Yoğunluk trajedisi

Yazarlar / Cengiz Türksoy

Yoğunluk trajedisi

cengiz.turksoy@aksam.com.tr

 


Geçtiğimiz hafta sonu Milliyet’in internet sitesinde “İstanbul’da 40 Milyon Kişi Yaşasaydı” başlığıyla yayımlanan fotoğraf sanatçısı Michael Wolf’a ait “Yoğunluğun Mimarisi” adındaki çalışmayı gördünüz mü bilmiyorum. Michael Wolf’un, çoğunluğu Hong Kong fotoğraflarından oluşan çalışma bize göre, bu dünyada insan eliyle insana sunulan cehennem yaşamını sergiliyor. İçinde onlarca kat, binlerce konut barındıran yüksek bloklardan oluşan yaşam alanları başka biçimde nitelenemez sanırım.

Ülkemizdeki kimi kesimlerin pek özendikleri ama kendilerinin asla içinde yaşamayı düşünmedikleri bu tür yapılarda kimler oturmak ister ve kimi insanlar da buna neden karşı çıkarlar acaba?

Yaşamının çok önemli bir bölümünü kent planlama, kentlerin sağlıklı gelişimi ve insanca yaşanılacak fiziksel çevre oluşturma uğraşıyla geçirmiş bir meslek adamı olarak hiçbir zaman “kategorik olarak” yüksek yapılara karşı olmadım. Kimi zaman, yapı yüksekliği ile kentte ve kentin kimi noktalarında insanlar için kolaylıklar, kent için güzellikler yaratılabileceğini de savundum; çünkü kentsel yapılaşmada her zaman yapıların yüksekliğinden çok birim kentsel alandaki yapı ve insan yoğunluğunu önemsedim. Kentteki yapılaşma karakterinde her zaman en çok önemsediğim ikinci özellik de yapıların zeminde kapladığı alanın miktarı oldu. Örneğin, zeminde oturduğu alanın birkaç katı genişliğindeki parsel içinde yükselen onlarca kat yüksekliğindeki yapı bir şehir plancısı olarak beni hemen hiç rahatsız etmemiştir ama yandaki parsellere bitişik ve konumlandığı parselin tamamına yakını kullanılarak yapılan beş-on katlı yapıları her zaman kent için zararlı bulmuşumdur. Bu yapılaşma biçimini kenti -ve tabi ki kentli toplumu- bentlerle, duvarlarla bölen; kentsel yaşamda oluşturulabilecek her türlü güzelliğin önündeki engellerin en önemlilerinden birisi olarak görürüm. Kentimiz İzmir’in çeşitli cadde, bulvar ve sokaklarında bu yanlış yapılaşmanın sayısız örnekleri bulunmaktadır. Bu yanlışlığın bir de dikeyde artırılmış imar haklarıyla katlanarak çoğaltıldığını düşünürseniz, Michael Wolf’un “Yoğunluğun Mimarisi” adını verdiği çalışmayı gözünüzün önüne getirmiş olursunuz.

Bu tür bir kentsel çevrede ne yetişkinlerin mutlu bir yaşam sürmesi ne de sağlıklı yeni kuşaklar yetiştirilmesi mümkündür. Bundan mutlu olacak tek kesim birim arsadan emek harcamadan elde edeceği haksız kazancı (kentsel rant) hiçbir insani değeri umursamaksızın maksimize etmekten başka kaygısı olmayanlardır. Fotoğraf sanatçısı Michael Wolf’un nezaketen olsa gerek, çalışmasına “Yoğunluğun Mimarisi” adını verdiğini görüyoruz. Aslında çalışmada sunulan görüntülerin başlıca öznesi “insan” ve başlıca ilgi alanı “insan için sağlıklı çevreler oluşturmak” olan mimarlıkla, kent planlamayla hiçbir ilgisi yoktur. Kasap ne kadar cerrahsa, o yapıları tasarlayanlar da o kadar mimar, o kadar plancıdır. Bize göre o çalışmaya “yoğunluk trajedisi” adı daha çok yakışmaktadır.

Mimarların, plancıların, yerel yöneticilerin ve kentin geleceğini önemseyenlerin bugünkü görevi yeni trajediler yaratmak değil, tersine şimdiki olumsuzlukların trajediye dönüşmesinin önüne geçmektir.

Akşam Ege / 22.04.2008