Su Sorunu

Cengiz Türksoy

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ülkemizin en seçkin kuruluşlarından birisidir. Kuruluşu, 1929 yılındaki büyük kuraklık üzerine oluşturulan Sular Umum Müdürlüğü’ne dayanan DSİ, 80 yıla yaklaşan geçmişinde ülkemizin su kaynaklarının değerlendirilmesi için yaptığı çalışmalarla yalnız Türkiye’nin değil dünyanın da bu alandaki saygın kuruluşları arasında yer almıştır. DSİ, bu saygınlığı yalnızca gerçekleştirdiği çalışmalar nedeniyle değil o çalışmalarda görev almış teknik kadrolara dünya standartlarında deneyim kazandırdığı için de hak etmiştir.

Ülkemiz böyle seçkin bir kuruluşa sahip olmasına karşın, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere birçok kentimiz bugün neden büyük bir su sorunuyla karşı karşıyadır? Soru, “küresel ısınmanın sonucu olarak yağış rejiminde köklü değişiklikler oldu ve bu beklenmeyen gelişme kentlerimizi su sorunu ile karşı karşıya getirdi” biçiminde yanıtlanabilir. Ama bu yanıt bizi gerçeklerden çok uzağa götürür.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verileri ülkemizin orta ve batı bölümünde bu yıl yaklaşık yüzde 30 daha az yağış gerçekleştiğini gösteriyor. Bu yağış azalması su kaynaklarına aynen yansısa bile, demek ki kente verilen su miktarının ancak yüzde 30 eksilmesi gerekiyor. Oysa belediyelerce basına yapılan açıklamalardan ve televizyona yansıyan görüntülerden, özellikle İstanbul ve Ankara’da su kaynaklarının tümüyle tükenmek üzere olduğunu anlıyoruz.

1968’den beri yürürlükte olan 1053 sayılı “Ankara, İstanbul ve nüfusu yüz binden yukarı olan şehirlerde içme, kullanma ve endüstri suyu temini hakkında kanun” gereğince o tarihten beri bu büyüklükteki kentlerimizin içme ve kullanma suyu DSİ tarafından sağlanıyor. Kent içindeki dağıtım ise belediyelerce yapılıyor. Buna göre, “öyleyse nüfusu yüz bini aşan kentlerimizde yaşanan su sorunundan birinci derecede DSİ sorumludur” diyebiliriz ama o zaman, sorunu “küresel ısınmanın” yarattığını sananlar kadar yanılırız. İlkokul öğrencilerinin korkulu rüyası havuz problemlerine taş çıkartacak kent içi su şebekeleri ve su işletmeciliğiyle kimi yerlerde suyun yüzde 30’dan çoğunun israf edildiği anımsanırsa neden yanıldığımız kendiliğinden ortaya çıkar.

Sorunun bir başka nedeni siyasetçi ile bürokrat arasındaki görev paylaşımının birbirine karışmasıdır. Daha önce bir başka yazımızda da belirtildiği gibi siyasetçi “ne yapılacağına”, bürokrat/uzman “nasıl yapılacağına” karar vermelidir. DSİ konusunun uzmanı bir kuruluş olarak, başta İstanbul olmak üzere 26 kentin, bugün ve gelecekte su sorunu yaşamaması için gerekli çalışmayı yıllar önce tamamlamış ve siyasetçinin önüne koymuştur. Siyasetçinin çok daha başka öncelikleri olduğu için o projeler ancak “yumurta kapıya geldiğinde” anımsanmaktadır. Bir başka deyişle; sorunun “nasıl önleneceğini” bilenler görevlerini zamanında yapmışlardır ama “ne yapılacağına” karar vermekte gecikenler sorunu bugünkü boyutlarına taşımışlardır.

Kolayca görüldüğü gibi, gereksinim hızla artarken gereken yatırımların zamanında yapılmaması ve israfın yarattığı su sorunu, yüzde 30 düzeyindeki dönemsel bir yağış azalmasıyla kâbusa dönüşmüştür. Başka sorunlarımız da böyle büyümüyor mu?

Akşam -31.07.2007