ŞEHİR HASTANESİ İZMİR’İN PLANLAMASINI NASIL ETKİLEYECEK?

“Şehir Hastaneleri” ile ilgili Dokuz Eylül Gazetesi ile gerçekleştirilen röportaj 10.09.2021 tarihinde yayınlanmıştır. İletilen sorulara verilen yanıtların tamamı aşağıda yer almaktadır.

  • Şehir hastanelerinin özellikle şehir dışına inşa ediliyor olması şehir planlaması açısından nasıl değerlendirilir? Özellikle İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’nin konumu İzmir’in şehir planlaması açısından nasıl bir değişiklik sağlayacaktır?

Biliyorsunuz, şehir planlaması, mekânsal etkiler yanında sosyal, ekonomik ve çevresel boyutları da içeriyor. Bu yüzden, bütün başlıkları kapsayan bir değerlendirme yapabilmenin sınırı var. Ancak, özetle, bu tür büyük ölçekli yatırımların güçlü bir mıknatıs gibi başka fonksiyonları beraberinde getireceğini, çevresini değişime zorlayacağını, altyapıyı etkileyeceğini, güçlü ulaşım bağlantılarına ihtiyaç duyacağını ve daha fazlasını kapsayacak şekilde kentin gelişme dinamiklerini etkileyerek kente büyük bir iz bırakacağını söyleyebiliriz. Bu durumda, iyi bir analiz sürecinin yürütülmesi ve ihtiyaç duyulan çözümlerin üretilmesi beklenir. Oysa, Bayraklı’daki şehir hastanesinin planlanması, müdahalenin büyüklüğü ile orantılı olarak büyük sorunların ortaya çıkacağını gösteriyor.

Düşünsenize, şehir hastanesinin hemen karşısında kalan alışveriş merkezi karayolları mevzuatına göre plansız olarak yapılmış. Şehir hastanesinin doğusunda, Katip Çelebi Üniversitesi kampüsü kurulması düşünülüyor. Bir de aynı bölgede, karayollarının yeni bir çevre yolu çalışması yaptığı biliniyor. Ama şehir hastanesini de katarak söylersek, bu 4 büyük inşaatın bir bütün içinde planlanmadığı, her birinin sadece kağıt üzerine planlara işlendiğini görüyoruz. İnanılır gibi değil. Hastane yapıp nasıl ulaşılacağına dair bir çözüm düşünmemek olur mu? Bayraklı Şehir Hastanesi’nde olmuş işte. 

Nedeni de, halkın çıkarlarının değil de sermayenin taleplerinin dikkate alınması. Biz sağlık hizmetleri derken onların “sağlık sektörü” kavramını kullanması da, kent merkezlerindeki hastanelerin iyileştirmek yerine çürümeye terk edilmesi, bu hastanelerin Özelleştirme İdaresi Başkanlığının satış listelerine eklenmesi olasılığı da hep bu yüzden. 

  • İzmir’in hali hazırda ciddi bir trafik sorunu var. İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’nin konumu açısından değerlendirdiğimizde bu noktaya ulaşımın sağlanması açısından bir çalışma yapılmadığı görülüyor. Sizce Bayraklı Şehir Hastanesi için altyapı yeterli mi?

Şehir hastanesi için 2016 yılında hazırlanan “Çevresel ve Sosyal Değerlendirme Raporu”nda, hastanenin altyapısı gelişmiş bir bölgede olduğu yazıyor. Ancak, yine aynı raporda, mevcutta bölgeye bir toplu ulaşım imkânı bulunmadığı, hastanenin getireceği trafik yükünün belirlenebilmesi için detaylı bir çalışma yapılacağı belirtiliyor. Bildiğimiz kadarı ile yapılmış detaylı bir çalışma da yok. Yani, bu ölçekte bir yapı, ulaşım bağlantıları düşünülmeden yapılmış. Yine rapordan bir örnek verelim. İnşaat aşamasında çalışmalar ile bağlantılı araç trafiğinin yerel yollardaki en yoğun zaman dilimlerinden kaçınılarak planlanacağı ifade ediliyor. Bu, inşaat aşamasında bile ulaşım altyapısının yeterli olmadığının kanıtı aslında. Şimdi bunun üzerine, günde 12 bin hastaya hizmet verilmesinin beklendiğini, hastanede sadece 1500 civarı sağlık personeli çalışacağını, hastanenin 5400 araçlık otoparkının olacağını ekleyelim. Yer seçimi itibariyle toplu ulaşım olanaklarının sınırlı kalacağını ve temel erişim olanağının bireysel taşıtlar olacağını da düşünürsek, sorunun boyutu iyice büyüyor. Bölgeye bilenler için şöyle de somutlayabiliriz; hastaneye erişim çevreyolundan sağlanan bağlantılar ile gerçekleşebildiği için, hastanenin tam kapasite ile faaliyete geçmesi durumunda, sırası ile Ege Üniversitesi, Yeşilova ve ardından Işıkkent çıkışlarında yaşanan trafik sıkışıklığının daha fazlası bizleri bekliyor.

  • Özellikle İzmir gibi deprem riski taşıyan bir ilde sağlık hizmetini büyük bir kampüste toplamak mı yoksa daha küçük ölçekli binalarla şehrin noktalarına dağıtmak mı daha doğru bir şehir planlamasıdır?

30 Ekim 2020 tarihinde yaşanan Ege Denizi depremi, önemsenmesi gereken kimi ipuçları sundu bizlere. Birçok noktada ama özellikle Anadolu Caddesi ile Ankara Caddesi’nde trafik akışının kilitlendiğini gördük. Bu caddeler, sadece bina enkazlarının yoğunlaştığı Bayraklı ve Bornova ilçelerine erişim sağlamıyor, İzmir’in birçok noktasını birbirine bağlıyordu. Depremin hemen ardından, arama kurtarma ve ilk yardım ekiplerinin enkaz bölgelerine erişiminde, bu yüzden sorunlar yaşandı.

Ayrıca depremi, pandemi döneminde yaşadığımızı unutmayalım. Zaten, sağlık hizmetlerinin sürekliliği açısından pandemi servislerinin ve hastanelerinin ayrıştırılması konusu gündemdeydi. Eğer sorunuzdaki gibi, sağlık hizmetleri tek bir merkezde yapılıyor ve herkes o merkeze yönlendirilmiş olsaydı, pandeminin başka bir zirve daha yapması, sağlık hizmetlerinin kesintiye uğraması çok olasıydı. 

Bu açıdan bakıldığında, toplumun tüm kesimlerinin sağlık hizmetlerine kesintisiz erişimi için, sağlık hizmetinin hiyerarşik olarak kentin tüm noktalarına ulaşabilir olması gerektiği açık olmalı. Ancak, mekânsal dağılımın tek başına yetmeyeceğini de eklememiz gerekir. Sağlıklı bir kent için, aynı zamanda sağlık hizmetlerinin tamamının ücretsiz olması, koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi olmazsa olmaz kabul edilmelidir. 

Bu vesile ile bir hatırlatma yapmış olalım. Şehir planlaması bir araçtır, yani kimin için ve hangi saikler ile planladığınız önemlidir. Bu yüzden, şehir planlamasının doğru olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme sadece teknik bir konu değildir, aynı zamanda doğayı ve insanı kapsayan bir bakış açısının sonucudur. Şehir hastanelerinin rant peşinde koşanlar için bir tercih olması da, halk sağlığını düşünenler ve toplumcu bir karaktere sahip olanlar açısından kabul edilemez olması da bununla ilişkilidir.

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI İZMİR ŞUBESİ YÖNETİM KURULU

Kaynak: https://www.dokuzeylul.com/egazete-detay/583