TMMOB Şehir Plancıları Odasından Açıklama

Odamız Genel Başkanı Necati UYAR'ın; Ankara Şube Başkanı Orhan SARIALTUN, İstanbul Şube Başkanı Tayfun KAHRAMAN ve İzmir Şube Başkanımız Gökhan H. ERKAN ile Genel Merkez Yönetim Kurulu ve Şubemiz Yönetim Kurulu Üyelerinin katılımı ile 17 Temmuz 2010 Cumartesi gerçekleştirilen toplantıda yapmış olduğu basın açıklaması için tıklayınız.

 

1969 yılında kuruluşu gerçekleşmiş olan Şehir Plancıları Odası, Anayasa’nın 135’nci maddesi ve 6235 sayılı TMMOB Kanunu uyarınca kentleşme ve planlamaya ilişkin konularda “kamu yararından yana” tavır almaya, uzmanlık alanında kentlerde gerçekleşen uygulamalar hakkında halka doğruları aktarma, yöneticileri kamu yararı doğrultusunda karar almaya yönlendirme, “güveni hâkim kılma” ve alınan yanlış kararlara, yapılan yanlış uygulamalara karşı mücadele yürütmektedir.

Bilindiği üzere Anayasamızın “Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları” başlıklı 135’nci maddesinde meslek odalarının kurulmasına ilişkin amaç net olarak tanımlanmıştır. Buna göre meslek odaları;

“… mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan…” kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlardır.

Bu nedenledir ki, “kamu adına” görev yürütmekte olan meslek odalarının yürüttükleri mücadelenin başlıca amacı kamu yararıdır.

En az meslek odaları kadar “kamu yararını” amaç edinmesi gereken, kamu kurumlarının yetkililerinden bir bölümünün Odamıza karşı izledikleri haksız, saldırgan tavır ve kamu adına seçimle görev üstlenmiş olan şube yöneticilerimize yönelik baskıları kabul edilemez.  

TMMOB örgütlülüğünün bir parçası olan Şehir Plancıları Odası, genel merkezi, şubeleri ve temsilcilikleri aracılığıyla 40 yılı aşkın süredir kendi meslek alanında yaşanan sorunlara karşı, Anayasal görev bilinciyle hareket etmekte ve kentte yaşamını sürdüren geniş halk kesimleri adına çaba harcamaktadır. 

Kamu adına görev yürüten diğer kurumsal yapı temsilcilerinin, bakanlıkların, bunların yerel temsilcilerinin, il ve ilçe mülki idare yöneticilerimizin ve yerel yöneticilerimizin, alanında tek meslek odası olan Şehir Plancıları Odası’nın “yargı yerlerince de haklı bulunan” itirazlarına karşı takındıkları haksız, hırçın ve hatta saldırganlık düzeyine erişen tavrı ve yürütülen sistemli baskı kabul edilemez.

Değerli basın mensupları,

Başta yerel yönetimler olmak üzere, farklı kamu kurumları tarafından yürütülen kentsel alanlara ilişkin projelerden kaynaklanabilecek sorunları, ortaya çıkması olası sakıncaları, bu projeleri hazırlayan kurumlarımıza ve yaşanacak gelişmelerden olumsuz etkilenme olasılığı bulunan vatandaşlara anlatmak, geri dönüşü olanaksız yanlışlara karşı, kamu yararından yana tavır almak, bu amaçla hukuk sınırları içinde mücadele yürütmek Odamızın temel ve vazgeçilmez görevlerindendir.

Bilinmelidir ki, dayanağını Anayasa ve yasalardan alan bu görev tanımına uygun hareket eden Odamıza karşı yürütülmeye çalışılan baskılar, “kentlerimizin geri dönüşü olanaksız zararlara uğramasını önlemek amacıyla” yürütmekte olduğumuz mücadelede herhangi bir gerilemeye neden olamayacaktır.

Yapılan her yeni “özel” yasal düzenleme ve yanlış kurumsal girişimlerle planlama ve dolayısıyla kentlerimiz çıkmaza sürüklenmektedir. Ne yazık ki, yapılan düzenlemelerin büyük bölümü kamu yararına değil, kentsel rantın haksız el değiştirmesine yöneliktir.

Ülkemiz kentlerinde, giderek artan kentsel toprak rantlarıyla oynamanın çekiciliği, kent topraklarında rantların yönlendirilmesinin temel aracı olarak görülen planlamanın yetkilerinin el değiştirmesini de hızlandırmıştır. 1980’li yıllarda “yerelleşme” söylemleri ile başlamış olan el değiştirme, geçen zaman içinde giderek daha da hızlanmıştır. Diğer yandan, geçen zaman içinde bilimsel verilere dayalı biçimde koruma kararı alınması gereken ve gelecek nesillere “bozulmadan” aktarılması gereken alanların da kentsel rantlara konu olacak duruma gelmesiyle, planlama yetkilerinin doğal ve kültürel varlıklarımızı ortadan kaldıracak biçimde kullanılması da yaygınlaşmıştır. Bu durum, planlama yetkilerini parçalayan, el değiştirmesini hızlandıran, “bilimi”, “tekniği” ve “kamu yararını” görmezden gelen düzenlemelerin, bu tür düzenlemelere dayanarak yapılan planlama çalışmalarının üretilmesini, kentlerde ve çevresinde doğal olarak korunması gereken alanlarda bozulmayı hızlandırmıştır.

Özellikle son yıllarda yapılan mevzuat düzenlemelerinin, yasaların, yönetmeliklerin “amacı”, “işlevi” ve “uygulama sonuçları” kamu yararından hızla uzaklaşırken, kamuda üst düzey yönetim görevini üstlenen “kamu görevlileri”nde ve seçimle gelen yerel yöneticilerin bir bölümünde benzer anlayış hâkim olmuş ve kamu adına görev üstlenen yöneticilerimizde de bozulma artmıştır.   

Belirli kesimlerinin rüyalarını süsleyen “fahiş” kentsel rant kazanma hırsı, ülkemizde kamu yararını temel amaç edinmesi gereken mevzuat düzenlemelerimizi bu çizgiden hızla uzaklaştırmaktadır.  

Son yıllarda, aslen bir bütün olması gereken planlama yetkileri, alınan her yeni kararla parçalanmış, kamu yararı kavramı her parçalanmayla bir adım daha gerilemiştir. Sanayiciler ve turizmcilerle başlayan “yetki kapma” arayışı, zaman içinde özelleştirmeye konu alanlara, toplu konut alanlarına, maden işletmelerine, kıyı alanlarına, kamu arazilerine, gecekondu alanlarına, demiryollarına ve karayollarına kadar ulaşmıştır. Böylesi yetki çeşitlenmesinden kaynaklanan parçalanma, planlama kararlarında ve uygulamada önemli olumsuzluklara, geri dönüşü olanaksız zararların ortaya çıkmasına neden olur hale gelmiştir. Son aylarda gündemde yoğun biçimde yer tutan düzenlemelere bakıldığında, “kentsel dönüşüm” gibi yetki düzenlemeleri ile kentlerimizde, kentlerde yaşayan vatandaşların anayasal haklarını (barınma hakkını, mülkiyet hakkını, yargıya başvurma hakkını) ortadan kaldıran düzenlemelerin hız kazandığı görülmektedir. Üstelik bu düzenlemeler, yetki verdiği yerel yönetimler arasında da ayrımcılık yapabilmeyi amaçlayan bir içeriğe sahiptir.

Kentsel dönüşüm örneğinde olduğu gibi, Belediye Kanunu’na yapılan eklemeyle kentsel dönüşüm uygulamaları bir yandan Bakanlar Kurulu kararına bağlanır ve muhalif belediyelerin girişimleri engellenecek duruma getirilirken, diğer yandan kentsel dönüşüm alanlarında var olan kamu arazilerine Toplu Konut İdaresi aracılığıyla belediyelerden önce el koyabilmenin önü açılmıştır. Yapılan kamu yararına ve hukuka aykırı, bir gecede yasalaşan düzenlemelerle, bir yandan devletin koruması altında olması gereken vatandaşlar savunmasız duruma getirilirken, diğer yandan yandaş kesimlerin kayrılması, yandaşlara haksız, fahiş rant aktarımının hızlanması kolaylaştırılmaktadır.

Ülke genelinde yaşanan olumsuz gelişmelerin benzerlerinin kaçınılmaz olarak İzmir kentinde de yaşandığı, gerek merkezi kurumlar tarafından alınan kararların ve gerekse belediyeler tarafından alınan kararların bir bölümünün İzmir’de geri dönülmesi olanaksız zararlara neden olacak girişimlere dönüştüğü görülmektedir.

İzmir kenti ve çevresinde yaşanan ve meslek alanımızı doğrudan ilgilendiren konularda son dönemlerde yaşanan kimi gelişmeler endişelerimizi arttırırken, Anayasadan ve TMMOB Kanunu’ndan kaynaklanan görevi gereği Odamızın sorumluluğunu da arttırmaktadır. Son yıllarda yaşanan gelişmelere karşı Odamız tarafından gerçekleştirilen uyarıların, karşı çıkışların ve İzmirliler adına yürütülen mücadelenin tek amacı yapılan düzenlemelerin “kamu yararına” uygun duruma getirilmesidir.    

Bu kapsamda, bilinmelidir ki;

İzmir kent merkezinde yapılmaya çalışılan, “kişiye özel”, “gruplara özel” sipariş gökdelen yapım kararları, Alsancak ve çevresinde, kent merkezinde yoğunlaşmaya, ulaşım sorunlarına, altyapı sorunlarına, korunması gereken kent merkezinde bozulmaya neden olacak tüm “özel” kararlar, kamu yararına olmadığı gibi İzmir kentinin aleyhine düzenlemelerdir.

·         İzmir kenti çevresindeki verimli tarım alanları, Kemalpaşa Ovası, Torbalı Ovası, Menemen Ovası, İnciraltı, Gümüldür vb. alanlar, salt İzmir açısından değil, ülkemiz ve dünya açısından da korunması gerekli önemli alanlardır. Bu alanların da kişisel ya da kurumsal rant beklentilerine kurban edilmesi, hangi gerekçeyle olursa olsun bu alanların sanayi tesislerine, turizm tesislerine kurban edilmesi kabul edilemez.

·         Sanayi gelişmelerinin İzmir benzeri kentlerin sosyal ve ekonomik yaşamına katkısı yadsınamaz. Ancak sanayi alanlarının tekil yapılaşması, yarardan çok zarara neden olmaktadır. Bu nedenle sanayi gelişmelerinin “boş olan” organize sanayi bölgelerine yönlendirilmesi keyfi bir gereklilik değil, zorunluluktur.

Diğer yandan, DPT’nin konuya ilişkin 1990’lı yıllarda almış olduğu kararda da açıkça belirtildiği gibi, Kemalpaşa’da sanayi alanlarının organize sanayi bölgesine dönüştürülmesinin tek amacı; “altyapı ve arıtma tesislerinin kurulması”, çevre sorunlarının giderilmesidir. Söz konusu kararda değinildiği gibi, Kemalpaşa Ovasında hiçbir yeni sanayi tesisi kurulmaması gerekmektedir. Ancak geçen yaklaşık 20 yıllık sürede, altyapıya yönelik hiçbir ciddi sonuç elde edilememiş, sanayi alanları sürekli genişletilmiş, Kemalpaşa Ovası büyük zarar görmüştür. Bilinmelidir ki, Kemalpaşa Ovası benzeri tarımsal alanlarda sanayinin genişlemesi, asla kamu yararına, İzmir’in ve İzmirlinin yararına değildir.

·         İzmir ve çevresinde var olan doğal ve kültürel değerlerin, kenti aynı zamanda bir turizm kentine dönüştürmesi kaçınılmazdır. Ancak, turizm gelişmesine bağlı “ekonomik gelişme” umudu pompalanarak, kentsel rantları yönlendirecek kimi kararların, İzmir’in korunması gereken, az sayıdaki açık ve yeşil alanını ortadan kaldıracak biçimde kullanılmaya çalışılması da kabul edilemez bir girişimdir. Bu kapsamda İnciraltı bölgesinin “sözde düşük yoğunluklu” biçimde yapılaşmaya açılmasını amaçlayan, sonuçları açısından geri dönüşü olanaksız zararlara neden olacak olan projenin gerçekleşmesi, İzmir için turizmde “çağ atlamanın” değil, büyük bir “kentsel pişmanlığın” anıtı olacaktır.

·         Kimi iktidar belediyelerinin yoksul kent halkı üzerinde baskı aracına dönüşen, yöneticiler tarafından adeta bir sihirli değnek gibi sunulan, oluşan kentsel rantı vatandaşın elinden alıp yandaşlara aktarmayı amaçlayan, “tasfiye” ve “soylulaştırma”dan bir adım öteye geçemeyen kentsel dönüşüm uygulamalarının, İzmir’in gündeminde de sıkça yer tutmaya başladığı görülmektedir.Yapılan son yasal düzenleme ile birlikte, evi olan vatandaşı, “evini yıkarak borçlandırma” ve yoksul halkın birikimleriyle “inşaat sektörünü canlandırma” aracına dönüşen kentsel dönüşüm uygulamalarına karşı, Şehir Plancıları Odası bugün olduğu gibi gelecekte de halka gerçekleri anlatmayı sürdürecektir.

İzmirliler ve İzmir kenti adına yürüttüğümüz ve doğrudan kamu yararını amaç edinen mücadelemize karşı yürütülen karalama çabalarını ve kurulmaya çalışılan baskıları kınarken, yaptığımız her itirazın, açtığımız her davanın arkasında olduğumuzun ve gelecekte de hiç çekinmeden kararlarımızın arkasında duracağımızın İzmirliler tarafından bilinmesini istiyoruz.  

Bilinmelidir ki, aşağıda kısaca yer verilen, İzmir ve çevresinde TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından açılmış ve yargıda sürmekte olan davalar, yapılan itirazlarla kamu kurumlarımıza ve belediyelerimize gerekli düzeltmelerin yaptırılamaması üzerine açılmış davalardır.

1.    Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yapılarak onaylanan 1/100.000 ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı’na karşı Danıştay’da dava açılmış ve sürmektedir.

2.    Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yapılarak onaylanan 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Çevre Düzeni Planı’na karşı Danıştay’da dava açılmış ve sürmektedir.

3.    Ayvalık Belediyesi uygulaması ve Koruma Bölge Kurulu kararına karşı Balıkesir İdare Mahkemesinde açılan dava sürmektedir.

4.    Marmaris Yat Limanına yük limanı için 300 metre uzunluğunda, doğal çevrede bozulmaya neden olacak ekleme yapılmasına ilişkin düzenlemeye karşı Danıştay’da açılan dava sürmektedir.

5.    İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi’ne karşı plan değişikliğine ilişkin İzmir İdare Mahkemesinde açılmış olan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmiş olup dava sürmektedir. (703 ada 41 parsel)

6.    İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi’ne karşı plan değişikliğine ilişkin İzmir İdare Mahkemesinde açılmış olan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmiş olup dava sürmektedir. (948 ada 1 parsel)

7.    Bergama Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Çevre Düzeni Planı’na karşı açılan dava Danıştay’da devam etmektedir.

8.    Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Çevre Düzeni Planı’na karşı açılan dava Danıştay’da devam etmektedir.

9.    İnciraltı Turizm Merkezi Balçova Kaplıcaları Kesimi Çevre Düzeni Planı’na karşı açılan dava Danıştay’da devam etmektedir.

10.  İnciraltı Turizm Merkezi İnciraltı Kesimi Çevre Düzeni Planı’na karşı açılan dava Danıştay’da devam etmektedir.

11.  Karabağlar Kaymakamlığı için mevcut planlarda otopark olan ve pazar yeri olarak kullanılan alanda Kaymakamlık binası yapılması için Karabağlar Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan plan değişikliğine karşı açılmış olan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmiş ve dava sürmektedir.

12.  Narlıdere 2. İnönü Mahallesi ve Atatürk Mahallesi Revizyon İmar Planı’na karşı açılmış olan dava İdare Mahkemesinde sürmektedir. 

13.  Narlıdere 6533 ada 6 parsel (Belediye Hizmet Alanı) İmar Planı hakkında açılmış olan dava ilgili karar iptal edildiğinden konusuz kalmıştır.

14.  İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin otoparklara ilişkin almış olduğu belediye meclis kararına karşı açılmış olan dava temyiz aşamasında devam etmektedir.

15.  Alsancak 1823 ada 17 parselde bulunan Tekel yapılarına ilişkin Özelleştirme İdaresi tarafından yapılan plan değişikliğine karşı Danıştay’da açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmiş, dava sürmektedir.

16.  1/25000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı’na karşı İdare Mahkemesinde açılan dava devam etmektedir.

17.  EXPO konusunda yapılan açıklamalar hakkında Odamıza yönelen hakaretler hakkında açılan dava temyiz aşamasındadır.

Yukarıda yer verilen çabalarımızı saptırarak, gerek basın yoluyla ve gerekse doğrudan yetki kullanımı tehdidiyle, Şehir Plancıları Odası’na yönelen sindirme çabalarını ve bu kapsamda yaratılan baskı ortamını ve söylemini kınıyoruz.

Ülke genelinde ve diğer kentlerimizde olduğu gibi, İzmir kentinin ve İzmir kentinde yaşayan geniş halk kesimlerinin lehine olacak, mevzuata, bilime, kamu yararına uygun düzenlemelere geçmiş yıllarda olduğu gibi gelecekte de destek vermeyi sürdürürken, kamu yararına ve İzmir’in lehine olmayan tüm düzenlemelere karşı gelecekte de karşı duracak, hukuk içinde mücadelemizi sürdüreceğiz.Basınımızın siz değerli temsilcileri aracılığıyla, İzmir kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.

 Necati UYAR

TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı