Urla’nın zor seçimi

Feyzi Hepşenkal Arayış 

ALLAH’IN bahşettiği bütün nimetleri sinesinde barındıran Urla’ya giderken, yanıtını bulamadığım “Acaba buranın hangi özelliğini öne çıkarmalı?” sorusu, fır dönüyordu kafamda.
İzmir’i geleceğine yaptığım yolculuğun ikinci durağında, Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu ile konuşmaya başladığımda… Baktım. Onun da kafası karışık.
Çünkü ne ararsan var Urla’da.
Denizse deniz.
İster balıkçılığı tutmasıyla da, yemesiyle de “bir numara” yap.
İster çoğu zaten doğal liman olan koylarını ve 12 adasını, Türkiye’nin en görkemli “yat limanı” haline dönüştür.
* * *
Topraksa toprak.
Altından İzmir’in ve Ege’nin çok yeri gibi tarih fışkırıyor.
Al “Klozomenai Kenti” ni, sahibi olduğu Anadolu’nun en eski “zeytinyağı işliği” ile barışın da simgesi olan zeytin dalları ile süsle.
Yani.
Zeytinciliğe fena halde gaz verebilir Urla.
Tıpkı toprağının üzerinde, hem de en lezzetli biçimde yetişen, neredeyse tüm sebze, meyve türleri gibi.
Örneğin haftada beş gün Urla’nın farklı köşelerinde kurulan pazar sayısını yediye çıkarıp, her birine “özel tur” düzenlemeye değer farklı kimlikler yükleyebilir.
Veya “organik tarım” Urla’nın lokomotifi yapılır belki.
* * *
İnsansa insan.
İstanbul’un Nobel ödüllü yazarı Orhan Pamuk varsa, Urla’nın da 1900 yılında bağrından çıkan ve 1963 yılında Nobel ödülünü kazanan Yorgo Seferis’i var.
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en güçlü sesi Tanju Okan’ı var.
Susuz Yaz’ın yaratıcısı Necati Cumalı’sı var.
Ne var ki, Başkan Karaosmanoğlu daha temiz, daha düzenli bir Urla için koşuşturmaktan; geleceği düşünmeye fazla vakit bulamayanlardan.
Ama işin önemini biliyor.
Mutlaka “bir şeyi” öne çıkarmanın farkında.
Kendisiyle “çok şey” konuştuk”.
“Bir şey” buluncaya kadar da konuşmaya devam edeceğiz.

Kaynak: Milliyet Ege – 20.05.2010