Sol Haber/ Küçük Menderes Deltası talana açılmıştı: Mücadele etmezsek bedelini çok ağır öderiz

SERHAT YILMAZ                                                                                                                                                                                                                                                                                                           02.06.2020

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan İzmir’in Selçuk İlçesi’ndeki doğal sit alanlarının koruma statülerindeki değişiklikler, bölgeyi sermayeye açacak düzenlemeleri içeriyor. Bölgenin yapılaşmaya açılması ise biyolojik çeşitliğe ve doğaya ciddi zararlar verecek. Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu, konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Geçtiğimiz günlerde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İzmir’in Selçuk İlçesi’ndeki doğal sit alanlarının koruma statülerindeki değişiklikleri onaylamıştı.

Yapılan değişiklikler, Selçuk İlçesi’ndeki doğal sit alanlarının, yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya kalması anlamına geliyor.

12. Grup Doğal Sit Alanları’nın koruma statülerinin ‘Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Doğal Sit – Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak değiştirilmesi ile bölgenin patronların talanına açılacağı düşünülüyor.

Değişiklikler, özellikle Küçük Menderes Nehri havzasında yer alan önemli doğa alanlarının biyolojik çeşitliğinin yok olmasına neden olacak.

Bozdağlar’dan başlayarak 175 kilometre boyunca uzanan ve 8 bin yıllık bir zaman diliminde ekolojik bir koridor yaratmış olan Küçük Menderes Nehri havzasındaki endemik bitki ve hayvan türleri de zarar görecek.

Meryem Ana Tabiat Parkı Doğal Sit Alanı dışına çıkarıldı

Düzenlemeyle Selçuk İlçesi’nde bulunan Meryem Ana Tabiat Parkı, tamamen doğal sit alanının dışına çıkarıldı. Meryem Ana Tabiat Parkı, 2008 yılında Tabiat Parkı ilan edilmişti. Tabiat Parkı, 354 hektarlık bir alanı kapsıyor. Parkın içinde Meryem Ana Evi ve yakınında Efes Antik kenti bulunuyor.

Değişiklikler yargıya taşınacak

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan statü değişikliğinin ardından bir açıklama yapan TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yapılan değişiklikleri yargıya taşıyacaklarını duyurmuş, söz konusu değişikliklerde kamu yararına aykırı olduğu ve uygulanması halinde ileride doğada telafisi mümkün olmayan yıkımlara neden olacağı belirtilmişti.

Yaşanan gelişmelerle ilgili Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu, sorularımızı yanıtladı:

İzmir’in Selçuk İlçesi’ndeki doğal alanların koruma statülerinin değiştirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgenin ranta açılacağına ilişkin iddialar neye dayanıyor?

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında dönemin Kültür Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalar sonucunda tespit ve tescili gerçekleştirilmiş olan doğal sit alanları konusundaki yetkilerin 2011 yılında yapılan mevzuat değişiklikleri ile Çevre Şehircilik Bakanlığı’na devredilmesiyle doğal sit alanlarının yeniden irdelenmesine başlandı. Ancak incelemelerimiz sonucunda yapılan sit statü değişikliklerinde çok temel ortak bir sorun görülüyor. Askıya çıkarılan işlemin ekinde bir adet pafta dışında herhangi bir veri, açıklama, bilimsel rapor bulunmuyor. Doğal olarak bu durum yapılan işlemlerin bilimsel dayanağının olup olmadığı yönünde ciddi şüphe uyandırmaktadır.

Yıllardır var olan koruma kararları sayesinde rant baskısından kısmen de olsa kurtulabilmiş bu tür alanlar yapılan sit statüsü değişiklikleri sonucunda söz konusu koruma kararları kısmen esnetilmekte kısmen de kaldırılmaktadır. Yapılan sit statü değişiklikleri sonrasında yürürlükte bulunan üst ölçekli plan kararlarından başlayarak sermayenin lehine olacak şekilde her ölçekte plan kararlarının üretildiğine tanık oluyoruz. Selçuk İlçesi içerisinde yapılan bu sit statü değişiklikleri geri alınmadığı takdirde yakın tarihlerde ilgili bakanlık tarafından üst ölçekli plan kararlarından başlanarak her ölçekte imar planı hazırlayarak onaylamanın zemini hazırlanmış olacaktır. Ayrıca geleceği tahmin etmek geçmişe bakınca hiç zor olmuyor. Sit statüsü değişikliği yapılan havzada Golf Alanları için Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan taşınmaz tahsisleri, 10 yılı aşkındır bölgedeki imar planları iptal olmasına rağmen iptal edilmedi. Mahkemenin Doğal Sit Alanı olan bölgede iptal ettiği imar planlarının yeniden yapılması için altlığının oluşturulduğu bir süreç olduğunu görmekteyiz. Bununla birlikte Önemli Doğa Alanı olan havza için yapılan bilimsel çalışmalarda “alanın yakınında bulunan turizm merkezleri nedeniyle alan üzerindeki tehditlerin başında, özellikle kıyı kesimlerdeki yoğun yapılaşma baskısı olduğu, deltanın güneyinde kıyı çayırları üzerine golf sahası yapılması talebi” alanda ki en ciddi tehdit olarak belirtilmiştir.

Ayrıca sit statüsü değişikliği yapılan alanlarda imar faaliyetlerini kolaylaştırmak amacıyla ilgili bakanlıklar tarafından sürekli olarak mevzuat değişiklikleri yapılıyor. Yakın dönemde 16.03.2020 tarihli Resmi Gazete`de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik`te kapsamlı değişiklikler yapıldı. Bu  değişikliklerin 2863 Sayılı Kanun kapsamında koruma altına alınmış olan doğal sit alanlarında yol açabileceği tehditlere ve tahribatlara ilişkin yaptığımız basın açıklaması ile yaşanacak tahribatlara ilişkin uyarılarda bulunmuştuk[1].

Bölgedeki biyolojik çeşitlilik ve bölge halkının yapılaşma ile birlikte karşılaşacağı sorunlar neler olacak?

Küçük Menderes Deltası, Kuşadası Körfezinde, Küçük Menderes Nehrinin denize döküldüğü yerde oluşmuş bir deltadır. Çoğunlukla tarım alanlarına dönüştürülmüş deltada kumullar, sazlıklar, geniş bataklıklar (Eleman ve Akgöl bataklıkları), bir tatlı su gölü (Çatal Gölü) ve hafif tuzlu bir göl (Gebekirse Gölü) bulunmaktadır. Deltada kumullar, sazlıklar, geniş bataklıklar, tatlı ve hafif tuzlu su gölleri ile tarım alanları ana habitatları oluşturmaktadır. Göllerin kenar sazlıklarında (Phragmites sp.) kaplıdır. Bataklıkların  büyük bölümünde ise ılgın(Tamarix) hakim türdür. Çevredeki yüksek araziler makilikler, tarlalar, söğüt ve zeytinliklerle kaplıdır. Sulak alanlar, su filtre sistemi gibi bir görevde  üstlendiği dikkate alındığında bu tip alanlar  korunması öncelikli ekosistemlerdir. Sulak alan vejetasyonu, yüzey ve yüzey altı sularıyla gelen zararlı azot, fosfor, bakır, demir ve diğer ağır metalleri filtre etme kabiliyeti ve pH’ı düşürmesinden dolayı, kent atık suları ve açık maden üretilen ocaklardan gelen drenaj suları ıslah eder. Özellikle sazlık alanlar suyun temizlenmesinde çok önemli bir role sahiptir. Bu özellikleri ile kıyı sulak alanları drenaj yoluyla gelen ağır metallerin denize ulaşmasını  engellemektedir.

Alan nesli tehlike altında olan birçok canlı türüne ev sahipliği yapıyor ve Selçuk Kuş Cenneti olarak da adlandırılıyor. Ülkemizde endemik ve nesli tehlike altında olan Arum balansanum, Campanula tomentosa ve Verbascum maeandri bitki türleri alanda bulunmaktadır. Küçük karabatak (Phalacrocorax pygmeus) bu bölgede önemli sayılarda ve düzenli olarak kaplamaktadır. Nesli bölgesel ölçekte tehlike altında olan mahmuzlu kızkuşu (Vanellus spinosus) da alanda üremektedir. Önemli Doğa Alanı’nda(ÖDA) nesli küresel ölçekte tehlike altında olan memeli türlerinden farekuyruklu yediuyur (Myomimus roachi) yaşamaktadır. Benekli kaplumbağa (Emys orbicularis), tosbağa (Testudo graeca) ve ev yılanı (Zamenis situla) alanda yer alan önemli sürüngen türleridir. Aphanius fasciatus ve Türkiyeye endemik Capoeta bergamae, Chondrostoma holmwoodii ve Knipowitchia ephesi adlı içsu balıkları türler arasındadır. Ülkemize endemik büyük esmer (Maniola megala) alanda yaşayan koruma öncelikli kelebek türüdür.

Alanda 900 metreye kadar olan kesimlerde çoğunlukla Kızılçam orman formasyonuyla birlikte Akdeniz maki toplulukları yer alıyor. Orman alanlarında orman toplulukları arasındaki kopukluğun arttırılması kenar etkisi olarak tanımlanmaktadır. Ormanlar parçalandıklarında yalnızlaşmakta ve bu durum bitki ve hayvan hareketlerini engellemektedir. Kısıtlanmış üreme ve gen akışı uzun vadede populasyonun azalmasına neden olmaktadır. Orman habitatları arasındaki sürekliliğin sağlanması ormanın dış etkilere karşı direncinin artması ve yaban hayatının devamlılığı açısından oldukça önemli. Ayrıca kenar etkisi orman çeperlerinde orman iç kesimlerine göre iklimsel özelliklerin değişmesinde neden olmaktadır. Bu da ekolojik koşulları ve biyolojik çeşitliliğin farkılaşmasına; başka bir deyişle çeperde kalan bitki ve hayvan türü niteliğinin değişmesine yol açmaktadır. Kenar etkisini azaltmak amacıyla koruma yaklaşımları ve koruma alan sınırlarının tespitinde mevcut durumun yanında potansiyel habitat alanları da dikkate alınmalıdır.

Belirttiğimiz bu özellikler dikkate alındığında Küçük Menderes Havzasının sadece Selçuk İlçesi için değil yakın bölgenin tamamını ilgilendiren ve mutlak korunması gereken bir havza olduğu görülüyor. Bu bölgede yapılacak her işlemin bölgeye ilişkin yapılmış bilimsel çalışmalar dikkate alınarak bütüncül bir koruma statüsü sonucunda gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu tip özel alanlarda yapılacak parçacıl müdahaleler geri dönülmesi mümkün olmayan tahribatlara neden olacaktır.  Selçuk İlçesinin sahip olduğu kültürel miras alanları, doğal alanları, tarım alanları, mera alanları gibi kullanımları tehlikeye atacak herhangi bir faaliyete karşı mücadele etmemenin bedelini sadece toplum olarak değil doğada yaşayan bütün canlı/cansız varlıklar olarak çok ağır ödeyeceğiz.

Hukuki süreç nasıl ilerleyecek?

Basın açıklamamızda belirttiğimiz gerekçeler doğrultusunda sit statüsü değişikliğinin öncelikle yürütmenin durdurulması ve takiben iptal edilmesi talebiyle dava açacağız.[2] Bu aşamadan sonra ilgili mahkeme söz konusu işlemin bilimsel dayanağı olup olmadığının tespitine ilişkin ilgili uzmanlıklardan oluşan bilirkişi heyeti oluşturarak bilirkişi raporu hazırlanmasını isteyecektir. Hazırlanacak bilirkişi raporu ile dava gerekçelerimizin haklı olduğu ve sonrasında da söz konusu işlemin mahkeme kararıyla iptal edileceğini düşünüyoruz. Ancak bahse konu bilimsel dayanaktan yoksun işlemin sadece bizim değil başta Selçuk halkı olmak üzere bütün İzmir Halkının ilgili bütün meslek odaları, dernek ve  yerel yönetimlerin sorumluluk alarak sürece dahil olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Konuya ilişkin bilgi edinmek isteyen ilgili tüm kurumlarla bilgi paylaşımında bulunuyoruz. Sürece ilişkin oluşacak dayanışma pratiği söz konusu alanların korunmasında oldukça önemli bir etken olarak önümüzde duruyor. 


[1] Yaşamsal Alanlarımız Olan Doğal Sit Alanları Ranta Kurban Edilemez!http://spoizmir.org/yasamsal-alanlarimiz-olan-dogal-sit-alanlari-ranta-kurban-edilemez/
[2] Selçuk İlçesi Küçük Menderes Deltası Doğal Sit Alanlarındaki Statü Değişiklikleri Doğa ve Kamu Yararına Aykırı Onaylanmıştırhttp://spoizmir.org/selcuk-ilcesi-kucuk-menderes-deltasi-dogal-sit-alanlarindaki-statu-degisiklikleri-doga-ve-kamu-yararina-aykiri-onaylanmistir/