Vali Köksal’ın gizli takip timi

Türkiye’deki en kıdemli vali benim
<ABDİ KARAGÖZOĞLU-ÜMİT YALDIZ -Gazete Yenigün>
<Fotoğraflar: EMRE TAZEGÜL>
Ağustos 2005’ten bu yana İzmir’i yöneten Vali Oğuz Kağan Köksal kısa sürede kendine has yöntemlerle kentin sorunlarına eğildi. Ön planda olmak için özel gayretleri olmayan, kavgadan, gerginlikten kaçan bir yanı olmasına karşın kısa sürede başka kent güvenliği olmak üzere bazı projelerin tamamlanmasında gösterdiği performansla göz kamaştıran Vali Köksal’ı çapraz ateşe aldık.
Vali Köksal, bürokratlar için hafiye sistemiyle anketler yaptırdığını, asayiş konusunda İzmir’i suç kürsüsünden nasıl indirdiğini, kentin sivil dinamiklerinin ayrı ayrı konuşmasının İzmir için sonuçlarını, Büyükşehir Belediyesi, Özel İdare gibi kurumlar hakkında düşüncelerini dobra dobra Yenigün’e anlattı.
Boşalan Emniyet Genel Müdürlüğü ya da boşalması düşünülen İstanbul Valiliği gibi görevlere gideceği konuşulan Köksal, Türkiye’de yaş itibariyle olmasa da kıdem olarak “en büyük vali” olduğunu, bu tür makamlar için adının geçmesinin de normal olduğunu söyledi. Devlet memurunun makam talebi olamayacağını ve verilen görevi yerine getirmenin kendisi için de bir zorunluluk olduğunun altını çizen Köksal, biraz da gülümseyerek ‘En kıdemli vali benim… 20 yıldır Valilik yapıyorum. Görev yaptığım illere bakıldığında Türkiye’nin 5 büyük kenti arasında, 5. büyük Adana, 4. büyük Bursa ve üçüncü Büyük Kenti İzmir gibi önemli mevkilerde çalıştım. Önemli makamlar söz konusu olduğunda adımın geçmesi kadar doğal bir durum yok” diye konuştu.
Vali Köksal’dan bazı satırbaşları:
Görev yapan en kıdemli vali benim. Adımın bazı makamlar için konuşulması normaldir. Devlet memuru görev talep etmez, verilen görevi yapar. Emniyet Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği gibi makamlar için akla ilk gelen isimlerden biri olmamız bu yüzden ve normal.
Bir vali olarak ön planda olmak, her sözü söylemek tarzım değil. O zaman o ‘vali sözü olur ve üstüne söz olmaz’. İstiyorum ki İzmir’de sivil inisiyatif bir sorunu tartışıp bir noktada anlaşsın. Ben Genel İdare’nin temsilcisi olarak bürokratik anlamda görevimi yapıyorum. Medyatik olmak tarzım değil.
Polisi karakoldan çıkardık, İzmir’i suç kürsüsünden indirdik. Artık vatandaş 155’i değil memuru dahi cepten arayıp ihbar ediyor. Eskiden Konak Meydanı’ndaki bir olay için şahit bulamazdık, şimdi vatandaş olay olmadan ihbar eder hale geldi. Bu diyalog başarıyı getirdi. Suç sayıları 400’lerden 80’lere geriledi. Mesela bugün (4 Aralık Pazartesi) hiç kapkaç olmamış. Bazı suçlarda 20’nciliğe kadar geriledik. Okul önü güvenliğinde Türkiye’nin en güvenli ili haline geldik. Bu duruma Ankara’nın da dikkatini çektik. Çok sayıda memura maaş ödülü verildi.
Bürokratlarım için ‘Gizli’ anketler yaptırıyorum. Bu konuda bir üniversiteyle çalışıyoruz. Vatandaşların şikayetlerini raporlar halinde önlerine koyuyorum. Bu sayede herkes sürekli ‘uyanık’ kalıyorlar. Sonucu iyi çıkana ödül, kötü çıkana ceza var. Bu yöntemi her ilde uyguladım. Sosyal Hizmetler’de çocuk yurtlarını, bakım evlerini, Nüfus Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Müdürlüğü gibi kurumları vatandaş gözüyle gizlice incelettik. Aksayan yönler konusunda yöneticileri uyardık. Bu durum kamu sektörünü ‘diri’ tutuyor. Hata yapmamak için büyük özen gösteriliyor. İstediğimiz vatandaş memnuniyetini arttırmak.
Yerel yönetimlerle ya da sivil toplum kuruluşlarıyla kavga etmek bana göre değil. Sorunları diyalogla çözmekten yanayım. Ancak devletin menfaatleri, yasalar söz konusu olunca ‘dik durmasını da ‘ bilirim. Nazım Plana karşılaştırma yapacağımız başka bir plan olmadığı için dava açmadık ama yasalara aykırı olduğu için Yeni İzmir Projesi’nde belediyeyi mahkemeye verdik. Devletin menfaatleri, yasal söz konusu olduğunda gerekeni yapmasını bilirim.
Özel İdare ‘Sivil’ başkanla da iyi gidiyor. Çalışmaları yakından izliyorum. Ancak Özel İdare’nin belirli bir bütçesi var. Vatandaş bu kurumu ‘sınırsız’ imkanları var sanıyor. Ancak bu yıl 115 milyon YTL bütçesi var. Orta vadede bir belediye kadar ancak icraat yapabilir.
EXPO’nun yeri konusu biraz da maliyet faktörüne bağlı. Hazine arazinin çok olduğu alanların yanı sıra BİE’nin de beğeneceği yer olmalı.
EXPO’da Milano ile yarışmamız bana göre dezavantaj. Keşke daha fazla rakip olsaydı. Oyların bölünmesi halinde aday olmamız daha olası olurdu. Ancak İzmir’in tek şansı hükümetin de bu işin altına elini koymuş olması. EXPO 2015 İzmir konusu Türkiye’de milli bir politika oldu.
İZGAP Projesi sürüyor. Bin Veli Bin Öğrenci başarılı oldu. Bu uzun soluklu projede 2500 öğrenciyi geçtik. 10 bin neden olmasın? İZGAP Sosyal içerikli projelerle sürecek. İlk etapta 163 proje ürettik. Bunların bir kısmı istediğimiz hızda gitmiyor. Son projemiz Sosyal Dayanışma Vakfı ve Milli Eğitim’le açtığımız Doğalgaz tesisat kursu. Çok sayıda kişi bu kurs sayesinde iş sahibi olacak.
Kalkınma Ajansı İzmir için şanstır. Bu yıl 6, önümüzdeki yıl 25 trilyon kaynak gelecek. Kentin tüm dinamikleri bu ajansta İzmir için çaba sarf edecek. Valiliğin yürüttüğü İZGAP sosyal projelere, Kalkınma Ajansı da ekonomik projelerle İzmir’in tüm gücünü bir noktada toplayacak.
Bir sivil toplum cenneti olan İzmir’de herkes bir şeyler yapıyor. Ancak ortak hedef için yapılmadığı için başarı şansı yok. Kurum veya kuruluşların başkanlarının ayrı ayrı cephelerde durmasının kente yararı yok. Bunun altında siyasi beklenti olduğuna inanmıyorum. Herkesin siyasi hedefi vardır. Ancak İzmir söz konusu ise bu ikinci planda kalmalıdır.
İzmir Universiade’de, EXPO adaylığında, Çevre Yolu’nun ödenek sorununda olduğu gibi aynı dili konuşmazsa başarılı olunması zor. Kentte yaşanan kavgalarda siyasi beklentinin etkin olduğuna inanmıyorum. Siyaset ikinci planda kalmalı.
Valiler iki takım tutar. Biri gönlündeki biri de kentin takımı. Ben 6 takım birden tutuyorum. Ankara’nın üç takımı Süper Lig’de, İzmir bu açıdan şanssız. Bir süper lig takımı ceza alsın da İzmir’de maç oynansın diye dua eder hale geldik. Altay ve Karşıyaka arasında beş puan fark var. Yakından izliyorum.
25 yıldır Pipo içiyorum. Tek kötü alışkanlığım bu. Adana Valisi’yken daha kiloluydum. Akapunktur yöntemi ile 18 kilo verdim. Cumartesi günleri vakit buldukça yürüyüş yapmaya çalışıyorum.
İzmir’in fırsatlarından biri ekolojik tarımdır. Diğeri Jeotermal enerji. Bu iki fırsatı iyi değerlendirmek istiyoruz. Seferihisar’daki üç kuyunun devri için yazılar yazıldı. Elektrik bile üreteceğiz. Seferihisar Çeşme’den sonra İzmir’in jeotermal enerji, termal turizm bölgesi olacak. Balçova’da açtırdığımız üç yeni kuyu ile bu yıl 7 bin 500 yeni konuta enerji verdik. 10 bin konutluk da yeni sıcak su çıkarıyoruz.
Zeytin dikimine büyük destek veriyoruz. İzmir’deki hazine arazilerine zeytin dikmek isteyenlere yardımcı oluyoruz. AB üyeliği öncesi zeytin ağacı sayısının artması çok önemli.
Köydes Projesi ile geçen yıl 800 km köy yolu asfaltlandı. Bu yılki ödeneklerle yolsuz ve susuz köy kalmayacak.
Ulaşım her büyük kentte olduğu gibi İzmir için en büyük sorun.. Çevre Yolu’nu başbakanın gündemine soktuk. Önümüzdeki yılın ortalarına doğru hizmete girer. Kent ulaşımını yüzde 35 rahatlatacaktır. Aliağa-Menderes Projesi de ulaşım için çok önemli. Ancak belediyenin alt geçit, üst geçitlerle trafiği rahatlatması lazım.
Birinci Derece deprem bölgesi İzmir’de bu konuyu unutmuş değiliz. Depreme hazırlık eğitimlerimiz aralıksız sürüyor. Kamu binalarının dayanıklılık haritasını çıkardık. Üç binden fazla binada yaptığımız incelemede çok sayıda bina 1998’den önce yapıldığından yönetmeliklere aykırı çok sayıda bina var. Ancak bunlar deprem yönetmeliğinin tarihinden kaynaklanıyor. Okullara önem verdik. 4 okulu hemen tahliye ettik. Bir çok okulu güçlendirdik. 14 okulda çalışmalar sürüyor.