“Planlamanın Dili” Yılanı Deliğinden Çıkarır mı?

{nomultithumb}Dünya Şehircilik Günü 34. Kolokyumu "Planlamanın Dili" 8-10 Kasım 2010 tarihinde Kayseri Erciyes Üniversitesi'nde yoğun bir katılımla gerçekleşti. Açılış konuşmaları TMMOB Şehir Plancıları Odası Kayseri Şube Başkanı Yrd.Doç.Dr. Ceyhan Yücel, Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof.Dr. İbrahim Uzmay, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Fahrettin Keleştemur, TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Necati Uyar, …

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, Kayseri Valisi Mevlüt Bilici ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Ş. Önder Kıraç tarafından gerçekleştirildikten sonra, TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri Dr. Ümit Özcan Dünya Şehircilik Günü bildirgesini okudu.

Bildirgenin okunmasının ardından, ODTÜ'den Prof.Dr. Murat Balamir "Planlamada Dönemin Dili" başlıklı, dilin planlama için bir stratejik silah olması ve geleceğin tahmin edilmesinin önemi konusunda bir sunum yaptı. Balamir, konuşmasında planlama dilinin çok yönlü ve zaman içinde değişken olduğuna, piyasa sistemi ile olan ilişkilerinin biçimlenmesinde etkili olduğuna, plancının piyasayı kullanabileceğine veya piyasacı tarafından kullanılabileceğine değindi. Balamir'e göre: "Plan, kararları piyasaya bırakmamak için yapılır. Planlama bir kurum olarak gündeme geldiğinde saldırılara hedef olmuştur ve gereksiz olduğu, gereksiz maliyet ortaya çıkardığı, zararlı olduğu gibi iddialar ortaya atılmıştır. Planlama bu sebeple önce bir savunma dili oluşturmuştur. Planlama, piyasa tarafından gittikçe bir meta haline getirilirken, buna karşı yine bir dil geliştirmiştir. Bu dil, rekabet ortamının yarattığı dildir." Konuşmasının devamında Balamir planlama ve piyasanın yakın geleceğine ilişkin değerlendirmeler yapılarak yaratılacak dil konusunda stratejiler geliştirmenin gerekliliğini anlattı.

Farklı dönemlerde planlama farklı işlevler üstleniyor. Dönem dönem incelenmesi gereken bu süreçte yeni kavramlar da ortaya çıkıyor. Sürdürülebilirlik, küresel yararı düşünme zorunluluğu, büyümenin sınırlandırılması gerektiğinin farkında olunması, maliyet etkin yöntemleri belirlenmesi gibi kavramlar son dönemin bize getirdikleri arasında. Balamir, Erken Dönem ve içinde bulunduğumuz Risk Toplumu Dönemi karşılaştırmaları ile gidişatın görülmesi ve yeni bir planlama dili geliştirilmesi gerektiği görüşünde. Çok kapsamlı yeni bir dil ufukta görünüyor ve plancıların buna bir an önce sahip çıkması gerekiyor.

Balamir'in konuşmasının ardından başlayan ilk oturumun teması "Kayseri Planlamasının Dünü ve Bugünü" olarak belirlendi ve Büyükşehir Belediyesi İmar komisyonu Başkanı, mimar, Kent Estetik Kurulu Başkanı olan ve Erciyes Üniversitesi'nde dersler de veren A. Serkan Altuntuğ moderatörlüğünde gerçekleşti. İlk olarak söz olan Yrd.Doç.Dr. Füsun Kocatürk, Kayseri Planlama ve Gelişme Süreci'ni anlattığı kapsamlı sunumuna kentin tarihsel sürecini anlatarak başladı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında organik olarak gelişen Kayseri'de, 1-2 katı geçmeyen taş yığma sistemli konut dokusu söz konusu. Nüfus artışı yok ve dolayısıyla konut fazlası da yok, devletin politikaları ile gelişen bir doku kente hakim ve bu doku kalenin etrafında ışınsal olarak gelişiyor.

Cumhuriyet döneminde gelişmenin koşulu olarak sanayileşme ve modernleşme görüldüğü için, kente demiryolu ağı geliyor ve istasyon yapılıyor. İlerleyen yıllarda istasyon caddesinin genişletilmesi ve cadde üzerinde yeni yapıların inşa edilmesi, genel olarak organik olan kent dokusunun kırılması ve kuzeye doğru yeni bir aksın ortaya çıkmasına sebep oluyor.

1944 yılında Kemal Ahmet Aru tarafından yapılarak, 1945'te onaylanan ilk Kayseri planında kentin mevcut sınırları içinde kalındığı görülüyor. Geleneksel dokunun korunması ve doğuya doğru gelişim önerisine rağmen, proje o şekilde gerçekleştirilmemiş ve maliyet sebebiyle var olan doku üzerine yapılaşma gerçekleştirilmiş. Bu sebeple günümüzde bu dokudan hemen hemen sadece anıtsal yapılar kalmış durumda. Kayseri 60'lı yıllarda göç sorunu, 70'li yıllarda gecekondu ve nüfus artışı ile mücadele ederken lineer gelişmeyi sürdürüyor. 1975'te kentin 2. nazım imar planı Yavuz Taşçı tarafından yapılıyor ve bu planda fiziki şekillenmede merkez yerleşimi göz önüne alınıyor. Kayseri'de 1980'lerde rant merkezli anlayış devam ediyor, 90'larda yeni malzemeler, ilk toplu konutlar ve kentleşme hızı dolayısıyla önemli gelişmeler yaşanıyor.

Bugün gelinen noktada Kayseri'de görülen durum tekdüze yapılaşma. Var olan tarihsel yapılar ve Cumhuriyet dönemi mimari yapıları da yok ediliyor, ancak sanayi ve hizmet sektörü yapılarında gelişme görülüyor.

Kocatürk'ten sonra, Nadir Doğan'ın "Kayseri‘de 2000 Yılı Sonrası Planlama Süreci" temalı konuşması, ilk sunumun devamı niteliğinde içeriğe sahip bir sunum olarak gerçekleşti. Doğan, tarihsel süreç içerisinde Kayseri'nin 6000 yıllık bir geçmişi olduğunu, Roma ve Bizans'tan beri çok önemli ticaret kentiyken, Selçuklu döneminde de birçok kervansarayın yer aldığı aks üzerinde yer aldığını anlattı. Görsellerle ve istatistiklerle desteklediği konuşmasında Kayseri ve ilçelerini sosyal, kültürel, göç olgusu, nüfus artışı, sektörel gelişim gibi pek çok açıdan inceleyerek, kentin gelişmişlik düzeyini ve ticari faaliyetlerini Anadolu'ya yayan gelişmiş bir merkez olduğunu gözler önüne serdi.

Yeni kent planlarında yer alması gereken kavramlar konusunda 2000 yılı sonrasında yapılan düzenlemeleri anlatan Doğan, Kayseri'nin plan dönemlerini 1944-1975, 1975-1986, 1986-1994 ve 2000 sonrası olarak dört döneme ayırdı. 1988 yılında Kayseri'nin Büyükşehir Belediyesi olması da planlamayı etkileyen etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Nadir Doğan konuşmasının devamında planı yönlendiren kriterlerden, vizyonu ve plan kararları nasıl oluşturduklarından, afet etkilerinin azaltılması, doğal, tarihi ve kültürel çevrenin korunması, kaynakların korunması kullanılması ve geliştirilmesi konularından bahsetti. Nüfus artış hızları ve kentleşme oranları analizleri tarafından desteklenerek yapılan planları ve genel kriterlerini anlatan Doğan, görsellerle desteklediği konuşmasında, Kayseri'nin gece de yaşayan bir kent olması için projelerin varlığı müjdesini de verdi. Bunun yanı sıra turizm için düzenlemeler yapılıyor, yeni üniversite alanları ve sağlık ve spor için "sağlık kampüsü" tasarlanıyor. Ayrıca kırsal merkezlerdeki dengenin oluşturulması için tarım ve hayvancılık alanları açılıyor. Tüm bu çalışmalar 1:5000 ve 1:1000 ölçekli planlar yapılarak gerçekleştiriliyor. Doğan'a göre, Kayseri rantı kent adına kullanan, bireyselleştirmemiş olan en önemli belediyelerden biri.

Prof.Dr. Zekai Görgülü moderatörlüğünde gerçekleştirilen "Planlama Dili ve Kuram" temalı ikinci oturum, Yrd.Doç.Dr. Rıfat Akbulut'un "Dil ve Düşünce, Kuram ve Eylem: Mekansal Planlamada Dil ve Düşünce Etkileşimi" başlıklı konuşması ile başladı. Çatalhöyük'ten ve Matrakçı Nasuh'un minyatürlerinden bahsederek konuşmasına başlayan Akbulut, pek çok kentten minyatür örnekleri gösterdi. Bu minyatürlerde hikayeleştirme, grafik ifade mümkün olduğunca güçlü. Minyatür sadece doğu kültürüne özgü bir ifade biçimi değil, batı kültüründe de bu tarz çizimler görülüyor. Rönesans'ta gelen perspektif gözün gördüğüne en yakın ifade biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Barok döneme yaklaşırken ideal kent planları ve daha somut ifadeler ve anlatıcı ve tanımlayıcı bir dil görülüyor. 17. ve 18. yüzyılda plan düzleminde ulaşım aksları ve yapı adalarının görülmeye başlanması ile anlatımcı ve tanımlayıcı bir dil geliştiriliyor. 18. yüzyılda Paris planı yapılıyor ve 19. yüzyılda da kadastro haritaları ortaya çıkıyor. Bu dönemde neredeyse tüm Avrupa'nın da haritası çıkarılmış, ancak bu kadastro haritaları askeri haritalar olarak kullanılmış.

Kauffer'in 1776 İstanbul haritası, bizim coğrafyamızda modern kartografik yöntemlerle yapılmış ilk harita. Güzel şehir planlaması, 19. yüzyıl sonunda ortaya çıkan ve son derece ayrıntılı ve abartılı, grafik ifadesi güçlü bir akım. 20. yüzyılda ise sigorta haritaları İstanbul ve İzmir için yapılmış ve 1950'lere kadar işlevini sürdürmüş olan haritalar. Akbulut, ülkemizde yapılan plan örnekleri göstererek ve günümüzde planlama dilinin yetersiz kaldığını belirterek konuşmasını tamamladı.

Doç.Dr. Metin Şenbil "Planlama ve Kentler Arasındaki Sürdürülemeyen İlişki: Paradigmanın İflası ve Kompleks Adaptif Sistemler Olarak Kentler" temalı, Ahmet Avşar Şimşek ile beraber yaptıkları çalışmanın sunumunu gerçekleştirdi. "Kentlerin problematiği" konusuna getirilecek çözümleri kenti şekillendiren süreçler üzerinde durulması gerekliliği, tümevarımcı yaklaşım, küçük ipuçlarının da sorgulanması olarak anlatan Şenbil, öncelikle mevcut planlama pratiğimizdeki üst ve alt ölçekli planlardaki eksikliklerin giderilmisinin önemini vurguladı ve KENTGES'in hedefleri, stratejileri ve eylemlerini de anlatarak, sözü bir sonraki konuşmacı olan Mehmet Nazım Özer'e bıraktı.

Özer, "Uluslararası Ülke Deneyimleri Kapsamında Ülkemiz İçin Mekânsal Planlama Sistemi Önerisi" çalışmasını Bülent Üncü, Barış Kirtil, Sinan Pınarbaşı, Seda Nal, Emrah Söylemez, İlker Akbay, Pınar Zoral ve Özen Abanoz'dan ouşan bir ekiple beraber gerçekleştirmişti. Konuşmasında planlamanın tüm kademelerinin bütünleşik olarak ele alınması gerektiğini ve bu konuda izlenebilecek stratejik yaklaşımı Norveç, Danimarka, İngiltere, Japonya, Singapur, Libya, ABD, Almanya, Fransa, Slovenya ve Türkiye gibi örnek ülkelerde, farklı ölçeklerde yapılan çalışmalar üzerinden anlattı. Ülkeler arasında bazı konularda karşılaştırmalar yapan ve ortak noktaları da belirten Özer, Türkiye'nin üniter ülkeler arasında yüzölçümü ve nüfus yönünden büyük ülkeler grubunda olduğunu, ulusal düzeyde ülke mekansal planı veya ülke mekansal politika belgesi hazırlandığı, bölge düzeyinde ise bölge mekansal planı veya bölge mekansal strateji dokümanı hazırlanmakta olduğunu belirtti.

Oturumda bir sonraki konuşma Dr. Aliye Ahu Akgün ve Doç.Dr. Tüzin Baycan tarafından hazırlanan "Kırsalı Yeniden Okumak: Yaratıcı Kapasite ve Sıcak Nokta Teorisi" idi. Gelişme ve kalkınma planları bağlamında kırsallara yeni bir yaklaşım getiren çalışma, iki yeni kavram olan yaratıcı kapasite ve sıcak nokta bağlamında bir tartışma ortaya atıyor. Çalışma için veriler 4 ülkeden 60 köyden sağlanmış ve ortaya çıkan sonuçlar kentleşme eğiliminin kırsal alanın önemini azaltmadığını gösteriyor. 70'lerde ve 80'lerde görülen "ters kentleşme" yani kentten kırsala göçün
2 nedeni var: yaratıcı kapasite (bölgedeki bilgi birikiminin işlenerek yeniden yaratılması ve bilginin yayılması, bu süreçte canlılığının ve sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi) ve sıcak nokta teorisi. Sıcak nokta biyolojide kullanılan bir terim ve ekolojik anlamda biyolojik çeşitliliğin korunması adına küresel öneme sahip bölgeler demek. Günümüzde ise, aynı sektörde rekabet eden firmaların oluşturduğu, sürdürülebilirlik açısından gelişmenin ivmesini başlatacak alanlar anlamında kullanılıyor ve Akgün ve Baycan soruyorlar: "Neden sıcak noktalar kırsal alanlar olmasın?"

Bu oturumun son konuşmacısı olan Ebru Manavoğlu, "Kentsel Yeşil Alan Planlama Stratejilerinin Kent Planlarına Entegrasyonunun Türkiye Kentleri Örneğinde İncelenmesi" başlıklı sunumunda rekreasyon, gürültünün azaltılması, kentsel bölgeler arasında boşluk yaratma gibi pek çok fiziksel ve ekolojik işleve sahip olan yeşil alanlar konusunu ele aldı ve kentsel doku içerisinde açık yeşil alanlar için planlama ilkelerinden bahsetti. İngiltere, Almanya, Kanada gibi çeşitli ülkelerdeki yeşil alan standartları ve stratejileri örnekleri ile sunumunu zenginleştiren Manavoğlu, ülkemizden de Adapazarı, Aksaray, Çorum, Eskişehir, Kırıkkale, Kahramanmaraş örneklerini ele aldı. Yeşil alan planlama stratejilerinin kent planlarına entegrasyonu için yapılması gerekenleri anlatarak, 2010 yılı bütünleşik kentsel gelişme stratejisi ve eylem planından da bahseden Manavoğlu, yeşil alan stratejilerinin oluşturulması gerekliliğini ve her tür ve kademedeki mekansal planlama çalışmalarına bunun aktarılması zorunluluğuna vurgu yaptı.

Soru ve cevaplar bölümünün ardından kolokyumun ilk günündeki son oturuma geçildi. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler'in yönettiği "Planlama, Ekonomi ve Politika" temalı oturumun ilk konuşmasını "Planlamaya Sınır Çizmek: İstatistikî Bölge Birimlerinin Planlama Açısından Değerlendirilmesi" başlıklı sunumu ile Araş.Gör. Muhammed Ziya Paköz gerçekleştirdi. AB'ye uyum sürecinde bölge planlamada yeni aktörler ve yeni bölge tanımlarını izleyicilere aktaran Paköz İBBS sistemi, Düzey-2 bölgeleri ve NUTS (istatistiki bölge birimleri sınıflandırması) sistemi hakkında bilgi verdi. Bildirisi çerçevesinde bölge kavramı üzerinde durdu ve farklı bölge tanımları yaptı. Sonuç kısmında ise AB ülkelerini tek bir sistemle sınıflandırmanın açmazları olduğunu, çünkü üye ülkelerin nüfus ve yüzölçümleri arasında büyük farklar bulunuduğunu aktardı.

"Bölge Planlamasında Yeni Bir Kurum: Kalkınma Ajansları" temalı sunumu ile Ahmet Baş, kolokyumda gerçekleşen tartışmaların odak noktası olacak bir konuşma gerçekleştirdi. Plan ve planlama tanımları, bölge kavramı ve sınıflandırmaları yapan Baş, Türkiye'de bölge ve planlama çalışmalarını, planlamanın yasal boyutunu ve tanımlarını ve yapılan projeleri anlattı. Bölge planlamasından beklenenler, ajansların bakış açısından sosyo-kültürel ve iktisadi alanda ihtiyaçlara cevap vermesi, yüksek verimlilik, yerel kaynakların doğru tespiti ve kullanımı, arazi kullanımında doğru yaklaşım, dengeli ve ihtiyaçlara cevap verecek yerleşme alanları kurulması, teknolojik yatırımların doğru kullanılması ve sosyal dokuyu birleştirme olarak özetlendi. Baş, kalkınma ajanslarının hızlı kararlar veren, kar amacı gütmeyen, merkezi ve yerel idarelerin dışında kurumlar olduğunu belirterek idari ve mali yapılarını, bölge planı çalışmalarını, belirledikleri hedefleri anlattı. Sonuç olarak "Bölge ve planlama Türkiye'de hep tartışılan kavramlar, bölge planları hazırlanmış ama bazı sebeplerden uygulanamamış ve bu durum ajanslar sayesinde değişiyor", diyen Baş, mali ve idari sıkıntılar çözüldüğünde dünyaya örnek olacak bir kalkınma modeline sahip olunduğunu belirtti.

Moderatör Güler, Ahmet Baş'ın konuşmasından sonra ajanslar hakkındaki görüşlerini belirterek, AB'nin bu kurumların patronu olduğunu, bu ajansların yaptıkları ile ulusal planlamadan vazgeçildiğini düşündüğünü söyledi. Bu sözler üzerine salonda çıkan tartışmada, ajanslara sağlanan mali kaynak ve bu yapılanmanın ne derecede ulusal olduğu konuları üzerinde duruldu.

Oturumdaki bir sonraki sunum "Kalkınma Planlamasından Stratejik Planlamaya" başlığı ile, Dr. Barış Övgün tarafından yapıldı. Az önce çıkan tartışma üzerine "Ülkemizde plansız bölge kalmadı, sadece bir bölge kaldı: devlet," sözleri alkış alan Övgün, konuşmasında stratejik planlamanın plancıların değil, politikacıların görevi olduğu, kalkınma planlamasının geleceği planlamak anlamına geldiği, stratejik planlamanın sadece makro boyutta olduğu ve temel amacın ne yapıldığı değil nasıl yapıldığı olması gerekliliği konularına değindi.

"Yeni Bir Kavram Kategorisi Önerisi: Planlama Sistemi ve Planlama Politikası" sunumunda Araş. Gör. Aslı Yılmaz deneyimlerin masaya yatırılmasının gerekliliğini vurgulayarak, planlama ve piyasa kavramlarını karşılaştırdı. Yılmaz'a göre planlama piyasanın yönettiği bir sistemde sadece bir politikadır, kurucu unsur piyasadır, planlama düzenleyici görevini üstlenir. Kapitalist toplumlarda siyasal erk bölünmüştür, aynı planlama yönetiminde de bu şekilde bir parçalanma söz konusudur. Amerika ve Sovyetler Birliği örneklerinden bahseden Yılmaz, planlamanın hem bilimsel araştırma hem de toplumsal mücadele için gerekli olduğunu belirterek sözlerini sona erdirdi.

Oturumun son konuşmacısı Müfit Bayram "Plansızlığın Ekonomisi" başlıklı sunumunda planlama denildiğinde kast edilen ve anlaşılan şeyin farklı olduğunu, plansızlığın tercihi bir seçim olduğunu, planlama ve piyasanın kavramlarının pek örtüşmediğini belirtti ve "plansızlık ve planlı ekonomi kalkınmanın kavramıdır, büyüme denince sadece parasal anlamda büyüme kastedilir" şeklinde konuştu. Konuşmaların bitmesi ile tartışma kısmına geçilerek, dinleyicilere söz verildi. Gelen sorular üzerine kalkınma ajanslarını temsilen sunum gerçekleştirmiş olan Ahmet Baş kullandıkları kaynakların yerli kaynaklar olduğunu ve AB'den gelmediğini, Türkiye'deki kalkınma ajanslarının yapısı çok farklı ve oluşum açısından örnek bir model olduğunu, ajansların yönetimi bizde olduğu için bir tehdit unsuru oluşturmasının mümkün olmadığını, ulusal planlamadan vazgeçmenin söz konusu olmadığını, zaten ulusal kalkınma planları kullanıldığını belirtti. Bir dinleyici ise ajanslarla ilgili AB'nin 2008-2013 arası planını yapıp bütçe ayırdığını ama bu bütçenin kullanılamadığını, çünkü 26 alt bölgede projelerin onaylanmadığını söyledi.

Daha sonra söz alan Ahmet Öksüz, tartışmanın güzel olduğunu ama ortak bir dilde anlaşmak konusunda sıkıntılar olduğunu, Nilgün Kiper ajanslarla ilgili "hızlı karar alma" konusunun tehlikeli olduğunu düşündüğünü belirterek katkıda bulundular. Bir süre daha devam edilen tartışmaların sona ermesi ile Planlama Öğrencileri Bitirme Projesi Yarışması Ödülleri törenine ve kokteyle geçildi.

Kolokyumda İkinci Gün

"Planlamanın Dili" kolokyumunun, teması "Koruma" olan ikinci günü bir saatlik bir gecikme ile Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde başladı. Moderatörlüğünü Yrd.Doç.Dr. Ceyhan Yücel'in yaptığı dördüncü oturumda ilk konuşmacı Melike Gül, "Korunan Alanlarda Planlama Çeşitliliği" konusunu Antalya – Üçağız örneği üzerinden ele aldı. Gül, her korunan alanın farklı mevzuatları ve kısıtlamaları olduğu konusunu özellikle vurguladı. Antalya Üçağız bölgesinde pek çok antik kent olduğunu, Kekova Adası ve çevresinin ilk kez 1976'da sit alanı olarak tescil edildiğini, 1985 yılında Üçağız ve Kale mahallesinde birebir tespitler yapılarak her yapı için tespit fişi hazırlandığını, yörenin Özel Çevre Koruma bölgesi ve daha sonra özel sit alanı olarak ilan edildiğini dinleyicilerle paylaşan Gül, ÖÇK ile sit alanı sınırlarının çakışmaması, yetki bakımından planlama bütünlüğü sağlanamaması, 90'lı yılların sonundan itibaren ulaşım imkanları sonrasında buranın turizm bölgesi olmaya başlaması ve yapılaşma ile doğal, tarihi ve arkeolojik özelliklerini zedelemeye başlamasını bölgenin sorunları olarak aktardı. 2003 yılında Antalya Valiliği bölgede yıkım başlatı ancak Üçağız bölgesinde izinsiz yapılaşma devam ediyor ve kurumlar arası anlaşma sağlanmazsa bu alan kaybedilme tehlikesi ile karşı karşıya. Gül, "Tek çözüm hayal de olsa, her korunan alanın özel bir mevzuatı olması ve tek bir planı olması," diyerek konuşmasını tamamladı.

Bir sonraki konuşmacı olan Tamer Cinel "Koruma Amaçlı İmar ve Revizyon Planlarını, Kent ve Koruma Planlaması Üzerinden Okuma: Giresun Kentsel Sit Alanı" adını verdiği sunumunda taşınmaz kültürel miras alanlarında planlama ve plan elde etmeye ilişkin sorunları yasal ve yönetsel yapılardan kaynaklanan sorunlar, koruma bilinci ve katılımı, ekonomik ve finansal sorunlar şeklinde sınıflandırdı. Koruma amaçlı imar planının uygulama sorunları yönetimsel, ekonomik, rant baskıları, teknik yetersizlikler, koruma mevzuatından kaynaklanan sorunlar iken, Cinel'in yaptığı değerlendirme ve sunduğu çözümler Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda düzenleme, eğitim birimi kurulması, denetleme biriminin kurulması, kaynak yaratma konusunun düzenlenmesi, alan yönetimi mevzuatlarının hayata geçirilmesi şeklinde.

Araş.Gör.Dr. Ayşegül Altınörs Çırak'ın sunumu "Planlama Alanında Arkeolojik Değerlerin Sürdürülmesi ve Korunması için Dil ve Temsili Sorunun İncelenmesi" başlığını taşıyordu. Çırak, dil sorununun temel altlığını envanter ve kayıt olarak ele aldı ve arkeolojik bilginin temsilinin neden önemli olduğunu, ülke pratiğinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve Avrupa pratiğini İngiltere ve Fransa örnekleri üzerinden ele alarak anlattı. Çıra, analitik sürecin zenginleşmesi, arkeolojik alanların korunması konusunda planlama dilinin geliştirilmesi, veri tabanının ve temsil biçiminin zenginleşmesi gerekliliği konularına değinerek sunumunu tamamladı.

Oturumda Yesari Sezgin'in, Gülsüm Yılmaz ve Özge Yüksel ile yaptığı çalışma "Zonguldak Lavuar Koruma Alanı ve Çevresi İçin Planlama Yaklaşımı" bir sonraki sunum olarak yer aldı. 1839'ta Zonguldak'ta kömürün bulunmasından sonra kentteki gelişimler ve Cumhuriyet Dönemi'nden sonra yaşanan gelişmeler anlatıldı.

Zonguldak Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk sanayi kenti. Lavuar tesisi kömürün kullanıma hazır hale getirildiği yer. Kentin ortasında kaldığı ve günün şartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle kaldırma kararı alnımasıyla burada neler yapılacağına dair senaryolar üertilmeye başlandı. Yıkım kararının ardından Mimarlar Odası'nın koruma altına alınması için başvurusu oldu ancak bu sırada Türkiye Taşkömürü Kurumu binayı yıkmaya başladı. Koruma Kurulu geldiğinde yapının sadece küçük bir kısmı koruma altına alabildi, sonra da alan tescillendi. Alanın planlanması gereği üzerine pek çok mesleki çalışma grubundan temsilcinin katılımı ile yol haritası tespit edildi. Kent konseyi ile alınan kararlar açıklandı ve proje yarışması açıldı. Arsanın sahibi olan TTK'nın yaklaşımının da olumlu olması ile anlaşma sağlandı. Şu anda uygulama projeleri hazır, çalışmalar devam ediyor. Kent konseyi diye yeni bir oluşumun yeni bir aktör olarak ortaya çıkması tüm bu süreç içerisinde en önemli nokta olarak görülüyor.

Teması "Planlamada Ortak Dil ve Standart Anlayışı" olarak belirlenen kolokyumun 5. oturumu Dr. Ümit Özcan'ın modetörlüğünde gerçekleşti. Dr. Mehmet Çakılcıoğlu, Ömer Faruk Cebeci ile beraber yaptıkları "Plan Ölçeklerindeki Kopukluk ve Çelişkiler" çalışmasını sundu. Çakılcıoğlu, ülkemizde kullanılan plan kademelerini anlattı ve üst ölçekten alt kademelere inildikçe çelişkiler görülüyor olduğunu belirterek mevzuat, mevcut uygulamalar ve gereksinimler doğrultusunda yeni bir planlama dili ve mevzuatı oluşturulması gerektiğini dile getirdi.

Bir sonraki konuşmacı olan M.Alim Çopuroğlu "Üst ve Alt Ölçekli Planlar Arasında Yetki Kayması ile Bu Süreçte Nazım İmar Planlarının İşlev Yitimi" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi ve şunları söyledi: "Yasada arzulanan hiyerarşik yapı günümüzde uygulamada oldukça bozulmuş durumda. 25,000 ölçekli planlar 5,000 ölçekli plan kararlarını net bir şekilde belirliyor. Bu bozulma sürecinde, büyük kentlerin çoğunda gözlemlenen karmaşa veya yetki kaymasının temel sonucunda, 5,000 ölçekli planlar işlevsiz hale gelmiş durumda. Nazım plan, şehrin geleceğine yönelik bir ufuk belirlemeli ve yeni perspektif getirmelidir. Ancak nazım planların işlev yitirmesinin, kentlerin içinde veya yakın çevresindeki arazilerde değer artışları ve bazı kurumların çıkarlarının olması gibi sebepleri var. Hiyerarşik düzenin bozulmasının temel sebebi ise yetki parçalanması ve yetkinin farklı bakanlıklara dağılması. Planın 15-20 yıl gibi uzun bir planlama ufkuna sahip olması gerekliliği ve kısa dönemde sonuç almak isteyen yöneticilerin beklentileri sebebiyle son yıllarda gerçek anlamda pratikte nazım plan üretmek çok zor hale gelmiş durumda."

" Planlamada Ortak Dil ve Standart Yaratmada Şehir Plancıları Odası Mesleki Denetim Uygulamasının Rolü" konusunda Ayla Doğanç'la beraber çalışan Nuray Çolak sunumunda mesleki denetim uygulamalarının amacını ve kapsamını anlatarak, planlama denetiminin çok etkin yapılmamasından yakındı. Biçimsel denetimde, içerik denetiminde yapılması gereken işlemleri anlattı ve üst ölçekli planlara uyum, imar planlarında kullanımların gösterilmesi, plan sınırının belirlenmesi gibi sorunlardan bahsederek, uygun olmayan birkaç örnek üzerinden açıklamalar yaptı. Mesleki denetim uygulaması sorunları aslında planlamanın sorunlarından çok farklı değil. Zaman sorunu sebebiyle nitelikli uygulamalar yapılamıyor ve mesleki denetim uygulaması şehir plancıları tarafından bir gereklilik olarak görülmüyor. Bunun için uygulanabilecek çözüm Amerika ve İngiltere gibi gelişmiş örneklerin incelenerek, planlama mevzuatına ve planlama politikalarının nasıl uygulanacağına dair rehber hazırlanması ve etik kodlar oluşturulması olarak öneriliyor.

Çolak'tan sonra Şehir Plancısı Tuğba Kurt "Türkiye'de Planlamanın Tek Bir Merkezden Yapılarak Ortak Bir Dilin Kullanılması" konusunda yaptığı sunumunda ülkemizde planlamanın süreci, yetki ve sorumlulukların el değiştirmesi, çok aktörlü yapı ve dolayısıyla meydana gelen karmaşa konuları üzerinde durdu. Ülkemizde 33 kurum plan yapma ve onamada yetkili durumda, bu çok başlılık ortak dil ve bütüncül planlamayı olanaksız kılıyor. Bu parçacı yaklaşımın pek çok olumsuz sonucu var ancak tek bir merkezden yapılırsa davalar da azalacaktır. Kentleşme ve planlama kanunu gerçek gereksinim, kentleşme bakanlığının kurulması gerekiyor ve ulusal şehircilik olgusunun yaratılması, planlamada çok başlılığın önlenmesi, her kademede tek bir kurumun yetkili kılınması konuları öncelikli olarak görülüyor. Parça ve bütün ilişkisinin iyi kurulması, koordinasyon bütünlüğü, planlama sürecinin disiplinler arası uzmanlıklarla gerçekleştirilmesini güvence altına almak önerilen çözümler arasında yer alıyor.

Kolokyumdaki 6. Oturumda Prof.Dr. Murat Balamir moderatörlük yaptı. Oturumun teması "Farklı Girdilerin Planlama Diline Etkisi" şeklindeydi ve ilk konuşmacı olan Araş.Gör. Ezgi Orhan "Sınırlı Kaynaklar ve Sakınım Planlaması" konusunda bir sunum gerçekleştirdi. Sonrasında, Serhan Saner ile bir çalışma gerçekleştirmiş olan ODTÜ Doktora öğrencisi Tuğçe Sönmez söz alarak, "Kentsel Sismik Risklerin Belirlenmesi: Türkiye Büyükşehirlerinde Risk Oluşturan Etkenlerin Karşılaştırılması" konulu sunumunu gerçekleştirdi. Risk ve kentsel risk kavramları, Türkiye'deki kentsel riskler olan hızlı kentleşme, denetimsiz yapı stoğu, kentsel doku yanlışları, altyapı eksikliği ve kadercilik gibi konulara değinen Sönmez, uluslararası afet politikalarını anlatarak örnekler verdi ve ülkemizde afet planı olan 17 ilde yapılmış olan regresyon analizlerinin sonuçlarını anlattı.

"Varlık Niteliği İtibariyle Su Döngüsünü Koruma Bağlamında Planlamada Dil Değişiminin Olanak ve Sınırları" konusunda konuşma yapan 9 Eylül Üniversitesi ŞBP doktora öğrencisi Neslihan Yalınız Koç, su kıtlığı ve su yoksulluğu tanımları yaparak, su sorununa yönelik politikalar hakkında konuştu. Bunlar yeni sağcı su politikası, suyun ekonomik bir mal olarak kabul edilmesi , suyun metalaştırılması ve hizmetin ticarileştirilmesi iken, dünya su forumları, dünya bankasının söylemleri, fiyatlandırma, su hakkı, mali özerklik, katılım gibi pek çok kavram da su politikasının yönünü belirleyen etkenler olarak görülüyor.

Ali Fatih Uysal'ın sunumu ise "Kentsel Alanda Yoğunluk Değerlerinin ve Sosyal Donatı Alanlarının Büyüyebilirliklerinin Programlanması" başlığını taşıyordu. Beylikdüzü yerleşimi örneğinde etaplama ve programlama konularına değinen Uysal, kendi nazım imar planı tasarısını da dinleyicilerle paylaşarak, fikirlerini ve çalışmaları ile elde ettiği bulguları sundu.

İkinci günün son oturumunda Ayşe Işık Ezer moderatörlük yaptı. Erhan Öncü "Planlamada Farklı Disiplinlerin Yeri ve Dili: Ulaşım" başlıklı sunumunda, planlama ve ulaşımın nereden nereye geldiğini, ulaşımın farklı disiplinlerle çözülmesi ve geleceği değil, önce bugünü planlamak gerektiğini anlattı. Planlama aşamalarında farklı uzmanlıklara ve destek ekiplerine gerek görüldüğünü belirten Öncü, planlama-ulaşım ilişkisindeki sorunları tanımsızlık, belirsizlik, bilgisizlik, çıkarlar; uluslararası, ulusal ve yerel çıkarlar; nüfus, nüfus ayrıntıları (planlama verileri), süreçlerin ve ölçütlerin net olmaması olarak sıraladı. Belirsizlikler ise tanımlar, içerik, kapsam, kimin, neyi, neden, nasıl yapacağı konusu, nasıl onaylanıp nasıl değiştirileceği konuları. Öncü'nün önerileri ise öncelikle baskıların azaltılması, kaynakların oluşturulması ve dağıtımı; ulaşım planlamasında dünden kalan aksaklıkların giderilmesi, bugünün sorunlarının çözülmesi ve yarın olabilecek sorunların önlenmesi. Çözüme ulaşmak için önce sistemi anlamak ve sorunların kaynağını görmek gerekiyor, uzun ve kısa dönem çelişkisi içerisinde önce sağlıksız yapıyı iyileştirip, sonra geleceği tasarlamak izlenebilecek en iyi yol.

Kolokyuma Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü'nden katılan Prof.Dr. Nilgül Karadeniz "Peyzaj ve Planlama" konulu sunumunda peyzaj tanımları ve farklı algılanış biçimleri konusunda açıklamalar yaptı. Karadeniz'in konuşmasında zorlayıcı güçler, baskılar, durum ve etkiler kavramsal çerçeveyi oluşturdu ve örnekler bağlamında üst ölçekli fiziki planlama çalışmalarına peyzajın katılması konuusu üzerinde durdu.

"Kültürel Değerler ve Planlama" sunumunu gerçekleştiren Yrd.Doç.Dr. Harun Ürer, sanat tarihçisinin konusunda yetkin ve uzman olması gerektiğini ve koruma amaçlı imar planlarında yapı türlerinin de göz önünde bulundurulması zorunluluğunu anlattı. Ürer'e göre küçük el sanatlarının ortaya çıkarılması, günlük hayatın getirdiği ihtiyaçlara cevap vermek, geleneksel alışkanlıkları korumak gibi konular da koruma amaçlı imar planlarının amaçları olarak ele alınmalıdır; amaç sadece sanat harikası muhteşem yapıları korumak olmamalıdır. Bölgenin yapısal anlamda korunması ve yaşatılması bu şekilde mümkün olacaktır.

Günün son konuşmacısı olan Prof.Dr. Behzat Gürkan "Ekoloji ve Planlama" konulu konuşmasında ekosistemin önemini anlatarak, salonda ilgiyle karşılaşan bir "ekolog gözüyle planlama tanımı" yaptı. Planlamada tarihsel süreç, planlama safhaları (analitik, sentez çalışmaları, planlama) ve planlama metodolojisinde önemli hususlar konuşmasının ana başlıklarını oluşturdu.

Kolokyumda Son Gün
Kolokyumun üçüncü ve son günü olan 10 Kasım, Atatürk'ün anılması ve "Atatürk'ün Planlı Ülkesi" sunumu ile başladı. Günün ilk oturumunun teması "Planlama Dilinin Ötekileri" idi. Yrd.Doç.Dr. Gökçen Kılınç'ın moderatörlüğünde Dr. Duygu Çukur "Ötekiler Bağlamında Planlama Dili'nin İrdelenmesi ve Bir Öteki Olarak Çocukluk Dönemine Yönelik Öneriler", Araş.Gör. Gözde Ekşioğlu Çetintahra ve Öğr.Gör. Gizem Erdoğan "Planlan(ma)mış Sokaklardaki Engeller ve Engellenenler", Emine Tayyare Karaoğlu "Sembolik Sermayenin Toplumda ve Mekânda Yarattığı Aynılaşma ve Farklılaşma", Araş.Gör. Özge Özgür "Bir Kentsel Tasarım Sorunsalı: Sağlıklaştırma" ve Yrd.Doç.Dr. Pelin Gökgür "Metropollerde Kültürel Çeşitliliğin Yönetimi" başlıklı sunumları gerçekleştirdiler.

Kolokyumun 9. oturumu olan "Dönüşüm"de Doç.Dr. Murat Cemal Yalçıntan moderatörlük yaptı ve Yrd.Doç.Dr. Bediz Yılmaz Bayraktar "Çağdaş Kent-Çağdaş Konut: Kentsel Dönüşümün Dili Üzerine Düşünmek", Yrd.Doç.Dr. Şaban İnam ve Araş.Gör. Aslı Başarır "Kentsel Dönüşüm Uygulamalarına Çok Amaçlı Yaklaşım, İnegöl Kenti Örneği Üzerinde Değerlendirilmesi", Doç.Dr. Kübra Cihangir Çamur ve Serap Cezaoğlu "Toplu Konut Alanlarında Planlama ve Kentsel Tasarım İlkeleri: TOKİ Kayseri Uygulamaları Üzerinden Bir İnceleme", H.Oğuz Aldan ve Mehmet Can Aldan "Kentsel Dönüşüm ve Yerel Kalkınma Söylemi: Toplumsal Proje mi – Mekansal Uyumsuzluk mu?" ve Cihan Uzunçarşılı Baysal "Ayazma(n)dan Bezirganbahçe'ye Tutunamayanlar" başlıklı sunumlar yaptılar.

Kolokyumun son oturumunda moderatör Yrd.Doç.Dr. Semih H. Emür, konu ise "Farklı Deneyimler, Yeni Arayışlar" idi. Konuşmacılar ve sunumlarının konuları ise şu şekildeydi: Aygül Kılınç "Adana'nın Kentleşme Deneyimi Üzerinden Kentsel Planlamayı Yeniden Düşünmek", Güler Güneş Karabulut "İzmir'de İmar Bilgi Sistemi Projesi Kapsamında Plan Gösterim Tekniklerinin Bütünleştirilmesi Çalışmaları", Yrd.Doç.Dr. Hilal Erkuş Öztürk "Devlet-Özel Sektör İlişkilerinin Ölçeklenmesinin Turizm Mekânında Yansıması: Antalya Örneği", Araş.Gör.Dr. Senay Oğuztimur "Organize Lojistik Bölgeler: Üretim Zincirlerinin Bir Parçası mı, Apayrı Bir Kümelenme Konusu mu?".

Son konuşmacının da sunumunu tamamlamasının ardından, Necati Uyar'ın moderatörlüğünde oturum moderatörleri ile beraber panel ve forum kısmına geçildi ve 34. Şehircilik Günü Kolokyumu sona erdi.

 

Kaynak: Pınar Koyuncu-www.arkitera.com-11.11.2010