SUÇ VE KENT

 

AHMET CEMİL PESEN

Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür (Balcıoğlu İ.). Birey, var olduğu toplum içerisinde kendisini herhangi bir noktada konumlayamamakta, toplumun kendisini dışladığını düşünmekte ve/veya topluma adapte olamamakta; buna karşı bir tepki olarak da suça yönelmektedir.

Suç oranlarının en çok artış gösterdiği yerleşmeler hiç şüphesiz kentsel mekânlardır. Kentleşme, gelenekleri ve görenekleri eriterek; düzensizliklerin ve problemlerin kaynağı olmaktadır. Bir kentte (özellikle metropollerde), göçle gelen kişiler sahip oldukları gelenekleri devam ettirememektedir. Kırdan kente göç önemli toplumsal değişmelere yol açar. Bu değişmeler her türlü insan ilişkisinin yeniden oluşması demektir. Yapısal değişiklikler fiziksel yapıyı etkilediği gibi, kişilerin davranışlarının ve hatta heyecanlarının değişmesine yol açar (Keleş R.). Kişi yeni kentsel mekân ile eski kırsal mekân arasında ve sosyal yapı arasında bir bağlantı kuramamakta, ilişkilendirme yapamamaktadır. Bu duruma bir de yaşanan işsizlik, geçim sıkıntısı vb ekonomik sıkıntılar eklenince, birey, psikolojik olarak çöküntü yaşamaktadır. Bunun sonucunda ise yokluk ve ümitsizlik baş göstermektedir.

Kırdan kente göç olgusunun meydana getirdiği temel problemlerden biri, hızlı gecekondulaşmadır. Gecekondulaşma olgusu zaman içerisinde büyüyerek kente eklemlenmiş "gettolar" oluşturmaktadır. Bu gettolarda yaşayan topluluklar (aynı sosyal yapı) içinde birey kırsaldan gelen sosyal ve mekânsal yaşantısını devam ettirme eğilimi göstermektedir. Herhangi bir altyapı, ulaşım, sosyal donatı gibi olanakların olmadığı bu alanlarda genç kuşak grupları bir araya gelerek "çete" denilen oluşumlara yönelmektedirler. Bu çeteler kendilerine hedef olarak kentin "kozmopolit" mekânlarını, önemli ulaşım odaklarını ve insan trafiğinin en çok olduğu alanları seçmektedirler. Ayrıca suça yönelik kurulan bu gruplar ekonomik yapıya müdahale ederek, bu alanda da bir "sizi koruruzcu" söylemi üreterek kendilerine büyük haksız kazançlar sağlamaktadırlar.

İSTANBUL'UN SUÇ HARİTASI
Suç oranının en yüksek olduğu kentlerden biri de İstanbul'dur. Emniyet Genel Müdürlüğümün 2004 yılında yaptığı "Türkiye'nin Suç Haritası" çalışmasına göre İstanbul'da bir yılda işlenen suç oranının Türkiye genelinin 4'te ı'i olduğu belirlenmiştir. Bunun altında yatan temel nedenler, hiç şüphesiz göç olgusundan kaynaklıdır. Ekonomik sorunlar, İstanbul'un en pahalı kentler içinde ilk 100 içinde olması, plansız kentleşme, karmaşık bir sosyal yapı, diğer izleyen sebeplerdir.

Suç oranının en yüksek olduğu kentlerden biri de İstanbul'dur. Emniyet Genel Müdürlüğümün 2004 yılında yaptığı "Türkiye'nin Suç Haritası" çalışmasına göre İstanbul'da bir yılda işlenen suç oranının Türkiye genelinin 4'te ı'i olduğu belirlenmiştir. Bunun altında yatan temel nedenler, hiç şüphesiz göç olgusundan kaynaklıdır. Ekonomik sorunlar, İstanbul'un en pahalı kentler içinde ilk 100 içinde olması, plansız kentleşme, karmaşık bir sosyal yapı, diğer izleyen sebeplerdir.

İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü'nün hazırladığı "2006 Yılı Asayiş Raporu" ilçe suç haritasını ortaya koymuştur. Bu rapora göre, gasp ve yankesicilik olaylarında Beyoğlu ve Eminönü ilk sırada yer alırken Topkapı, Şişli, Beşiktaş listede yüksek değerleri ile öne çıkmaktadır. Hırsızlık olaylarında Beşiktaş, kapkaç olaylarında ise Topkapı ilk sırada yer almaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi bu mekânların kentin kozmopolit mekânları, ulaşım odakları ve kalabalık alanları olduğu görülmektedir. Ayrıca bu alanların ortak noktalarından biri de önemli ekonomik hareketliliklerin olduğu alanlar olmalarıdır. Suçun en düşündürücü yanlarından biri de yaşam koşullarının giderek zorlaşması (kapitalizmin vahşileşmesi) paralelinde şiddetin giderek artış göstermesidir. Bir örnek vermek gerekirse; bir zamanlar sadece yankesicilik olarak ifade ettiğimiz suç türü yerini, insan hayatına kast eden kapkaç olgusuna bırakmıştır. Her gün yazılı ve görsel medyada sürekli bu tür haberleri görmek olağan bir hale gelmiştir. Kentli de bu süreç içerisinde yeni suç ortamına adapte olmakta zorlanmakta, sürekli bir korku içerisinde yaşamaktadır.

Kentte suç oranının artmasındaki diğer bir faktör de toplumsal bilincin zayıflamasıdır. Her gün işlenen suçlar karşısında birey kendini çaresiz olarak hissetmekte şahit olduğu olaylara bile müdahil olmaya korkmaktadır.

Hiç şüphesiz hem suçun hem de vurdumduymazlığın altında yatan temel eksikliğin başında hukuki yetersizlik gelmektedir. Suçlu olarak yakalanan kişi aynı gün içerisinde serbest kalmakta ve yeni bir suç işlemesi için kentin sokaklarına adeta "salınmaktadır".

SUÇA KARŞI TOPLUMSAL BİLİNÇ
Suç ve çarpık kentleşme birbirini besleyen iki olgu olmakta, kötü mekânlar kötü insanları kentlere kazandırmaktadır!..

Suç ve çarpık kentleşme birbirini besleyen iki olgu olmakta, kötü mekânlar kötü insanları kentlere kazandırmaktadır!..

Böylesi bir karamsar tablonun üstesinden gelmek kolay bir süreç değildir. Kuşkusuz en başta yapılması gereken şey, herkesin söyleminde olan ama bir türlü amacına ulaşamayan bireyin eğitilmesidir. Şayet kente suç tohumlarını zerk eden sorunlu alanlar hakkında bir araştırma yapılırsa, bu alanlarda eğitim sisteminde büyük eksiklikler olduğu ortaya çıkacaktır. Bu eksikliklerin sadece nicelik değil, nitelik bakımında da irdelenmesi gerekmektedir. Bireyin kendine ve topluma karşı olan sorumlulukları kişiye öğretilmeli ve uygulamaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

Göçle gelen bireylerin kentsel yaşama adapte olması sürecinde çok önemli rol oynayacak bir yapı da, demokratik süreçlerin vazgeçilmezleri olan sivil toplum kuruluşlarıdır. Özellikle AB uyuşum sürecinde sosyal yapının güçlendirilmesi bağlamında Avrupa Sosyal Fonu'ndan alınacak karşılıksız krediler ile çok mühim dönüşüm projelerine yönelmek söz konusu olabilir.

Suçun engellenmesi boyutunda güçlü bir hukuksal altyapı gerekliliği de kaçınılmazdır. Bu altyapı, bireyi, yasa yapıcıyı, toplumsal oluşumları ve uygulayıcıları içine alan bir süreç olduğu gibi kurumları da bilinçli sorumluluğa davet eden bir omurga olmalıdır.

'Çocuk suçlularda artış
ÖZELLİKLE çarpık gelişmiş kentsel mekânlar, güç şartlardaki çocukların da suça itilmesini hızlandırmaktadır. Son yıllarda "çocuk suçlular" sayısındaki artış önemli rakamlara ulaşmıştır. ATO'nun üç ayrı resmi kurumun verilerinden yararlanarak 2006 yılında hazırladığı rapora göre, Türkiye'de çocuk suçlu sayısı hızla artmaktadır. Rapora göre mala karşı işlenen suçlarda her 100 şüpheliden 25'i çocuk ve bu çocuklardan yüzde 80'i hırsızlıkla suçlanıyor. 100 cinayet şüphelisinden 9'u çocuk. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün rakamlarına göre, 2005 yılının ilk 6 ayında toplam şüpheli sayısı 204 bin 38 kişi iken, çocuk şüphelilerin sayısı 29 bin 968… Diğer bir deyişle toplam şüphelilerin yüzde 15'i çocuk. Çocuk şüpheli sayısı 2001 yılında 43 bin 808 iken, 2004 yılında yüzde 18 artışla 51 bin 900'e, 2005 yılının ilk 6 ayında ise 29 bin 968'e ulaşmıştır.

Birgün -27.04.2007