Suyun korunması yaşamın korunmasıdır

Su olmadan yaşam düşünülemez. İnsanlık için tehlike çanları çalıyor. Geçen hafta, 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle suya dair karamsar tablolar çokça anlatıldı, çokça uyarıda bulunuldu.

B.M. 2002/3 Küresel Çevre Raporu'na göre, dünyada 1,1 milyar insan güvenli içme suyu, 2,4 milyar insan ise güvenli arıtma hizmetlerinden yoksun. Böyle giderse, 2032 yılı itibarı ile dünya nüfusunun yarıdan fazlası ciddi su sıkıntısı çekecek. Geçtiğimiz yıl Mart ayında Mexico City'de toplanan 4. Dünya Su Forumu'na sunulan rapordaki veriler, daha da kötüye gittiğimizi gösteriyor; temiz içme suyundan yoksun insan sayısı 1,5 milyara yükselmiş, 3 milyar kişi kanalizasyon ve arıtma tesisi olmadan yaşıyor. Her gün 35 bin kişi yeterli ve sağlıklı su gereksinimi karşılanmadığı için yaşamını yitiriyor.

ALTIN MI, SU MU?
Türkiye, "su stresi" çeken ülkeler arasında. Su kaynakları hızla tükenmekte ya da kirlenmekte; 20 yıl önce kişi başına 4 bin metreküp su düşüyordu, bugün 1430 metreküp düşüyor. Türkiye'de 2030 yılına kadar ülkemizde kişi başına düşen su miktarının 1/3 oranında azalacağı, 1000 metreküpün altına ineceği uyarısında bulunuluyor, 30-35 yıl sonra Türkiye'nin çöl halini alacağı tahminleri yapılıyor. Bu karamsar tablo karşısında, su kaynaklarını kıskançlıkla korumak zorundayız, yoksa çocuklarımız bir bardak suya hasret kalacak. Uyarılara karşın su kaynakları, daha fazla kâr hırsına, daha fazla kazanca feda ediliyor.

Türkiye, "su stresi" çeken ülkeler arasında. Su kaynakları hızla tükenmekte ya da kirlenmekte; 20 yıl önce kişi başına 4 bin metreküp su düşüyordu, bugün 1430 metreküp düşüyor. Türkiye'de 2030 yılına kadar ülkemizde kişi başına düşen su miktarının 1/3 oranında azalacağı, 1000 metreküpün altına ineceği uyarısında bulunuluyor, 30-35 yıl sonra Türkiye'nin çöl halini alacağı tahminleri yapılıyor. Bu karamsar tablo karşısında, su kaynaklarını kıskançlıkla korumak zorundayız, yoksa çocuklarımız bir bardak suya hasret kalacak. Uyarılara karşın su kaynakları, daha fazla kâr hırsına, daha fazla kazanca feda ediliyor.

Yaklaşık 15 yıl önce Bergama-Ovacık Altın Madeni ile başlayan altın madenciliği suyu kirleten başlıca tehditlerin başında geliyor. Söz konusu olan altın madenciliği olunca, anayasa, yasa ve mahkeme kararlarının bir öneminin kalmadığını artık herkes biliyor. Maden çıkarma ve ayrıştırma faaliyetleri, yer altında uyuyan başta arsenik olmak üzere ağır metalleri uyandırıyor, ağır metallerin sulara karışması sonucunda, sudan yararlanan canlıların sağlığı için çok büyük risk oluşturuyor.

Türkiye'nin üçüncü büyük kentinin içme suyu, yetkili İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) ve İzmirlilere rağmen kirletici altın madeni tehdidi altında. Kentin içme suyunun yüzde 36'sını sağlayan Tahtalı Barajı havzası sınırında bu yıl yapımına başlanacak Çamlı Barajı su toplama havzasında, Menderes İlçesi, Efemçuloıru Köyü sınırları içinde, Kanada kökenli çokuluslu bir şirket tarafından altın ve gümüş madenciliği işletmesi yapılmak isteniyor. Yörenin yeraltı ve yerüstü sularını kirleteceği, doğal dengeyi alt-üst edeceğine ilişkin pek çok bilimsel rapora rağmen, konuyla ügili davalar devam ederken, işletme hazırlığı hızla sürüyor. Üstelik yetkili İZSU'nun denetimine izin verilmiyor. Madenci şirketin silahlı adamları İZSU'nun kontrol elemanlarını sahaya sokmuyor, güvenlik istemine Jandarma'dan olumsuz yanıt veriliyor. Göz göre göre koskoca bir kentin suyu, kapitalizmin kâr hırsına feda ediliyor. Aynı tehlike Uşak-Eşme-Kışladağ'da, Balıkesir-Havran-Küçükdere'de de yaşanıyor. Önü alınamazsa, altında "altın" olan her yer aynı kaderi paylaşacak.

SUYUN DÜŞMANI GOLF
Su için bir başka tehlike de golf sahalı turizm tahsisleri. 12 Eylül huloıku kalıntısı Turizm Teşvik Kanunu'na dayalı olarak, kültürel ve doğal zenginliklerimiz turizm adı altında peşkeş çekiliyor. Bu amaçla, kamu arazileri 75 yıllılığına çok büyük sermayesi olan yatırımcılara pazarlanıyor. Yeşil örtünün yok edilmesi, su kaynaklarının kurutulması pahasına, her biri bir ilçe nüfusunun gereksinimi olan suyu tüketecek olan onlarca golf sahası açılmak isteniyor. Su varlığı bakımından zaten çok fakir olan ve şimdiki haliyle yeraltı su havzasını besleyen yıllık su miktarının 17 katı suyun çekildiği Çeşme Yarımadası'nda 14 tane golf sahası açılmaya kalkışılıyor.

Su için bir başka tehlike de golf sahalı turizm tahsisleri. 12 Eylül huloıku kalıntısı Turizm Teşvik Kanunu'na dayalı olarak, kültürel ve doğal zenginliklerimiz turizm adı altında peşkeş çekiliyor. Bu amaçla, kamu arazileri 75 yıllılığına çok büyük sermayesi olan yatırımcılara pazarlanıyor. Yeşil örtünün yok edilmesi, su kaynaklarının kurutulması pahasına, her biri bir ilçe nüfusunun gereksinimi olan suyu tüketecek olan onlarca golf sahası açılmak isteniyor. Su varlığı bakımından zaten çok fakir olan ve şimdiki haliyle yeraltı su havzasını besleyen yıllık su miktarının 17 katı suyun çekildiği Çeşme Yarımadası'nda 14 tane golf sahası açılmaya kalkışılıyor.

Sayılanların dışında, su havzalarındaki önlenmeyen yapılaşmalar, suyun bir ticari mal halini alması, yaşam için zorunlu kaynak olan suya ulaşımı engelliyor. Bütün olarak baktığımızda, toprak, hava, su, kısaca canlı yaşam alanları, vahşi kapitalizmin saldırısı altında. Bu saldırıya karşı, sağlıklı çevrede yaşama hakkını güvenceye alması gereken yasalar da artık suyu korumuyor. "Suyun korunması, yasal olarak güvenceye alınmalı" sözünün de bir anlamı yok artık. Şimdiye kadar yasalaşan turizm, madencilik, tarım alanlarına ilişkin yasal düzenlemeler, hatta Çevre Yasası düzenlemeleri, "sürdürülebilir kalkınma" adı altında, suyu kirleticilere karşı korumadan çok uzak.

Yaşamın sürmesi için suyun korunması, küresel sermayenin çıkarları yerine insanların da içinde yer aldığı tüm canlı yaşamının sürmesini sağlayacak politikaların üretilmesine bağlıdır.

Yarın susuz kalmamak için, bugün bir şey yapmalıyız. Bu yıl yapılacak genel seçimleri, suyun, toprağın, havanın, kısaca yaşama alanlarının korunmasının seçimine dönüştürmeliyiz.

Arif Ali CANGI

Birgün – 31.03.2007