İstanbul’un ‘ İma r’ı Dünyada yok

Cumhuriyet 02.04.2007

Sözde çağdaşlaşma adına sürdürülen rant amaçlı imar uygulamalarına çağdaş kentlerde rastlanmıyor

OKTAY EKİNCİ{nomultithumb}

İstanbul'da giderek yaygınlaşan "ayrıcalıklı imar hakları" na dayalı yapılaşmalara "dünya kenti" olmak adına izin verilirken diğer ülkelerdeki yapılaşma kuralları tam tersi önceliklere sahip…

Örneğin "yüksek yapılaşma arsaları" na dönüştürülerek pazarlanan Karayolları arazisi ve İETT garajındaki gibi "bina yüksekliğini ve yeraltı kullanımını serbest" bırakan kurallar Avrupa kentlerinde yok. Özellikle yine İstanbul'daki gibi metro istasyonlarından doğrudan giriş yapılan alışveriş merkezleri de dünya şehirciliğinde rastlanmayan bir uygulama…

Bu nedenle, Türkiye'deki örnekler için söylenen "çağdaş kentler yaratma" savları geçerli olmadığı gibi, asıl çağdaşlığın kente saygılı projelerle sağlanabileceği de dünya şehirciliğinin temel ilkesi…

İşte Avrupa'daki imar uygulamalarından bazı örnekler:

 

LONDRA'DA HALKOYLAMASI

 

Kentsel dokuda değişim yaratan her yapının "çevresel değerleri zedelemeden" gerçekleşmesini hedefleyen "Kentsel Değerler Yasası" 1967'den beri yürürlükte… Yasa, bu hedefi gözetmeyen belediyelerin "imar bakanı" tarafından önce uyarılmasını, sonuç alınamazsa imar yetkilerinin elinden alınmasını bile öngörüyor.

Uygulama kuralları arasında ise yine kentsel çevrede etkili olacak yapılara ait mimari projelerin, halkın inceleyebileceği yerlerde 21 gün sergilenerek anket düzenlenmesi, inşaat izninde de toplumsal eğilime göre hareket edilmesi var. Dahası, ancak bu koşullarla yapılabilmiş binalarda renk değişimi için de benzer izin süreçleri gerekiyor…

İngiltere'de bu kurallar öylesine önemli ki örneğin Dudley Wood bölgesindeki Methodist Kilisesi , 2004 yılının Mart ayında bahçesine "izinsiz" olarak tahtadan bir haç diktiği için ceza ödemek zorunda kalmıştı. Çünkü semt sakinleri gösterişli haçı beğenmemişler ve "reklam" a kaçan aşırılıkta bulmuşlardı… İstanbul'da ise yapıların halka sorulması şöyle dursun, mimar Belediye Başkanı Kadir Topbaş Mimarlar Odası'nın "uygunsuz" yapıları durdurmak için açtığı davalardan bile şikâyetçi!

 

PARİS'TE ÖNCE ALTYAPI

Dönemin kültür bakanı, ünlü yazar André Malraux tarafından hazırlandığı için "Malraux Yasası" adıyla 1962'den beri yürürlükte olan düzenlemeye göre yapılaşmadaki öncelikli koşul kentin "kimlik ve peyzaj değerlerinin sürdürülmesi"

Bu kural, özellikle tarihsel kentlerdeki çağdaş uygulamaların "farklı" ama "geçmişi ezmeyen" şekilde gerçekleşmesini sağlarken 2001 yılında yürürlüğe giren yeni yapı yasasında da "kent dokusuna yabancılaşmayan modernlik" temel alınıyor. Nitekim, Fransız Mimarlık Yasası'nın amaç maddesinde de mimarlığın "bulunulan çevreye uyumlu katılım sanatı" olduğu vurgulanarak aynı uyumun "kamu yararı" na değiniliyor…

Özellikle "gökdelen" türü yapılar için Paris'in "La Defense" bölgesinde gerçekleştirilen uygulamada da Türkiye'de süregelen "arsa sahibinin isteğine bağlı imar hakkı" yönteminin tam tersi bir anlayış egemen. Kent merkezinin dışında ve sadece bu tür yapılar için "planlanarak" ayrılan bölgede "önceden" gerçekleştirilen metro ve diğer altyapı donanımlarının maliyetlerini gökdelen arsalarına talip olanlar karşılıyorlar.

İstanbul'da ise gökdelenler plansız inşa edilirken yeni altyapı giderlerine katkı şöyle dursun, mevcut ve zaten yetersiz altyapının üzerine konuyorlar…

 

BERLİN'DE 'ÖZGÜRLÜK' YOK!

 

Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesinin ardından bütünleşme sürecini "başkent" kimliğiyle yaşayan Berlin'de, imar ve yapılaşmayla ilgili mevzuat da yeniden düzenlendi. Bu yeni kimliğin özellikle kent dokusu ve mimariyle güçlendirilmesine verilen önem nedeniyle de birçok proje "yarışma" larla elde ediliyor.

Hemen tüm yeni inşaat alanlarında, imar ölçütlerinde ve peyzajla ilgili kurallarda öylesine kısıtlamalar var ki mimarlık dünyasında "tasarım özgürlüğüne müdahale" tartışmalarına bile neden olabiliyor. Bu durum, örneğin Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği binası için açılan Mimari Proje Yarışması'nı da etkiledi. Jürinin 22 Şubat 2007 tarihinde Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı mektupta, "emsal hesabına otoparkların girip girmediği" sorusunun bile yanıtlanamadığı belirtiliyor. Çünkü Berlin Belediyesi bu gibi "inşaat alanını çoğaltabilecek" imar kurallarından kaçınıyor… Özellikle Postdam ve Leipzig gibi ana meydanlarda, mimari projelerdeki saçak ölçülerine, cephe malzemesine, renklere de kurallar getirilerek…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise İETT garajı gibi örneklerde "sınırsız yeraltı kullanımı" getiriyor; "yükselme özgürlüğü" tanıyor!

 

ROMA'DA KENT KONSEYİ

 

Hemen tüm kentlerinde tarihsel dokunun özenle korunduğu İtalya'da, buna yönelik ulusal yasaların yanı sıra Roma için de özel bir düzenleme var. Yaklaşık 50 yıldır başkentin imarı ve önemli yapıların mimarileri üzerinde karar yetkisini kullanan "Roma Kent Konseyi" , belediye başkanlarının bile etkin olamadıkları şekilde "özerk"

Nitekim, 1960'lardan bu yana Roma'nın hemen tüm semtlerinde, bulunulan çevredeki tarihi binaların oluşturduğu dokudan daha yüksek yeni yapı gerçekleşmezken genel peyzajda yine tarihi siluetle yarışacak bir uygulamaya da izin verilmiş değil…

Üyelerinin çoğunluğunu mimarlık, şehircilik ve kent tarihinde birikimleriyle tanınan uzmanların oluşturduğu konsey, Roma'nın imar planındaki tüm değişikliklere de müdahale etmek ve gerekirse iptalini istemek yetkisine sahip…

Buna karşın İstanbul'da ise imar kararlarını veren Büyükşehir Belediyesi, kendi kurduğu metropoliten planlama bürosundaki uzmanları bile dinlemiyor; kendi mimar ve şehircilerinin yanlış bulduğunu uygulamaktan çekinmiyor…

 

İSPANYA'DA KENTSEL YENİLEME

 

Avrupa'nın ünlü başkentlerinde imar düzenleri işte böylesine "kimliğe saygılı" kurallarla sürerken İspanya'da da özellikle yıpranmış, bakımsız kalmış bölgelerde "kentsel yenileme" projeleri devrede…

Örneğin Barselona'nın merkezindeki 200 hektarlık bir alanda "Barselona 22" adıyla yürütülen projede, bölgedeki mimari kaliteyi yükseltmenin yanı sıra kültürel işlevlerle donatılması da hedefleniyor. Madrid'de Şehir Konseyi tarafından yürütülen "Kent Merkezi Canlandırma Planı" , yerleşim koşullarının sağlıklılaştırılmasını ve kenti dengeli geliştirebilecek arsa dokusunun elde edilmesini amaçlıyor. Aynı kapsamda sadece yeni konut üretimiyle yetinilmiyor; var olan konutlar da çağdaş yaşam konforuyla donatılarak değerlendiriliyor.

Sözün kısası, Türkiye'yi AB üyesi yapmayı en önemli siyasal hedefleri olarak gösterenlerin İstanbul'da ve diğer kentlerimizde izledikleri imar politikaları, Avrupa uygulamalarına hiç benzemiyor…

Oradaki yerel yönetim ve şehircilik hizmetinin temelinde "kentsel değerleri" korumak, zenginleştirmek varken bizde sadece "emlak rantı değerleri" ni gözetmek ve çoğaltmak var…

İşin "esrarengiz" yanı ise AB'nin bütün bunları "üyelik müzakereleri" gündemine almaması… Hemen her şeyimize karışanların, şehircilikteki bu "ilgisiz" likleri, İstanbul'da ve Türkiye'deki imar başıboşluğuyla sağlanan ayrıcalıklı ve haksız rantlardan kendilerinin de "nema" lanmak istediğini akla getirmiyor mu?