“Muhalif tutumlar kent için her zaman dezavantaj oldu”

İZMİR'İN VARLARI-YOKLARI PANELİ'NDE KONUŞAN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI AZİZ KOCAOĞLU:
"Muhalif tutumlar kent için her zaman dezavantaj oldu"

Kocaoğlu insanların projeleri incelemeden nefleks olarak karşı çıktıklarını söylerken Ege-Koop Başkanı Hüseyin Aslan da kentin iyi yönetilemediğini iddia etti

ERTAN GÜRCANER (HABER MERKEZİ)


"Proje ve olayların özüne, derinine inmeden; sadece bir refleksin gereği olduğunu düşündüğümüz 'muhalif' tutumlar da, bizce kentin önemli dezavantajlarından birisidir.Ayrıca özel sektörümüzün kurumsallaşma eksikliği de göz ardı edilmemelidir."


"Herhangi bir kurum ve kişiyi işaret etmeden söylüyorum. İzmir iyi yönetilememiş, varlarını da yok sınıfına kaydetmiştir. Ankara'ya dört vermiş, bir almıştır.Politikada da belirleyici ve düzenleyici özelliğini yitirmiştir"

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir'in iletişim ve koordinasyonda sıkıntı yaşadığını, proje ve olayların özüne inmeden, sadece bir refleksin gereği ortaya çıkan "muhalif" tutumların da kentin dezavantajı olduğunu söyledi. Kocaoğlu, beyin göçü, özel sektörün kurumsallaşamaması, İzmirlilerin risk alma konusundaki çekingenliği, paylaşım ve dayanışma kültürünün zayıflığı ve göçün yarattığı sorunların kenti ulaşımdan sağlıklı kentleşmeye kadar pek çok alanda sıkıntıya soktuğunu belirtti.
Ege-Koop Eğitim ve Kültür Etkinlikleri'nin 29. paneli olan "İzmir'in Varları-Yokları" başlıklı panel Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Panelde her biri alanında uzman isimlerden oluşan Ege-Koop Danışma Kurulu üyeleri halkla buluştu. Panel İzmir TV'den de canlı olarak tüm İzmirliler'e aktarıldı. Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan'ın açılış konuşmasının ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da panelde İzmir'in sorunlarıyla ilgili genel bir değerlendirme yaptı.

İnsan kaynağı
İzmir'in varları arasında öne çıkan en büyük avantajın insan varlığı olduğunu dile getiren Kocaoğlu, İzmir'in İstanbul'dan sonra en fazla göç alan kent olduğunu belirtti. Türkiye'deki toplam işgücünün yaklaşık yüzde 5.5'inin İzmir'de olduğunu, bunun yaklaşık 1 milyon 400 bin kişi anlamına geldiğine dikkat çeken Kocaoğlu, "Çalışan nüfusun dağılımına baktığımızda, hizmetler sektörü ile sanayi sektöründeki istihdam oranının, Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu görüyoruz. Demek ki, hizmetler ve sanayi sektörlerinde birer artımız var" dedi.
"5 üniversitemizde okuyan 88 bin pırıl pırıl üniversite öğrencimiz, insan kaynakları zenginliğimizin en büyük güvencesi olarak karşımıza çıkıyor" diyen Kocaoğlu, şöyle konuştu: "Avrupa'ya dönük yüzü, entelektüel birikimi, müteşebbis gücü; eğitim düzeyi yüksek, nitelikli, genç ve dinamik nüfusu ile İzmir'e bir artı daha yazmamız lazım. İzmirlilerin aydın ve yeni fikirlere açık kent kültürüne sahip oluşu ise yine kentin 'varları' hanesine yazılması gereken önemli bir unsur."
Sivil toplum örgütlerinin kent konusundaki duyarlılıkları ve katılımcı olmalarına da dikkat çeken Kocaoğlu, genel gelişmişlik düzeyinde 3. sırada olan İzmir'in iş, sağlık sektörü gelişmişlik düzeyine geldiğinde 2. sıraya yükseldiğini kaydetti. Türkiye'de 100 bin kişiye düşen hastane yatağı sayısı 242'yken İzmir'de bu rakam 307 olduğunu belirten Kocaoğlu, bu durumun İzmir ve İzmirliler adına umut verici bir tablo olarak değerlendirilebileceğini söyledi.
Kocaoğlu, "8500 yıllık tarihimiz, renkli kültür mozaiğimiz, verimli ve kirlenmemiş topraklarımız, ideal iklim koşullarımız, bakir koylarımız, stratejik konumumuz, limanımız, gelişmiş ticaret kültürümüz; jeotermal gibi, rüzgar ve güneş gibi alternatif enerji potansiyellerimiz, İzmir'in diğer önemli 'varları' arasında yer alıyor" dedi."Risk alma konusunda İzmirliler'in ne kadar çekingen olduğunu zaten hepimiz çok iyi biliyoruz" diyen Kocaoğlu, "Paylaşım ve dayanışma kültürümüzün istenilen düzeye ulaştığını maalesef söyleyemiyoruz. Uzun yıllardır süregelen hızlı göçün getirdiği sıkıntıları da bir türlü üzerimizden atabilmiş değiliz" dedi.
Bu durumun, trafikten ulaşıma, çevreden sağlıklı kentleşmeye kadar pek çok alanda etkisini gösterdiğini belirten Kocaoğlu, yerel yönetimler olarak bu sorunların çözümü için çaba harcadıklarını söyledi. Kocaoğlu, paylaşım ve dayanışma kültürü eksiğikliğiyle ilgili konuda İzmir'e çeşitli kentlerden göç etmiş ama kent ile bütünleşemeyerek kendi içine kapalı bir yaşamı olan aileler ile çocuklarını, örnek üniversite gençleriyle karşı karşıya getiren 'Abla-Ağabey-Kardeş Projesi' başlattıklarını kaydetti.
Kentsel dönüşümün sadece "sağlıksız konutları yıkıp yerine yeni apartmanlar yapmak" anlamına gelmediğinden yola çıkarak sosyal dönüşüm projeleri geliştirdiklerini dile getiren Kocaoğlu, çevresi sağlıksız konutlarla dolmuş ve yeşili yok edilmiş İzmir görüntüsünü, 'kent ormanı+konut' şeklindeki bir formülle ve merkezdeki yoğunluğu uydu kentlere taşıyarak, sözkonusu bölgelerde yeni cazibe alanları oluşturarak değiştirmek istediklerini söyledi. PaylaşımınKocaoğlu, sosyal donatı alanları yaratacak ve kente yeni yeşil alanlar kazandıracak bu proje ile İzmir'in yenilenmesini tetiklemeyi öngören bu projenin İzmir'in "varları" arasında yer aldığını kaydetti.

Yarımada unsuru
Aliağa – Menderes Raylı Sistem Projesi'nin de İzmir'in önemli "varları" arasında yer alacağını belirten Kocaoğlu, ayrıca yeni kent merkezinde turizm, iş ve ticaret merkezi olarak gelişebilecek 550 hektarlık bir alanında kente önemli katkı olacağını dile getirdi. Kocaoğlu, "Aslında İzmir'in 'varlarından', daha doğrusu elindeki en önemli zenginliklerden birisi Yarımada'dır. Üzerinde çalıştığımız ve son aşamaya gelen Yarımada Kalkınma Projesi ile, İnciraltı'nı da içine alan bu bölgedeki turizme ciddi bir hareketlililik kazandıracağız. İzmir'in yakın gelecekteki artı hanesine lütfen Yarımada'yı da yazın" dedi.

Kent hep kaybetti
Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan ise, İzmir için olumsuz bir tablo çizdi. İzmir'in kentsel bir kimliğe sahip olamadığını belirten Aslan, kentsel altyapı, ekonomik, sosyal, kültürel, eğitsel, sportif ve turistik açıdan Türkiye'deki ve dünyadaki gelişmeye, globelleşmeye paralel performansa gösteremediğini söyledi. İzmir'in sorunlarını çözmemesi durumunda Türkiye'nin üç büyük kentinden biri ünvanının kaydebileceğini öne süren Arslan, Anadolu Kaplanları adıyla bilinen kentlerin büyük gelişme göstermesine karşın İzmir'in Opel fabrikasını elinden kaçırdığını, Tariş'in etkisizleştirildiğini, Sümerbank'ın mezbeleliğe dönüşmesinin engellenemediğini söyledi.
Sporda, Süper Lig'de hiçbir İzmir takımının olmamasından yakınan Aslan, turizmde yeterli payın alınamadığını, İzmir Fuarı'nın ticaret ve tanıtım merkezi olma özelliğini koruyamadığını, tarihi kent kimliğinin kazanılamadığını savundu. "Herhangi bir kurum ve kişiyi işaret etmeden söylüyorum. İzmir iyi yönetilememiş, varlarını da yok sınıfına kaydetmiştir. Ankara'ya dört vermiş, bir almıştır" diyen Aslan, "Politikada da belirleyici ve düzenleyici özelliğini yitirmiştir" dedi.

"İstanbul'a kaptırdık"
Danimarka'nın İzmir Fahri Konsolosu ve Yeni Asır Yazarı Dr. Ali Nail Kubalı ise, İzmir'in İstanbul'a kaynak kentlik yaptığını söyledi. İzmirli şirketlerin günümüzde İstanbul'a gittiğini hatırlatan Kubalı, "Zamanında kente yabancı yatırımcı getirmek için biz dolaştık, ilgi de uyandırdık ama yatırımcılarnı İstanbul'a kaptırdık" dedi. Bunun İzmir için bir kader olmadığını dünyada kentlerin kaynak kent olmaktan kurtulmak için radikal uygulamalar hayata geçirdiğini belirten Kubalı, "ABD'deki Saint Lois, Chicago kentinin çekim alanı içinde idi. Kurtulmak için kente dünyanın en yüksek anıtını yaptılar ve başardılar. Kongre merkezleri ve termal turizmi ile dünyanın her yerinde karşılaşmak mümkün. İzmir, dünyanın en zengin tarih ve arkeoloji merkezlerinin ortasında. Çevremizde en az 6-7 ören yeri var. İzmir'e Anadolu medeniyetleri ve tarihi konusunda 'dünyanın bir numarası olma' iddiasıyla bir müze kazandırırsak kent bu zinciri kırabilir. Bu öyle çok büyük paralarla da yapılmaz. Eğer hayata geçirilmesine karar vergilirse bende Avrupa Birliği'nden kaynak bulma sözü veriyorum. Böyle bir müze kente müthiş bir ivme kazandıracaktır" dedi.
İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Mehmet Ali Susam da İzmir'in varlarında toplumsal sorumluluğu dikkate alan meslek örgütlerinin büyük payı olduğunu söyledi. Ankara başkent diye sanki şartmış gibi tüm meslek örgütlerinin başkanlarının da Ankara'dan seçildiğini hatırlatan Susam, "Oysa İzmir'de Ankaralı yöneticilerden çok daha fazla bilgi, birikim ve deneyime sahip yöneticiler var" dedi.

Küresel aktörlük
DEÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Erkan ise, İzmir'in çıkış yolunun küresel aktör olmaktan geçtiğini söyledi. Erkan, "Eğer İzmir bu rolü üstlenmezse gelecekte yok demektir" diye konuştu. Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır da tarım topraklarına sahip çıkılıp koruma bilinci ile hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Büyükşehir Belediyesinin meslek odalarının da görüşünü alarak Nazım İmar Plan hazırladığını hatırlatan Sındır, "Bugün kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan iki havza altın işletmeciliği ile kirlenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmak istenmektedir. İçme suyu risk altındadır. Gerek tarım alanlarının gerekse içme suyu kaynaklarının korunması için mücadele hep birlikte mücadele etmeliyiz" diye konuştu.

"Magandalıkla mücadele etmeliyiz"
Konuşmacılardan eski Devlet Bakanı Işılay Saygın da İzmir'in Türkiye'nin Batı'ya açılan penceresi olduğuna dikkat çekerek "İzmir; Allah'ın verdiği herşeyin olduğu, kulların ise verdiği hiçbir şeyin olmadığı bir kent. İzmir var olan zenginliklerine rağmen sanayide, ticarette kendisini gösterememektedir" diye konuştu. Göçle birlikte kentte bir yozlaşmanın meydana geldiğine dikkat çeken Saygın, şunları söyledi: "Magandalar şimdi de heykelleri kırarak kent kültürüne zarar vermektedirler. Herkes elini taşın altına sokmalıdır. Çünkü bu kent hepimizindir. Kent halkı magandalarla mücadelede birlik olmalıdır."

Yeni Asır – 01.04.2007