Seslerini kimse duymadı.

AYŞE GÜNAYSU
20 Kasım 2006 tarihli Radikal'de "Çarpık Yapılaşmaya Dev Neşter" başlığıyla yayınlanan haberde, Kentsel Dönüşüm Projesi, hükümetin "büyük kentleri gecekondulardan kurtarmak ve depreme dayanıksız yapıların yerine kaliteli konut üretmek üzere" giriştiği "tam bir seferberlik" olarak övülüyordu. Bu arada Kağıthane'de, Sulukule'de, Küçükbakkalköy'de Romanların yaşadığı yerleşimler..

yerle bir ediliyor, Küçükbakkalköy'de olduğu gibi yıkım, önceden tebligat yapılmaksızın saat sabah 05:oo'te, habersiz, evlerin içinden eşya çıkarılmasına bile fırsat verilmeden yapılıyor, itiraz edenlere karşı biber gazı kullanılıyor, aileler yıkıntılar arasında açıkta, son derece sağlıksız, güvensiz koşullarda yaşamaya mahkum ediliyordu. Nitekim evleri yıkılında Kağıthane Sada-bat Viyadüğü'nün altına kurdukları çadırda yaşamaya başlayan ailenin 5 aylık bebeği önce hastalandı, sonra da geçen hafta öldü.

DÖNÜŞÜM DEĞİL RANT AMAÇLI TASFİYE
Radikal Kentsel Dönüşüm Projesi'ni "çarpık yapılaşmaya dev neşter" diyor ama gerçek başka. Kornan Gümüş bu seferberliği "Anayasa'ya, insan hak-larina, mülkiyet haklarina, uluslararasi sözleşmelere" aykırı bir girişim olarak nitelendiriyor. Korhan Gümüş'ü Şehir Plancıları Odası'nın görüşleri de destekliyor. Oda, projeyi yasalaştırma girişimini "Kentsel dönüşüm değil rant amaçlı tasfiye yasası" olarak ilan etti ve bunun "kent planlama paradigmasına, birikimine ve meslek pratiğine açık bir saldırı" olarak niteledi. Şehir Plancıları Odası bu tasarıya karşı herkesi katılmaya çağırdığı bir imza kampanyası da başlatmış durumda. İmza kampanyası metninde, "Planlamanın bilimsel esaslarını ve kamu yararını göz ardı eden, kentleri planlama süreçleri içerisinde değil parçacı rant odaklı 'dönüşüm projeleri' etrafında geliştirecek ve mekansal eşitsizlikleri derinleştirecek yasaya tümüyle karşı çıkıyoruz ve Yasanın kentlerimizin/ yurttaşlarımızın ihtiyaç duyduğu kentsel dönüşümü değil, rant amaçlı tasfiyeyi hedeflediğini duyuruyoruz," deniliyor.

BEBEK ÖLÜMLERİ PAHASINA
Kağıthane'de Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde evleri yıkılınca Sadabad Viyadüğü altında çadırlarda yaşamaya başlayan ailelerden birinin son günlerde soğuktan hastalanan 5 aylık bebeği 29 Kasım 2006 sabahı öldü. Zeynep bebeğin annesi 18 yaşındaki Sultan Eser'i dinleyelim:

"Evimizin tapu tahsis belgesi vardı. Sorma, bize 2000 YTL para verdiler ve evimiz yıktılar. Burada çadırda yaşamaya başladık. Geceleri çok soğuk ouyor. Eşim hurdacılık yapıyor. Çok yoksuluz. Dün bebeğim çok hastalandı nefes almakta güçlük çekiyordu. Sürekli öksürüyordu. Buradaki sağlık opcağına götürdüm. Doktor ilaçlar verdi. Dün bebeğime ilaç verdim sonra bu sabah kalkığımda nefes almakta güçlük çekiyordu ve halsizdi. Kucağıma alıp 'yardım edin' diye bağırmaya başladım. Ama etrafta kimse yoktu bana yardım edecek, hastaneye götürecek. Sonra çadıra döndüm. Çırpınarak öldü. Bütün bunlar başımıza evsizlikten ve yoksulluktan geldi. Şimdi hergün belediye geliyor ve buradan da çadırımızı kaldırmak istiyor."

Oysa Kağıthane'li Romanlar seslerini duyurmak için 13 Eylül 2006'da bir basın açıklaması yapmışlar, "Zoraki göçebeliğe hayır" demişlerdi. Yıkımı, "geçen sene Ağustos ayında bir sabah hiçbir yıkım emri gelmeden karşımızda çevik kuvveti bulduk. Terörle mücadele için eğitilmiş çevik kuvvet bizlere gaz bombalarıyla saldırdı," sözleriyle anlattılar. Basın açıklamasında Toplu Konut İdaresi tarafından borçlandırılma koşuluyla kendilerine verilen konutların parasını ödeyecek güçlerinin olmadığını, İstanbul dışında arsa almaya zorlandıklarını, İstanbul'dan sürülmek istendiklerini anlatılıyor ve "bu, Roman halfana karşı yapılan zoraki göçün 70 sonra tekrar hortlamasıdır, " deniliyordu. Basın açıklaması durumun bir özeti ve bir destek çağrısıydi:

"Bize sahip çıkın. Çocuklarımız evleri yıkıldığı için okullar açıldığı halde okula gidemiyor, yıkımlarla çocuklarımızın eğitim hakkı da ellerinden alındı. Çocuklarımız sokaklarda kalmasın, çocuklarımız eğitilsin ve topluma yararlı insanlar olsunlar. Bizlerin hiçbir sosyal güvencesi yok. Çocuklarımızı kağıt, plastik ve hurda toplayarak okutmaya çalışıyoruz. Bizlere daire teklif edildiğinde ödeyecek gücümüz yok. Bir Roman kıyımı başladı. Buna bir son verilsin. Bazı yerel yönetimler Romanların olduğu bölgeleri, bu insanların cahilliğinden faydalanarak 'kentsel dönüşüm projesi' adı altında, 'rantsal dönüşüm projesi' olarak uygulamaktadırlar."

KÜÇÜKBAKKALKÖY YIKIMI
19 Temmuz 2006, sabaha karşı saat 05:oo'te çevik kuvvet mahelleye geldi.Yıkımı önceden bildirmemişlerdi ve megafonlarla insanlara evlerinden çıkmalarını emrettiler. Çocukların dehşet dolu halasları altında, "bir kahve fincanı bile alamadıkları" tapulu evlerini yıkmaya başladılar. Karşı koymak isteyenler olunca biber gazı kullandılar. Direnen Yüksel Dum ve çocukları dayak yedi. Gözaltına alınan Yüksel Dum hakkında polise mukavemetten dava açıldı. Oysa yıkılan evlerin tapu tahsis belgesi vardı. Öyküsü şöyle:

Evler, 24.2.1984 Tarih 2981 sayılı kanuna göre 1985 'te düzenlenen Tapu Tahsis Belgesiyle devlet tarafından belgelenmiş. 23.5.1983'te 2000 TL ödeyerek Kadıköy Belediyesinden imar affı almışlar. İmar affı sayesinde izinsiz inşa ettikleri evleri resmen kabul görmüş oluyordu. Belgenin altında şöyle yazıyor: "Bu Tapu Tahsis Belgesi ıslah imar planı yapıldıktan sonra verilecek tapuya esas teşkil eder."

Çingene mahallelerinin yıkımını ile ilgili uzun zamandır çalışma yürüten Ulaşılabilir Yaşam Derneği (UPD)'den Hacer Foggo, Dünya Roman Hakları Merkezi'nden üç yetkili ve Avukat Şafak Yıldızla birlikte Küçükbakkalköy'deyiz. Yıkımın ardından enkaz kaldırılmadığı için, halk yıkıntılar arasında yaşıyor. Kolilerden, naylonlardan derme çatma baraka yapan da var, açıkta yatan da, arabasının içinde uyuyan da… Açıkta yatanlardan Aydoğan Dalkopa-ran'ın doktor raporunu getirdiler. Dalkoparan'ın yüzde 80 engelli olduğu resmen belgelenmiş. Hastalığı 'Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı' olarak belirtilmiş. Solunum aygıtına bağlı olarak yaşıyor.

Mahmure Açıkgöz, yatalak. 68 yaşında. Kolilerden yapılmış, kapısız, penceresiz baraka bile denemeyecek bir yerde yaşıyor. Torunları kağıt toplayarak geçimlerini sağlıyor.

Ortalık bir deprem yerini andırıyor. Her yerde enkaz ve enkaz arasında çocuklar. Ayrıntılar gözümüze ilişiyor, dışarıda bir soba, çaydanlık, yıkıntılar arasına asılmış çamaşırlar…

SATANIN EVİ KALIYOR SATMAYANIN YIKILIYOR "Kooperatife yer açmak istiyorlar"
Evleri yıkılanları dinledikçe, "Kentsel Dönüşüm"ün ardında başka şeyler olduğu açığa çıkıyor. Bir kooperatiften bahsediyorlar. Sınırlı Sorumlu Hukukçular Yapı Kooperatifi. Kooperatif üyeleri arasında emekli hakim ve savcılar öne çıkıyor. Bu kooperatif mahalle halkına kat karşılığı evlerini satmalarını teklif ediyor. Satanların evlerine dokunulmuyor, satmayanlar yıkımla cezalandırılıyor.

Avukat Şafak Yıldız, öyküyü şöyle özetliyor:

"70'li yıllarda Milli Emlak bu evlere Tapu Tahsis Belgesi veriyor, daha sonra 2002 yılında bu belgelerin 2981 sayılı yasa gereğince "terkin edildiği" bildiriliyor. Yani belgeler iptal ediliyor, çevre düzenlemesi gibi gerekçelerle. Ardından Hukukçular Kooperatifi buradaki evleri kat karşılığı satın alma harekatına başlıyor. Burası yapılaşma açısından iyi bir bölge, gelecekte değerlenecek bir alan. Kooperatifle anlaşanlar var. Örneğin Veysel Dum, sözleşme imzalıyor ve kat karşılığı evini kooperatife veriyor. Görünen o ki, kooperatif belediye ile anlaşmaya varıyorlar ve burayı Romanlardan arındırmak için harekete geçiyorlar. Gelecekteki kat sahiplerinin Romanlarla birlikte yaşamak, onlarla komşu olmak istemeyeceklerini de biliyor. Bu yüzden Romanların buradan gitmesini istiyor. Roman mahallesi onlara göre 'iyi bir görüntü' arzetmeyecek. Ayrıca bu insanlara kat vaad ediyorlar ama acaba bu insanlar burada yaşayabilecekler mi? Yaşayamayacaklar. Bir şekilde, kat sahibi olsalar da onları buradan uzaklaştıracaklar. Biraz para verecekler, evini satın alacaklar vs. Zor bir şey değil. Yıkımın nasıl ve nerede yapıldığına bakarsanız, Veysel Dum örneğinde olduğu gibi kooperatifle sözleşme imzalayanların evine dokunulmuyor. Ama zorluk çıkaran, kooperatifle anlaşmaya yanaşmayanların, direnenlerin evleri önceden bir tebligat yapmaksızın yıkıyor. Bu evler önceden belirlenmiş."

Yüksel Dum'a neden kooperatifle anlaşmaya yanaşmadığını soruyoruz.

"Biz oğullarım, gelinlerim, torunlarımla birlikte yaşarız," diye cevap veriyor. "Ben 18 kişi bir kata sığamam. Zaten beni de burada barındırmazlar. 350 bin YTL'lik kat yerine bana 250 bin YTL verin, buradan çıkıp gideyim diyorum, verirler mi, vermiyorlar. Çünkü kooperatif yapıldıktan sonra daha ucuza kapatmak ve buraları bizlerden temizlemek istiyorlar."

Birgün – 05.12.2206