SU KITLIĞI İLE MÜCADELE YILINDA KENTLERİN SU SIKINTILARI

TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Merkezi 21.03.2007 tarihinde bir basın açıklaması yaparak, su sıkıntısı çeken kentlerin su sıkıntılarına ilişkin önerilerde bulundu:
Basın Açıklamasının metni aşağıdadır:

SU KITLIĞI İLE MÜCADELE YILINDA KENTLERİN

SU SIKINTILARI

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2007 yılı “su kıtlığı ile mücadele” yılı olarak ilan edilmiştir. Bu kararın arkasındaki en önemli neden günümüzde su kaynaklı sorunlar içerisinde su kaynaklı yoksulluk, su yönetimi ve su dağıtım politikalarının yanısıra su kıtlığıdır. Bu başlık altında ülkemiz için dikkate alınması gereken hususların başında “kıt kaynağın doğru ve toplum çıkarları doğrultusunda değerlendirilmesi” gelmektedir. İklim değişimine paralel olarak yaşanan kuraklık, kentsel ve kırsal alanda su kaynaklarının yönetiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Kent yönetiminde olanlar su yönetimindeki başarısızlıklarını doğal şartlara bağlayarak işin içinden sıyrılmanın yollarını aramaktadırlar. Kentsel ve kırsal alanlarda su yönetimi “kıtlık ve bolluk” dikkate alınarak yapılmalıdır. Belediyelerin bu konuya yaklaşımı “cırcır böceği ile karınca” arasında geçen hikayeye benzemektedir. Odamız Su Komisyonu yaptığı çalışmalar sonucu su kıtlığı ile mücadelede üç önemli adıma dikkat çekmişlerdir.

Su Kıtlığı ile Mücadelede Üç Önemli Adım Vardır:

Kıtlık ile mücadelede var olan kaynakların doğru yönetilmesi birinci adımdır. Ankara Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanal İdaresi (ASKİ) tarafından internet sitesinde açıklanan bilgiler aşağıdaki şu gerçeği ortaya çıkarmaktadır. Brüt  su talebi (su tüketimi) 2005 yılında 420 milyon m³ olan Ankara kentinde, fatura edilmeyen şebekedeki kayıp kaçaklar yılda 126 milyon m³’tür.  Bu miktardaki kayıp su, Çamlıdere Barajını beslemesi amacıyla proje aşamasında olan Işıklı Barajı’nın su depolama hacminin (75 milyon m³) 1.5 katından fazladır. Yapılması düşünülen Işıklı Barajı kadar su her yıl şebekede kaybedilmektedir. Kıtlık ile mücadelede yeni kaynak aramadan önce mevcut su varlığının verimli kullanılması gerekmektedir. Yağışlardaki azalmadan dolayı barajların su seviyesinin düşmesi ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından Ankara kenti için yeni bir su kaynağı olarak ifade edilen Kızılırmak nehrinden su transferi yaklaşımı, eldeki su kaynaklarının belirli bir su planı çerçevesinde ele alınmamasından kaynaklandığını göstermektedir.

Kıtlık ile mücadelede ikinci adım; suyun farklı amaçlar için kullanılmasında önceliklerin belirlenmesidir.

Bunun için ülke genelinde sektörler arası su paylaşım stratejisinin olması gereklidir. Özellikle Türkiye gibi ülke coğrafyasında su kaynaklarının dengesiz dağılımı, bu stratejiyi gerekli kılmaktadır. Bu stratejinin oluşturulmasında entegre su kaynakları yönetimi bir araç olabilir. Entegre Su Kaynakları Yönetimi (ESKY), yaşam için gerekli olan eko-sistemlerin sürdürülebilirliğini yok etmeden, diğer alanlara verilen önem kadar  sosyal ve ekonomik refahın maksimum seviyeye çıkartılması için su, toprak ve ilgili kaynakların koordinasyon içinde yönetilmesi ve kalkınması için teşvik edilmesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım, eko-sistem bütünlüğü içinde tüm su kullanıcılarının ihtiyaçlarını dikkate alır. Havzalar arası su transferinde de aynı mantık sürdürülmelidir. Özellikle İstanbul Büyükşehir Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İSKİ) Istıranca Dağlarından ve Melen Çayı’ndan İstanbul’a su temini, su kaynaklarının bulunduğu havzaların doğal ve beşeri (sosyal,ekonomik ve toplumsal) yaşamını tehdit etmektedir.

Su kıtlığı ile mücadelede üçüncü adım; suyun değeri konusunda bilincin arttırılmasıdır.

Suyun çevresel, ekonomik, sosyal, kamusal, politik değerleri vardır. Bu değerler dikkate alınarak su planlaması yapılmalıdır. Bu noktadan hareketle suyun değerini belirlemede;

Suya nasıl bir anlam yüklendiği (doğal bir kaynak ise ekosistem dengesi, bir kamu hizmeti ise adil dağıtımı, bir üretim girdisi ise ekonomik değeri), suyun değerlendirileceği ölçek ve coğrafyası (su kaynaklarına hangi ölçekte bakacağız), dinamik ve değişken yapısı ( kuraklık ve afet gibi durumlar ile zaman içinde değişimi),  zaman boyutu, suyun kalitesi ve miktarı, suya erişimin bir hak ve ödenebilir bir kamu hizmeti olduğu (sosyal refahı temin etme ön plana çıktığında, yoksullara yönelik politikalar ekonomik kalkınma politikalarından farklı olacaktır), bir su piyasasının düzenlenmesi,  gibi konular göz önüne alınmalıdır.

Sonuç olarak, kentlerimizde su kıtlığına bağlı sorunların çözümünde birbirinden bağımsız bir su kullanımı kararının verilemeyeceği ortadadır. Kent planlaması da entegre su kaynakları yönetimin bir parçası olarak yöneticiler ve plancılar tarafından da benimsenmelidir.

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Yönetim Kurulu{nomultithumb}