…Yarışma yerine katılımcı ‘fikir projesi’

18/01/2007 Birgün
'MALTEPE BÖLGE PARKI YARIŞMASI' ÜZERİNDEN KAMU YARARINA DAİR BİR HESAPLAŞMA: Yarışma yerine katılımcı 'fikir projesi'   

MURAT CEMAL YALÇINTAN (*)
Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından, Maltepe Bölge Parkı (MBP) için "fikir projesinin elde edilmesi" açıklamasıyla bir yarışma ilanı yapıldı. MBP, büyük çoğunluğu Maltepe ilçe sınırları içerisinde kalan, E-5'in kuzeyinde, TEM otoyolunun güneyinde yer alan 554 ha. alandan oluşuyordu. Alanın sınırlarına Büyükbakkalköy, Başıbüyük ve Gülensu olarak bilinen ve genel olarak gecekondu üzerinden gelişmiş mahalleler dokunuyordu. Güney sınırında yer alan ve Gülensu Mahallesi'nin de komşusu olan büyük askeri alan, bölge parkı ilanı sırasında talep edilmiş ancak alınamamıştı. Bölge parkının içi genel olarak orman alanlarından oluşmaktaydı. Kuzeydoğu yönünde Büyükbakkalköy'e komşu bireysel sanayi gelişmeleri gözleniyordu. Çokça tartışılan lüks konut gelişmeleri ve Maltepe Üniversitesi yerleşkesi ise ilan edilen MBP'nın içindeki kara/utanç delikleri olarak sırıtıyordu. Yarışma açıklamalarında MBP'nin konut ve sanayi alanlarının baskısı altında olduğu söyleniyor ve yarışmanın bu baskıdan kurtulmanın bir yolu olduğunun altı çiziliyordu. MBP'nin, İstanbul'un ve bölgenin yeşil alan ihtiyacına yönelik hizmet edeceği ve bir yandan da Ömerli su havzası ve orman alanları üzerindeki tehditleri azaltacağı, yaşam kalitesi açısından düşük olduğu belirtilen çevre yerleşmelerin daha iyi yaşam koşullarına ulaşmasına yardımcı olacağı vurgulanıyordu. Bölge parkı için önerilen işlevlere bakıldığında; "doğal ortamların olabildiğince geniş tutulması ve büyük ölçüde bozulmuş olan ekosistemin ve peyzajın iyileştirilerek geliştirilmesi temel amaç" olarak belirleniyor; "spor, kültür, dinlenme, eğlenme ve diğer sosyal etkinliklerin yer alacağı bir rekreasyon alanı" olarak planlanması gerektiği ifade ediliyordu.

Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından, Maltepe Bölge Parkı (MBP) için "fikir projesinin elde edilmesi" açıklamasıyla bir yarışma ilanı yapıldı. MBP, büyük çoğunluğu Maltepe ilçe sınırları içerisinde kalan, E-5'in kuzeyinde, TEM otoyolunun güneyinde yer alan 554 ha. alandan oluşuyordu. Alanın sınırlarına Büyükbakkalköy, Başıbüyük ve Gülensu olarak bilinen ve genel olarak gecekondu üzerinden gelişmiş mahalleler dokunuyordu. Güney sınırında yer alan ve Gülensu Mahallesi'nin de komşusu olan büyük askeri alan, bölge parkı ilanı sırasında talep edilmiş ancak alınamamıştı. Bölge parkının içi genel olarak orman alanlarından oluşmaktaydı. Kuzeydoğu yönünde Büyükbakkalköy'e komşu bireysel sanayi gelişmeleri gözleniyordu. Çokça tartışılan lüks konut gelişmeleri ve Maltepe Üniversitesi yerleşkesi ise ilan edilen MBP'nın içindeki kara/utanç delikleri olarak sırıtıyordu. Yarışma açıklamalarında MBP'nin konut ve sanayi alanlarının baskısı altında olduğu söyleniyor ve yarışmanın bu baskıdan kurtulmanın bir yolu olduğunun altı çiziliyordu. MBP'nin, İstanbul'un ve bölgenin yeşil alan ihtiyacına yönelik hizmet edeceği ve bir yandan da Ömerli su havzası ve orman alanları üzerindeki tehditleri azaltacağı, yaşam kalitesi açısından düşük olduğu belirtilen çevre yerleşmelerin daha iyi yaşam koşullarına ulaşmasına yardımcı olacağı vurgulanıyordu. Bölge parkı için önerilen işlevlere bakıldığında; "doğal ortamların olabildiğince geniş tutulması ve büyük ölçüde bozulmuş olan ekosistemin ve peyzajın iyileştirilerek geliştirilmesi temel amaç" olarak belirleniyor; "spor, kültür, dinlenme, eğlenme ve diğer sosyal etkinliklerin yer alacağı bir rekreasyon alanı" olarak planlanması gerektiği ifade ediliyordu.

MİMARLAR ODASI'NIN PROTESTOSU
Yarışma ilanının hemen ardından Mimarlar Odası Genel Merkezi'nin yarışmayı protesto ettiği öğrenildi. Bu çerçevede Mimarlar Odası kendisinden beklenen jüri üyesi adayını yarışma jürisine bildirmeyecekti. Mimarlar Odası protesto açıklamasında gerekçelerini de ortaya koydu. Buna göre, "bölge parkı olarak belirlenen alanın büyük bir kısmının önce üniversite alanı olarak tahsis edilmesi, daha sonra da 116 dönümünün Narcity adlı lüks konut bölgesi olarak kullanıma açılmasının ardından 2005 yılında plan tadilatlarıyla bu alanların bölge parkından çıkartıldığı" ve bunun "şehircilik, planlama öğreti ve imar kurallarına aykırı" olduğunun altı çiziliyor, "MBP'nin adeta üniversite ve lüks konut alanlarının arka bahçesi konumuna getirildiği" vurgulanıyordu. Mimarlar Odası aynı zamanda "bu tarz bir yarışmanın İstanbul ölçeğinde yapılan her türlü yasadışı planlama kararının meşrulaştırma aracı" haline geleceğinin ve kamuoyu nezdinde planlamanın inandırıcılığını bir kez daha yitirmesine neden olacağının da altını çiziyordu. Tabi bu protesto yarışmaya katılmaya niyetlenen meslek insanları ve yarışmadan etkileneceği düşünülen yaşayanlar açısından kafaların karıştığı bir sürece neden oldu.

Yarışma ilanının hemen ardından Mimarlar Odası Genel Merkezi'nin yarışmayı protesto ettiği öğrenildi. Bu çerçevede Mimarlar Odası kendisinden beklenen jüri üyesi adayını yarışma jürisine bildirmeyecekti. Mimarlar Odası protesto açıklamasında gerekçelerini de ortaya koydu. Buna göre, "bölge parkı olarak belirlenen alanın büyük bir kısmının önce üniversite alanı olarak tahsis edilmesi, daha sonra da 116 dönümünün Narcity adlı lüks konut bölgesi olarak kullanıma açılmasının ardından 2005 yılında plan tadilatlarıyla bu alanların bölge parkından çıkartıldığı" ve bunun "şehircilik, planlama öğreti ve imar kurallarına aykırı" olduğunun altı çiziliyor, "MBP'nin adeta üniversite ve lüks konut alanlarının arka bahçesi konumuna getirildiği" vurgulanıyordu. Mimarlar Odası aynı zamanda "bu tarz bir yarışmanın İstanbul ölçeğinde yapılan her türlü yasadışı planlama kararının meşrulaştırma aracı" haline geleceğinin ve kamuoyu nezdinde planlamanın inandırıcılığını bir kez daha yitirmesine neden olacağının da altını çiziyordu. Tabi bu protesto yarışmaya katılmaya niyetlenen meslek insanları ve yarışmadan etkileneceği düşünülen yaşayanlar açısından kafaların karıştığı bir sürece neden oldu.

GECEKONDUYA BASKI ARTAR MI?
Bu sayfalarda defalarca sunulduğu gibi gecekondu bölgeleri çeşitli kentsel gelişmelerin baskısı altına girerek çözülmeler yaşamakta ve nihayet yaşayanları yer değiştirmek durumunda kalmaktadır. Bu kentsel gelişmeler genel olarak lüks konut alanları, iş merkezleri ve alışveriş merkezleri gibi yüksek prestijli olduğu öne sürülen alanlardır. Zaman zaman Sabiha Gökçen Havaalanı, metro hattı ve istasyonları gibi gelişmelerin de bu süreci tetiklediğinden bahsedilir (ki bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda metro hat ve istasyonlarının konut alanlarında ciddi bir değer artışına neden olduğu bilinir). Ama bir yeşil alanın bu baskıyı arttırmasından endişe edildiği, bir değer artışına neden olacak olsa da, çok sık görülen bir durum değildir.

Bu sayfalarda defalarca sunulduğu gibi gecekondu bölgeleri çeşitli kentsel gelişmelerin baskısı altına girerek çözülmeler yaşamakta ve nihayet yaşayanları yer değiştirmek durumunda kalmaktadır. Bu kentsel gelişmeler genel olarak lüks konut alanları, iş merkezleri ve alışveriş merkezleri gibi yüksek prestijli olduğu öne sürülen alanlardır. Zaman zaman Sabiha Gökçen Havaalanı, metro hattı ve istasyonları gibi gelişmelerin de bu süreci tetiklediğinden bahsedilir (ki bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda metro hat ve istasyonlarının konut alanlarında ciddi bir değer artışına neden olduğu bilinir). Ama bir yeşil alanın bu baskıyı arttırmasından endişe edildiği, bir değer artışına neden olacak olsa da, çok sık görülen bir durum değildir.

 

İBB'nin son yıllardaki stratejik yaklaşımı düşünüldüğünde bu endişe haklıdır. Gerçekten de bu bölge Maltepe Üniversitesi ile lüks konut alanlarına hizmet verecek şekilde düzenlenerek bölgeyi çevreleyen gecekondu bölgeleri için yeni bir baskı alanı oluşturabilir. Ancak işlevlerin ve tasarımın ne şekilde düşünüldüğü ile ilgili olarak bu süreç aksi yönde, yani gecekondu bölgelerinin yaşayanları ile birlikte daha iyi şartlara ulaşmalarına ve mahallelerine olan bağlarını güçlendirmelerine de yardımcı olabilir. Özellikle bölgeyi çevreleyen üç gecekondu bölgesinde yaşayanların etkin katılımıyla, bölge parkının önce onlara hizmet edecek, hizmet etmenin ötesinde istihdam alanları yaratacak, donatı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düşünülmesi olası baskı unsurunu ortadan kaldırabilir. Bölge parkı içerisinde düşünülmesi gereken ticari hizmetlerin yatırımcı ve çalışanlarının öncelikle bölge halkından olması için gelişmiş ülkelerde çokça örneği olan mekanizmalar geliştirilebilir ve yaşayanların ilgi ve bilgisini artıracak sosyal programlar uygulanabilir.

Kısaca iki olasılığa da açık bir süreçten bahsetmek daha doğrudur. İBB'nin bugüne kadarki uygulamaları ikinci olasılığa hiç dokunmadığından, baskının artacağı ilk akla gelen senaryodur. Ancak gözden kaçırılmaması gereken, sürecin bir yarışmaya konu olduğudur. Yarışmayı, salt tasarımın ötesinde, bölge insanının katılımına, bölgeyi çevreleyen yerleşmelerin nasıl etkileneceğine ve bu yönde sosyal ve iktisadi önlemlere de dayandıran bir projenin kazanma ihtimali de vardır. Yaşayanların desteğini alan, hatta onların sayılabilecek böyle bir projenin kazanması halinde, İBB'nin stratejileri uyarınca rahat hareket edemeyeceği açıktır. Yarışmanın iptali halinde ise, bölge parkının İMP tarafından tasarlanacağının ve İMP'nin katılımdan ne anladığının yaratacağı endişe, deneyimler ışığında, daha tedirgin edicidir. Diğer yandan, İstanbul'un büyüme biçimlerini takip eden herkes, bölgenin olduğu gibi bıralalmasınm, Maltepe Üniversitesi, Tepe İnşaat ve sanayi tesisleri ile başlamış olan parçalanma sürecini hızlandırarak sürdüreceğini söyleyecektir. Aksi yönde bir gelişme, yani üniversite, lüks konutlar ve sanayi tesislerinin temizlenmesi senaryosunun bu coğrafyada ve bu siyasi kültür ikliminde olabilme ihtimali yok sayılabilir.

ŞEHİRCİLİK VE KAMU YARARI
Konuyu dağıtmak istememekle birlikte Mimarlar Odası'nın açıklamasında yer alan şehircilik ve planlama ilkeleri ve öğretileri konusunda dünyada bir anlaşma olduğundan haberdar değilim. Sıkıştığımız zamanlarda bu kavramlara yaslanıyor olmamız (diğer meslek odaları için de geçerli) bizi uzmanlık üstünlüğümüzü sergileme açısından avantajlı kılsa da, mesleğin uygulamasında ciddi farklılıklar gözlenebilmekte ve çoğu zaman hakçalık, sürdürülebilirlik gibi kavramlar sağa sola savrulabilmek-tedir. Dolayısıyla şehircilik ve planlamanın ilkelerinin aslen "kamu yararı" üzerinden şekil-lenebileceğine, kamu yararının da hiçbir zaman evrensel ilkelerle savunulamayacağına ve ancak zamana ve mekâna bağlı kalınarak tartışmak suretiyle bulunulabileceğine olan inancımı vurgulamak isterim. MBP'nin planlama/tasarım disiplinleri ile sınırlı kalmayan bir kamu yararı tartışmasından geçmesi gerekir. Planlama çerçevesinde değerlendirildiğinde MBP İstanbul'a eklediği yeşil alan, Ömerli Su Havzası'nın, orman alanlarının korunması ve çevredeki yerleşmelerin donatı ihtiyaçlarının karşılanması açılarından kamu yararı içeren bir karardır. Kamu yararı açısından tartışmalı olan, hakçalık ve adalet kavramları üzerinden Bölge Parkı içinde verilen tavizler ile gelecekte parkın çevresini nasıl etkileyeceği, sosyo-eko-nomik yapı ile ilişkilerini nasıl kuracağıdır. Bu çerçevede düşünüldüğünde planlama mesleğini icra eden ve kent üzerine düşünen herkesin ele alması gereken soru; bu yazının başında da değinildiği üzere, doğal ve ekolojik kaynakları koruma ve bölge ile kentin geneline hizmet etme amaçlı bir parkın mevcut doku üzerinde yaratacağı baskı nedeniyle tartışılır hale gelmesinin kamu yararı ile ne kadar bağdaşacağıdır. Soruyu karmaşık kılan girdi, kimin elinde olursa olsun, siyasal erkin bu tür kullanımları salt yaşanabilirlik üzerinden değil, farklı senaryoların uygulama aracı haline getirerek önermesi ve çeşitli yöntemlerle zaman içerisinde işlev değiştirmek marifetiyle çıkar gruplarının kullanımına açma potansiyelidir.

Konuyu dağıtmak istememekle birlikte Mimarlar Odası'nın açıklamasında yer alan şehircilik ve planlama ilkeleri ve öğretileri konusunda dünyada bir anlaşma olduğundan haberdar değilim. Sıkıştığımız zamanlarda bu kavramlara yaslanıyor olmamız (diğer meslek odaları için de geçerli) bizi uzmanlık üstünlüğümüzü sergileme açısından avantajlı kılsa da, mesleğin uygulamasında ciddi farklılıklar gözlenebilmekte ve çoğu zaman hakçalık, sürdürülebilirlik gibi kavramlar sağa sola savrulabilmek-tedir. Dolayısıyla şehircilik ve planlamanın ilkelerinin aslen "kamu yararı" üzerinden şekil-lenebileceğine, kamu yararının da hiçbir zaman evrensel ilkelerle savunulamayacağına ve ancak zamana ve mekâna bağlı kalınarak tartışmak suretiyle bulunulabileceğine olan inancımı vurgulamak isterim. MBP'nin planlama/tasarım disiplinleri ile sınırlı kalmayan bir kamu yararı tartışmasından geçmesi gerekir. Planlama çerçevesinde değerlendirildiğinde MBP İstanbul'a eklediği yeşil alan, Ömerli Su Havzası'nın, orman alanlarının korunması ve çevredeki yerleşmelerin donatı ihtiyaçlarının karşılanması açılarından kamu yararı içeren bir karardır. Kamu yararı açısından tartışmalı olan, hakçalık ve adalet kavramları üzerinden Bölge Parkı içinde verilen tavizler ile gelecekte parkın çevresini nasıl etkileyeceği, sosyo-eko-nomik yapı ile ilişkilerini nasıl kuracağıdır. Bu çerçevede düşünüldüğünde planlama mesleğini icra eden ve kent üzerine düşünen herkesin ele alması gereken soru; bu yazının başında da değinildiği üzere, doğal ve ekolojik kaynakları koruma ve bölge ile kentin geneline hizmet etme amaçlı bir parkın mevcut doku üzerinde yaratacağı baskı nedeniyle tartışılır hale gelmesinin kamu yararı ile ne kadar bağdaşacağıdır. Soruyu karmaşık kılan girdi, kimin elinde olursa olsun, siyasal erkin bu tür kullanımları salt yaşanabilirlik üzerinden değil, farklı senaryoların uygulama aracı haline getirerek önermesi ve çeşitli yöntemlerle zaman içerisinde işlev değiştirmek marifetiyle çıkar gruplarının kullanımına açma potansiyelidir.

NASIL TAVIR ALMALI?
Sorunun yanıtı yine katılımcı pratikler içerisinde gelişebilecek bir güç oluşturmaktan geçiyor. Meslek odalarının tartışmalı bir şekilde ret ya da kabul ettiği olgulara etkisi, gücüyle doğru orantılıdır. Mimarlar Odası'nın İMP'yi sürecin ilk günlerinden itibaren protesto ettiği ancak bu protestonun İstanbul Çevre Düzeni Planı'-nın İMP tarafından hazırlanmasını ve Belediye Meclisinde onaylanmasını etkileyemediği en yakın örnek. Nihayet meslek odalarının planın iptali için birlikte açtığı dava, yine meslek alanında "planın olmaması daha mı iyi" üzerinden yürütülen bir tartışmaya konu olmuş durumda. Yanlış anlaşılmasından endişe ettiğim için vurguluyorum: itirazlar/protestolar çoğu zaman haldi gerekçeler üzerinden yapılmaktadır. Ancak altını çizmek istiyorum: Bu yöntemlerle sonuç alınamamaktadır.

Sorunun yanıtı yine katılımcı pratikler içerisinde gelişebilecek bir güç oluşturmaktan geçiyor. Meslek odalarının tartışmalı bir şekilde ret ya da kabul ettiği olgulara etkisi, gücüyle doğru orantılıdır. Mimarlar Odası'nın İMP'yi sürecin ilk günlerinden itibaren protesto ettiği ancak bu protestonun İstanbul Çevre Düzeni Planı'-nın İMP tarafından hazırlanmasını ve Belediye Meclisinde onaylanmasını etkileyemediği en yakın örnek. Nihayet meslek odalarının planın iptali için birlikte açtığı dava, yine meslek alanında "planın olmaması daha mı iyi" üzerinden yürütülen bir tartışmaya konu olmuş durumda. Yanlış anlaşılmasından endişe ettiğim için vurguluyorum: itirazlar/protestolar çoğu zaman haldi gerekçeler üzerinden yapılmaktadır. Ancak altını çizmek istiyorum: Bu yöntemlerle sonuç alınamamaktadır.

Sonuç almanın yöntemi toplumsal güç oluşturmaktan geçer. Bugün itibariyle siyasal erkin çekinebileceği ve geri adım atabileceği tek hal, medyanın desteğini de alarak sürekli genişleyen, örgütlü davranabilen bir toplumsal yapının siyasal erkin projelerini sorgulaması ve gücünü oluşturduktan sonra da 'kamu yararı' çerçevesinde geliştireceği kendi projelerini siyasal erke empoze etmesidir.

Bölge parkı çerçevesinde düşünüldüğünde, bu sayfanın yazarlarının ve okuyucularının önemli bir kısmının şiddetle destekleyeceği, bölge parkını yarışma konusu olmaktan çıkarıp, uzmanların desteğiyle bölgede yaşayanlar tarafından hazırlanacak bir fikir projesi haline getirilmesi şu ana kadar hiç tartışılmamıştır. Çeşitli taraflarca bu senaryonun tek alternatif olarak İBB'ye önerilmesi ve bu planı, gönüllü uzmanlardan oluşan bir ekibin zaten örgütlü haldeki Gülensu, Başıbüyük ve Büyükbakkal-köy'de yaşayanlarla birlikte yapması yönünde baskı oluşturulması gerekmektedir. Yarışma sürecinin başlaması buna engel değildir. Yarışma projeleri bölge halkının tartışması için bir malzeme olarak kullanılabilir ve uygulama projesi bu tartışmalardan sonra ortaya çıkabilir. Bu baskının, kısa süre içerisinde kurulamaması halinde ümit edebileceğimiz, katılımı merkezine koyan bir yarışma ekibinin yaşayanlar adına yarışmaya katılması ve yaşayanların fikirlerini "birinci" sıraya getirmesidir. (*) muratcy@msu.edu.tr