YAŞANABİLİR BİR DÜNYA İÇİN DAYANIŞMAYA VE MÜCADELEYE DEVAM!

1972 yılında İsveç`in Stokholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı‘nda alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. Esas itibariyle tamamen kar artırımına yönelik anlayışın yarattığı sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle birlikte ekolojik yıkım 20. YY`ın ikinci yarısından itibaren çarpıcı şekilde görünür olmaya başlamış ve hakim ekonomik sistem olarak kapitalist yıkım karşısında çevre de bir mücadele alanı haline gelmiştir.

Çevre, doğallık mitinin aksine bir yerin yeryüzü şekilleri, akarsu ve göllerinin yapısı, flora ve faunası, toprak örtüsü ile klimatik özelliklerinden farklı olarak ve bunları da içermekle birlikte sosyal olarak inşa edilen bir içeriğe sahiptir. Bu anlamda çevre, sorunsuz bir coğrafi kavram olmayıp, toplumsal ve kültürel sembolizmle hemhaldir. Bu kapsamlı yapısı içerisinde çevre, günümüzün belirli kesimlerin refahını önceleyen ekonomik sistemin yarattığı eşitsizliklerden, yıkımlardan birincil derecede etkilenmektedir.

Neoliberal işleyişin elde ettiği hakimiyetle birlikte tüm dünya hammadde, pazar ve üretim alanı haline gelirken kar amacı dışında hiçbirşey düşünmeyen bu ideoloji her alanda büyük bir yıkım yaratmıştır. Bu yıkım en çarpıcı sonuçları artık çevre alanında küresel ölçekte kendini göstermektedir. Küresel ısınma, iklim değişikliği vb problemler artık yeryüzünde yaşayan her canlıyı etkileyen sorunlar haline gelmiştir. Mevcut ekonomik sistemin işleyişi küresel ölçekte yıkımdan başka hiçbir şey vadetmemektedir.

Ülkemizde de tüketim, üretim alanı ve nüfus kompozisyonunda her geçen gün neoliberal siyasanın tüketim odaklı yaklaşımıyla kendi sürdürülebilirliğini dahi tehlikeye atacak ölçüde pervasızlaştığına şahit olmaktayız. Doğal alanlar diğer sektörlerin kullanımına kontrolsüz biçimde açılırken,  kentsel alanlar da ülkemizde neoliberal politikalardan nasibini almaktadır. Hakim siyasal ve ekonomik anlayış kirlilik kaynaklarını azaltmak ve bunun için altyapı yatırımları geliştirmek ve yer seçimi kararlarında bulunmak yerine kıyıların yapılaşmaya açılması, yeşil alanların azalması, doğal ve tarihi değerleri yıpratacak biçimde politika ve pratiklerle kentlerimizi yönetmektedirler.

Kırsal alanlar da bugün içerisinde bulunduğumuz ekonomik ve ekolojik yıkım süreci içerisinde hem etkilenen hem de bu sürecin derinleştirildiği alanların başında gelmektedir. Kır-kent ilişkisi salt kentsel rant odaklı anlayış sebebiyle kır aleyhine her geçen gün bozulurken, ülkemizde kırsal alandan bahsetmek hem idari hem ekonomik hem de sosyal anlamda imkansız hale gelmektedir. Çıkarılan yasalarla kırsal alanlar kentsel rant yaratılabilecek potansiyel alanlar olarak görülürken, kırsal alandaki üretim süreci çözülmektedir. Küresel ölçekte yaşanan ekolojik sorunlarla birleşen bu yapı, ülke nüfusumuzu açlık ve yoksullukla tehdit eden ve bu tehdidin boyutunun her geçen gün arttığı bir süreci bize dayatmaktadır.

Tüm bu süreçler bize şunu göstermektedir ki çevre ideolojiden ve siyasetten bağımsız romantik, nötr bir alan değildir. Aksine çevre artık küresel ve ulusal ölçekteki siyasetin ve mücadelenin başlıca konularından biri haline gelmiştir.

TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak, emek-sermaye çelişkisinin, doğa-sermaye çelişkisi ile iç içe geçtiği günümüzde, karşı mücadele pratiklerini ortaklaştırmak, ekolojik yıkım projelerine ve emek sömürüsüne karşı mücadeleyi sürdürmek için tüm dostlarımızı dayanışmaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası