve sürekli uyarılarımızı yapıyoruz.
İzmir için önemli, aynı zamanda bilimsel belge olan TMMOB İzmir Kent Sempozyumu Sonuç Bildirgesi’nde, bölge; İnciraltı’nda tarıma dayalı bir aktivite merkezi oluşturulması gereken, bir ve iki katlı birimlerden oluşacak, pansiyon, kafeterya, restoran, ekolojik tarım ürünleri satış stantları ve hobi bahçeleri gibi işlevleri barındıracak bir merkez olarak tanımlanmıştır.
İnciraltı bölgesinde bulunan 690 hektarlık alanın, turizm merkezi yapılmak üzere tarım dışı amaçla kullanımının uygun bulunmasına ilişkin eski Tarımsal Üretim Genel Müdürlüğü’nce verilen 10.03.2010 tarih ve 17818 sayılı işleme karşı açılan davada, mahkemenin verdiği karar doğrultusunda söz konusu işlemin iptal edilmesi ile 5403 sayılı Toprak Kanunu uyarınca bölgenin tarımsal niteliğinin korunması gerekmektedir.
Bölgede yapılan tüm planlar nerdeyse iptal edildi. 17/08/2011 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu’nun iptali istemiyle Danıştay 6. Dairesi’nde odamız tarafından açılan davada, mahkemenin 14.11.2012 tarihli kararı ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan görüş alınmadan onaylanan çevre düzeni planı revizyonunun hukuka uyarlılığı bulunmadığından yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Söz konusu Çevre Düzeni Planını dayanak alan ve Koruma Amaçlı İmar Planları’nın yapımına olanak tanıyan “6324 sayılı İzmir Expo Alanı Hakkında Kanun”, 17/08/2011 onay tarihli 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonunun yürütmesinin durdurulması ile hükümsüz kaldı.
Bu nedenle de Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 04.03.2013 tarihinde onaylanan İnciraltı Turizm Merkezi (İnciraltı Kesimi) 1/5000 ölçekli ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım ve Uygulama İmar Planları’nın öncelikle usul yönüyle iptali gerekmektedir. Söz konusu imar planlarının usulden reddini gerektiren gerekçelerin yanı sıra  planlama ilkeleri, plan ve plan notları değerlendirmeleri sonucunda Danıştay 6. Dairesi’nde imar planlarının iptali için dava açmış bulunmaktayız.
Kasım’da Paris’te yapılacak olan oylamada İzmir, Expo 2020’yi düzenlemeye hak kazanırsa, sergi ve diğer yapıların İnciraltı’nın neresine yapılması planlanıyor? Bu alanlar doğal zenginlikleri açısından nasıl alanlar?
Expo 2020 için resmi web sitesinde yayınlanan 3 boyutlu İnciraltı alan sunumunda İnciraltı’nda kentsel dönüşüm faaliyetleri doğrultusunda, Expo ruhuna uygun, ileri teknolojinin kullanıldığı, modern, insanlarla bütünleşen ve rahat bir ortam oluşturulması amaçlandığı ifade ediliyor. Ancak sunumlarda Expo yapıları ve alanının, kent ormanı, 1. derece doğal sit alanı ve lagün üzerinde yapılacağı gösterildi. İnciraltı Kent Ormanı bünyesinde 80 binden fazla ağaç ve çalının kesilerek geçici inşaat yapılacağı göz önünde bulundurulduğunda, kent içinde kalan sayılı yeşil alanlarımızdan biri olan kent ormanında kalıcı tahribata yol açılacağını görüyoruz. Ayrıca planlarda da Expo alanı olarak belirlenen bölge kent ormanı, 1. derece doğal sit alanı ve lagün, dalyana isabet ediyor.
Bölgede; dağ, tarım ve deniz ekosistemlerinin birbiri içerisinde çok kısa mesafeler ile iç içe bulunduğunu, bölgedeki tarımsal faaliyetler arasında narenciye bahçeleri, sera tarımı ve çeşitli meyve bahçelerinin yer aldığını, yörede yaklaşık 500 dönüm alanda süs bitkileri, sebze tarımı, 200 dönüm alanda ise karışık meyve tarımı yapıldığını ve kesme çiçek üretiminde dünya üretiminde önemli bir paya sahip olduğunu görüyoruz. Ayrıca Kuş Cenneti’nin beslenme ve üreme alanı olduğu İnciraltı’nın kuzeyinde bulunan Çakalburnu Dalyanı’nın önemli bir sulak alan olarak tanımlandığını, özellikle kış aylarında sakarmeke, flamingo, yalıçapkını, karabatak, pelikan, martı gibi canlıların bölgeyi üreme alanı olarak kullandığını kaynaklarda görebiliyoruz.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Expo’nun yapılacağı alanın 1. derece sit alanlarının ve lagünün dışında olduğunu belirtti. Kocaoğlu, bunların sadece taslak olarak yer aldığını, orada asla ağaçların kesilmesine izin vermeyeceğini kaydetmişti.
Bu konu basında bu şekilde yer almasına rağmen planlarda ve ilgili mevzuatta Expo inşaatlarının, kent ormanı, 1. derece doğal sit alanı, lagün ve dalyana yapılmasını engelleyen bir hüküm yok. ‘Doğal sit dalyan ve lagünün olduğu bölge için kullanılan yapılar takılıp, sökülebilir olacak’ cümlesi gerçeği yansıtmıyor. Her yapının sökülebilir ama temelsiz yapılamayacağının bilinmesi ve ister sabit olsun, ister sökülsün, yeşil alanları yok edeceği ve bu aşamadan sonra doğadaki tahribatın geri dönüşünün olamayacağı gerçektir. Bunu aklımızdan çıkarmayalım. Lokantalar, tuvaletler, otoparklar, meydanlar, yani uluslararası bir ticari organizasyonun gerektirdiği olmazsa olmaz yapılanmalar ve çevresinde yaratacağı tahribatı irdelemeden, ağaç kesilmesine izin verilmeyeceği söylemi tek başına gerçeği yansıtmıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin imar sürecinde aldığı sorumluluklar ve payı nedir?
Söz konusu planlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanıyor ama basında çıkan haberlerde, birlikte hareket edildiği izlenimi var. EXPO 2020 Yürütme Kurulu’nda ve Yürütme, Danışma Kurulu aracılığıyla ortaklaştırıldığını da biliyoruz.
Asıl amaç rant sağlamak doğrultusunda İnciraltı’nın imara açılması mıdır? Expo bahane olarak mı kullanılıyor? İzmir, Expo’yu kazanamazsa bu planlar ne olacak?
Söz konusu planlar sadece Expo alanı için değil 690 hektarlık alan; yani tarım, doğal sit, lagün ve dalyanı kapsayan bölgeler için yapılan planlardır. Expo bahanesi ile yıllardır çözülemeyen bir konu olan İnciraltı bölgesinin imara açılması ve plan kararlarının uygulanması hedeflenmektedir. Expo kazanılmadığı takdirde onaylanmış olacak olan planlar ile bölgenin imara açılması gerçekleşmiş ve kentimizin geleceği çok farklı dinamiklerle belirlenmiş olacak.
İnciraltı planlarında kaç hektar alanın AVM olarak değerlendirilmesi ön görülüyor?
Balçova ilçesinde mevcut AVM alanı 100 bin m2 iken, bugün hala İzmir’de gerçekleşeceği kesin olmayan Expo için, Üçkuyular’da henüz uygulanmayan 100 bin metrekarelik AVM alanı da dâhil olmak üzere bölgede yaklaşık 400 bin m2 AVM alanı inşa edilmesi öneriliyor. Bu alan da 10 adet Göztepe Spor Tesisi veya 20 adet Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi alanına eşittir. İzmir’in akciğerine, en büyük yeşil alanına AVM dikecekler.
Buradaki ticaret yoğunluğu ve İnciraltı bölgesine yapılması planlanan tesislerin yatak kapasitesi konusunda kent bütününde bir değerlendirme yapılmaması sonucunda, bölgenin taşıma kapasitesinin üstüne çıkıldığını, bölgenin ulaşılamaz hale getirildiğini, yani sermayenin kâr güdüsüyle yaptığı müdahaleler sonucunda yaşanabilir bir çevreden ne kadar uzaklaştığımızı göreceğiz.
İzmir’in 1. derece deprem bölgesi olduğu ve aktif fay hatlarına sahip olduğu biliniyor. Expo alanı ile alakalı hazırlanan bir jeolojik etüd çalışması var mı?
Bölgede ilk turizm merkezi kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan ve 06.02.2009 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planları’nda, “Jeolojik etüdler için en az 100 metre çevresiyle birlikte ele alınması, sıvılaşma riski yüksek tespit edilen alanlar için hiçbir şekilde yapılaşmaya açılmayacak alanlar ve imar planlarında açık alanlar olarak düzenlenecektir” şeklinde tanımlanmaktayken sonraki planlarda tüm bu plan notlarından vazgeçildiğini gördük. Ayrıca, Balçova ve çevresinde doğu-batı, kuzey-güney, kuzeydoğu-güneybatı yönleri olmak üzere üç farklı yönde düşey hatlar tespit edilmiş olduğu, 1. derece deprem bölgesi olan alanın, jeotermal bir saha olması nedeniyle yapılaşma için olumsuz bir zemine sahip olduğu belirtilmekte ve Balçova jeotermal sahasının, Agememnon I ve Agememnon II diye adlandırılan birçok fayla Batı Anadolu aktif fayının kesiştiği sistem üzerinde olduğu bilinmektedir. Bu nedenle fay hatları, termal koruma zonları ve yapı yaklaşma sınırlarının plan üzerinde belirlenmesi gerekmektedir.
Expo’nun İzmir’e yapılmasının kente ve onun kent kimliğine ne tür dezavatanjları olabilir?
Kentsel aktivitelerin yer seçim sorunları, şehir ve bölge planlama disiplininin ele alması gereken konulardan biridir. Expo’nun kentin üst ölçekli planlarından bağımsız olarak düşünülmesini, özellikle de İzmir’in geleceği açısından bazı hassasiyetler içeren bölgenin Expo’nun paravanlığında yapılaşmaya açılma çabalarını yıllardır izliyoruz. Expo doğru kurgulandığı takdirde uluslararası toplumun ve kültürlerin bir arada buluşmasını sağlayan fırsatlardan biri olarak değerlendirilebilir. Ancak, yer seçiminde rant kaygılarının, yapılaşma baskılarının, arsa spekülasyonunun bertaraf edilmesinin, doğru yer seçiminin Expo’da başarı için ön koşul olduğunun altını çizme gereği duyuyoruz.
Expo gibi organizasyonlar düzenlendikleri şehirlere artı değer katıyorlar mı?
“Expo” terimi İngilizce “sergileme, teşhir, sergi” anlamlarına gelen “exposition” sözcüğünün kısaltılmış hali olup 1967 Montreal Fuarı’ndan sonra yaygın bir terminoloji olarak benimsenmiştir. Expolar; 20’nci yüzyılın sonuna doğru insanın çevreye verdiği zararlar, sürdürülebilirlik, enerji tasarrufu gibi başlıklar çerçevesinde doğayı, doğa-insan ilişkisini konu alan ekolojik ve küresel barışa yönelik temalarda düzenlenmişlerdir.
Expo fuarları ile, düzenleyen ülke açısından kentsel mekânların yeniden tasarlanması ve kente kazandırılmasının yanı sıra sanat, mimari, ekonomi ve kültür gibi dallarda da etkileşimler sağlaması hedeflenmiştir. Tüm dünya kültürleri; şehir planlama ve mimarlığın ön plana çıktığı Expo’ları, kimliklerini ve kültürlerini sergilemek, kendilerini dünyaya kanıtlamak amacı ile fırsat olarak görmüşler. Kentler üzerinde böyle etkiler sağlayan Expo biçimindeki uluslararası organizasyonların sunduğu fırsatlar kadar, getirdiği dezavantajlar da vardır. Bu dezavantajlar özellikle yer seçimi, seçilen alandaki mekânsal ve sosyal dönüşüm, organizasyonun sağladığı imkânların belirli bir kentsel çevre ile sınırlı kalması gibi olumsuzluklar şeklinde sıralanabilir. Bu nedenle fiziki mekân ile birlikte ekonomik, toplumsal, kültürel ve sosyal mekânı da çözümleyen, yani “insan odaklı” olan bir kentsel dönüşüm kavramını tartışmak, yere özgü yöntem ve modelleri geliştirmek yönünde çabalar içinde olmak gereklidir.
Bizler, “Bölgeye ilişkin tüm senaryolar tamamlandığında ise İnciraltı’nın belleklerimizdeki yerinin turistik otellere, devasa alışveriş merkezlerine, rezidanslara dönüşeceği, ben yaptım oldu mantığıyla gerçekleşen kruvaziyer limanı ve İnciraltı ve Expo süreçleri gündeme geldiğinde hız kazanan ancak İzmir’in geleceğinin öngörüldüğü hiçbir planda yer almayan İnciraltı ve Çiğli arasına bir tüp geçidin oluşturduğu siluete bırakılması İzmir için bir yıkımın başlangıcıdır” diyerek bölgenin son alabileceği durumu belirtmiştik. Ülke gelişiminin lokomotifi olarak planlanan bu projelerle İzmir, mimarisi, şık mahalleleri, alışveriş merkezleri, 5 yıldızlı otelleri, steril mekanları, otobanları, köprüleri, ticaret, turizm, finans gibi etkinlikleri ile arzu nesnesi olarak küresel sermayeye pazarlanabilecek bir kent haline getirilmeye çalışılıyor.
İnciraltı Bölgesi; kullanım değerinden ziyade değişim değeri ile öne çıkarılıyor. Kentsel rantı arttırıcı ve kenti sermayeye cazip kılan spekülatif yatırımlar ve altyapı çalışmaları ile bölgeyi yaşam alanı olmaktan çıkarıp metalaştırıyor.
Kentin geleceğini yakından ilgilendiren EXPO gibi konularda alınacak kararların kapalı kapılar ardında değil kent halkıyla, meslek odalarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşılarak alınmasının demokrasinin vazgeçilmez kuralı olduğunu, TMMOB olarak da çeşitli ortamlarda dile getirdik.
Expo süreci ve yaşanan süreçleri göz önüne aldığınızda kentsel dönüşüme karşı müdahale ve kent hakkı açısından önümüze ne tür imkânlar sunuluyor?
Son günlerde yalnızca mesleğimizi değil yaşam biçimimiz, özgürlüklerimiz, toplumsal bağlarımız, anılarımız, yani yaşam alanlarımızın geleceğini tehdit eden gelişmeler yaşanıyor. Doğadan kopmuş, yapay bir çevreden ibaret siteler, yollar ve AVM’ler ile kurgulanmış bir kentin, insanı yabancılaştıracağı, kimliksizleştireceğini biliyoruz. Her türlü mekânsal plan kararının sosyal ve ekonomik anlamda topluma ne kazandıracağının muhasebesi yapılmalı, doğal yapı ve ekosistemlerin sürdürülebilirliği risk altına alınmamalıdır.
Kentlerin, mahallelerin, sokakların, evlerimizin gündelik yaşamlarımızı önemli ölçüde belirlediğinin ve etkilediğinin farkındayız. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını gündelik yaşamımızın felsefesi yaparak çevre dostu kent dinamiklerini canlandırabilmek için, doğal, kültürel, tarihi değerlerimizi, halka rağmen imara açan, rant için doğayı katlederek ‘kent suçu’ işleyenlere kentte yaşayanlara sorulmadan yapılan uygulamalara karşı çıkan yurttaşlar çoğalıyor ve kararlı duruşları devam ediyor. Toplumun sosyal alanlara ilişkin istek ve taleplerini temsil etmeyen projelere karşı duruşunun her geçen gün artması, kentlerin toplumsal süreçlerden kopuk ve kimliksiz mekânlar haline geldiğini göstermesi açısından önemlidir.
Kent bilimde rant ve rantçılık övünülebilecek değil, utanılacak, sıkılma duygusu yaratan sözcükler olarak bilinir. Bu durumun günümüzde tersine döndüğünü gösteren o kadar çok örnek var ki, yalnız Ankara’da, İstanbul’da değil, yaşadığımız şehir İzmir’de ve her yerde maalesef.
Ünlü kent bilimci David Harvey’in deyişiyle; insan onuruna ve doğal değerlere saygılı kentler yaratmak, insanlara kent hakkı sağlamak yerine kapitalist düzenin kendi varlığını sürdürebilmesi ve ayakları üzerinde durabilmesi için kentsel toprağın bir araç durumuna gelmiş olması kuşkusuz toplumsal hareketleri tetikleyen bir duruma gelmektedir.