ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA BÖLÜMÜ: “GELECEĞİN MESLEĞİ”NDEN İŞSİZLER ORDUSUNA

Siyasi iktidarın “her şehre bir üniversite” politikası sonucunda, Şehir ve Bölge Planlama eğitimi veren üniversite sayısı ve bu bölümlerden mezun olan öğrenci sayısı sürekli bir biçimde artmıştır.  2019 yılında, öğrenci alımına başlayan bölüm sayısındaki artış ile birlikte yaşanan işsizlik sorununu irdelemek, bölüm kontenjanlarının sürekli olarak artırılmasını ülke ihtiyaçları bağlamında değerlendirmek, bölümlerdeki akademik kadro ve fiziki altyapı durumunu incelemek ve tüm veriler doğrultusunda çözüm önerileri oluşturarak ilgili kurumlara iletmek üzere Odamız tarafından “Şehir ve Bölge Planlama Bölümlerinde İstihdam, Akademik Kadro, Öğrenci Kapasiteleri, Fiziki Altyapı ve Donanım Olanakları Raporu” yayımlanmıştır. Bu bağlamda, ilgili raporun ilk bölümünde, son 15 yılda Şehir ve Bölge Planlama Bölümlerindeki kontenjan artışları ile birlikte Kamu Personeli Seçme Sınavı ile atanan Şehir Plancısı sayısı, Serbest Şehircilik Bürolarında çalışan Şehir Plancısı sayısı ve kamu kurumlardaki istihdam verileri karşılaştırılmıştır. Raporun ikinci bölümünde ise, ŞBP bölümlerindeki akademik kadro verileri, fiziki altyapı ve donanım imkanlarına dair bölümlerden iletilen veriler doğrultusunda yeterlilik durumları incelenmiştir.

Yayımlanan rapor çalışmasının “Genel Değerlendirme ve Öneriler” başlıklı sonuç kısmında, yılda 2105 sayısına (Okul birinciliği kontenjanları hariç) ulaşan ulaşan Şehir ve Bölge Planlama Bölümlerinin kontenjanının ülkedeki istihdam olanaklarıyla örtüşmediği; özellikle son 10 yılda öğrenci alımına başlayan üniversitelerin gerek akademik kadro, gerekse de fiziki altyapı ve donanım imkanları açısından ciddi eksikler barındırdığı tespit edilmiştir.

Öğrenci kontenjanlarının mevcut haliyle kalması durumunda, meslek alanımızdaki işsizlik ve nitelik sorununun artarak devam edeceği; akademik kadro ve mekânsal donanım ile ilgili belirlenen asgari ölçütler karşılanmadan öğrenci alımı yapmak yerine, öğrenci kontenjanlarının ülke ihtiyaçları doğrultusunda düşürülmesi; kamu yatırımlarının az sayıdaki bölümde yeterli akademik kadro ve fiziki altyapı oluşturmaya yönlendirilmesi ve lisans programı yerine planlama mesleğinin alt uzmanlık dallarına dair yüksek lisans ve doktora programlarının oluşturulması gerektiği gibi bir takım öneriler Yüksek Öğretim Kurumu`na (YÖK) iletilmiştir.

Yapılan görüşmede, ilgili rapor çalışmasında yer verilen bilgiler ve elde edilen sonuçlar ışığında, önerilerimiz muhataplarına iletilerek durumun vahameti aktarılmaya çalışılmıştır. İletilen görüşler ve rapor çalışmasının YÖK Yönetim Kurulu toplantısına aktarılacağı belirtilerek, aktarımlar neticesinde belli bir görüş ortaklığı oluştuğu gözlenmiştir. Odamızın YÖK ile yaptığı görüşmenin ardından Türkiye Planlama Okulları Birliği de ayrı bir görüşme yaparak yaşanan sorunlara dair görüş ve önerilerini iletmiştir.

Aktarılan bu süreçten sonra 2020 yılı Şehir ve Bölge Planlama Bölümü kontenjanlarında bir düzenleme yapılması beklenirken, 2019 yılında 2167 (Okul birinciliği kontenjanı dahil) olan kontenjanın, bu sene 2301`e (Okul birinciliği Kontenjanı dahil) yükseltildiği; akademik kadrosu yetersiz olan bölümlerin birleştirilerek belli yerlerde toplanması önerimize karşılık ise 2020 yılında,  Gaziantep ve Sivas`ta olmak üzere iki bölümün öğrenci alımına başladığı görülmüştür. Bu durum, bölümümüze dair detaylı olarak tespit edilen sorun ve çözüm önerilerinin dikkate alınmadığını; iktidarın; halk çocuklarının 4 yıllık yoğun bir emek sonrasında büyük oranda işsiz kalacak olmalarını, planlamanın niteliksizleşmesiyle kentsel ve kırsal alanlarımızda yaşanan sorunları, kamu yararı ihlallerini  dert etmediğini kanıtlamıştır.

Ayrıca kimi çevrelerin, içinden geçtiğimiz pandemi sürecini gerekçe göstererek tüm bölüm kontenjanlarında artışa gidilmesi yönünde baskı yaptığı ve bir kamuoyu oluşturduğu görülmektedir. Ancak ne yazık ki bu durum, başka alanlarda gördüğümüz gibi siyasi erk tarafından bir bahane olarak kullanılmaktadır. Tıpkı kent-doğa talanının, emek sömürüsünün, yoksullaştırmanın paravanı haline getirilen pandemi sürecinin bu kez de bölümümüzün kontenjan arttırımında salt ticari kaygıların gözetildiğini örtbas etmek için kullanıldığını gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla yapılan, sadece büyük bir işsizler ordusu yaratmak değil aynı zamanda planlama meslek alanının yetkinlikten çok uzak ve siyasi gücün elinde araç haline getirilmesidir.

Bu bağlamda, Şehir ve Bölge Planlama bölümlerinde üniversitelerin daha nitelikli eğitim kadrolarına sahip olması ve bilimsel ve teknik açıdan daha donanımlı hale gelmesi için adımlar atılması gerekirken, öğrenciyi müşterileştirmeyi, güvencesizliği süreklileştirmeyi, genç işsizliği ötelemeyi amaçlayan kararlar verildiğini bir kez daha göstermiştir.

2020 yılı kontenjan ve akademik kadro verilerine bakıldığında; (Ek-1)

  • 14 bölümde Profesör ünvanlı akademisyen olmadığı,
  •  8 Bölümde Profesör veya Doçent ünvanlı akademisyen bulunmadığı,
  •  10 bölümde 4 ve altında toplam öğretim üyesi olduğu,
  • 1 bölümde hiç öğretim üyesi kadrosu olmadığı, 1 bölümde 1, 2 bölümde 2, 3 bölümde ise yalnızca 3 öğretim üyesinin olduğu; bu okullarda öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının 124-144 arasında değiştiği;
  • 2011 yılında TUPOB tarafından yayımlanan raporda ideal sınıf mevcudunun 25-40 arasında olması gerektiği yönündeki ölçüte yalnızca 2 bölümün uyduğu; minimum öğretim üyesi sayısının 12 olması yönündeki ölçüte ise 33 bölümden yalnızca 6`sının uyduğu göze çarpmaktadır.

Bu veriler açık bir şekilde göstermektedir ki;

Şehir ve Bölge Planlama eğitiminde, kontenjan, akademik kadro ve mekânsal yeterlilikler konusunda yaşanan sorunlar artarak devam etmektedir.

Akademik kadronun yeterli olmadığı bölümlerde oluşan iş yükünü iyi niyet ve fedakarlıkla karşılayabilmek için yıpratıcı çalışma koşullarına maruz kalan üyemiz, meslektaşımız olan akademisyenler sorun yaşamaktadır.

Büyük emeklerle bölüme gelen, 4 yıl boyunca yorucu bir eğitim programı dahilinde öğrenim gören meslektaş adayı öğrencilerimiz, akademik kadro yetersizliği sebebiyle planlama eğitiminin gerektirdiği interdisipliner müfredata uygun derinlikte eğitim alamamakta, birçok meslek disiplinine göre daha dezavantajlı olarak mezun olmaktadır.

Ülke ihtiyaçlarının çok ötesinde olan kontenjanlar nedeniyle her yıl işsiz şehir plancısı sayısı katlanarak artmaktadır.

İşsizlik baskısı nedeniyle, kamu yararına yürütülmesi gereken ve yaşam alanlarının uzun erimli planlanlanmasını hedefleyen bir disiplin olarak Şehir ve Bölge Planlamanın mesleki etik ilkelerine aykırı pratikler yoğunlaşmakta, kentlerimiz, yaşam alanlarımız çok önemli sorunlarla karşılaşmaktadır.

Birçok şehirde eksik kadro ve elverişsiz eğitim öğretim koşullarına bağlı olarak gerekli eğitimi alamayan genç meslektaşlarımız büyük oranda şehir ekonomilerine katkı sunması beklenen dönemlik tüketiciler olarak görülmektedir. Genç meslektaşlarımızın meslek alanı ile ilgili iş bulup bulamama durumları hiçbir şekilde yönetim ve icra makamlarında bulunan kadrolar tarafından dert edilmemektedir.

Diğer taraftan da bu durum iktidar tarafından istenen ve bilinçli şekilde gerçekleştirilen bir durumdur. Oluşan işsiz şehir plancısı  ordusu neticesinde mevcutta çalışan veya gelecekte şanslı ise iş bulabilecek meslektaşlarımızın çalışma koşulları maddi ve sosyal olarak çok daha kötü hale getirilmektedir. Bu şekilde bir kontenjan artışı neticesinde gelecek zaman diliminde hep daha az ücret ve hep daha niteliksiz işleri yapmak zorunda kalınacağı gözle görülen bir gerçekliktir.

Niteliksiz eğitimin doğal sonucu olarak gerekli mesleki etik ilkeler ve sorumluluklardan uzak yetişmeye zorlanan şehir plancısı prototipi marifetiyle, iktidarların ve sermaye çevrelerinin kamu yararına aykırı planlama pratiklerini hayata geçirecek “teknikerler” yaratmak istedikleri açıktır.

Sürekli genişleyen ve çoğu yedek işsiz ordusu haline gelecek olan Şehir Plancısı havuzuna karşılık sürekli olarak daralacak meslek pratiklerinin iktidarlar açısından patronaj ilişkilerini yaratacakları eşsiz, elverişli bir ortam ortaya çıkaracağı mutlak olarak görülmektedir. İktidar partilerinin merkezi ve yerel idareleri ile iyi ilişkileri olan sınırlı sayıdaki bürolar, iş yapma şansına sahip olabilirken, diğerlerinin uzun süreli işsizlik sarmalında “terbiyeye” tabi tutulacakları bir işleyiş, meslek alanımızın geleceğine hakim olacaktır. Kaldı ki, bu durum günümüzde de artan oranda gözlemlenmektedir. Yakın gelecekte bu durum daha da görünür hale gelecek; iş yapamama riskiyle karşılaşan büroların ve meslektaşlarımızın oranı arttıkça yerel ve merkezi iktidarların istedikleri planlama hizmetini, hiçbir şehircilik ilkesine bağlı olmaksızın, istediği fiyata Şehir Plancılarına yaptırma şansları artacaktır. Yine bu durumun çarpıcı örnekleri günümüzde, kimi kamu ihalelerinde şimdiden görülmektedir.

Sırf belirli şehirlerde ekonomiye katkı sunacak tüketiciler olarak görülen gelecekte de işsizler ordusunun elemanı haline gelmesi kaçınılmaz olan meslektaş adaylarımızın kaderlerinin değişmesi hem kendileri hem de ülkemiz açısından oldukça önem taşımaktadır. Sağlıklı, güvenli kentlerde doğal ve kültürel değerleri ile korunmuş, sosyo ekonomik olarak gelişmiş çevreler içerisinde yaşamamızda en önemli pay elbette yaşam mekanlarını kurgulayan plancıların olacaktır. Toplumun geniş kesimlerine toplamda en fazla faydayı sağlamak üzere iyi eğitim ve öğretim olanakları ile donatılmış genç meslektaşlarımızın meslek alanımızın geleceğinde söz sahibi olmaları Odamız, mesleğimiz ve ülkemiz adına birinci amacımız ve mücadele alanımızdır. Dolayısıyla nicelikten öte nitelik açısından iyi yetişmiş yeterli sayıda plancıyı yetiştirecek bir yüksek öğretim kurgusunu yaratmak ilgili makamlarda bulunan herkesin birincil sorumluluğudur.

Meslek alanımızı birçok boyutuyla ilgilendiren bu sorunların çözüme kavuşması için kurumsal görüşmelere ve üyelerimizden-öğrenci üyelerimizden aldığımız güçle farkındalık yaratma amaçlı faaliyetlere devam edeceğimizi meslektaşlarımıza, şuan tercih döneminde olan öğrencilerimize ve tüm kamuoyuna duyururuz.

RAPOR

2020 YILI VERİLERİ

2019 YILI VERİLERİ