ŞPO’dan Cumhuriyet Gazetesine Açık Mektup

TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Merkezimizin internet sitesinde yayınlanan ve Cumhuriyet Gazetesi'nde son çıkan yazılara yönelik hazırlanan açık mektup şu şekildedir:

GAZETELER VE KÖŞELERİ…

Öylesine bir konjonktür içerisindeyiz ki; ülke ekonomisinin oturtulduğu rant ekseninde kentsel rantların dağıtımı, paylaşımı ve yepyeni kentsel rantların yaratımı daha önce olduğu gibi sadece ya da çoğunlukla yerel yönetimlerin ilgi alanıyla da sınırlı olmaktan çıkarak ulusal ve ulusaşırı ölçeğe oturdu. Kentler öne çıktıkça, kentsel alan ve ürettiği rantların, bir başka deyişle emlak pazarının yatırımcılar için hiçbir yatırım aracında olmayan “ballı kazançları” sunduğu tüm ayrıntılarıyla anlaşıldıkça, kentsel mekanı satıp, pazarlayıp, yağmalayacak senaryolar, allı-pullu projelerle süslenerek hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Yerel meclislerden ulusal meclise taşınan, kentsel alana dair projeler ve plan kararları üretmeye başlayan, planlara ve mevzuata “rant amaçlı” müdahalelerde bulunmaktan çekinmeyen siyaset mekanizması ve siyasetçi, siyasi ve akçalı rantları “oy”a tahvil ederek, sistemin devamlılığını sağlamayı becerdi. Özetle, önümüzdeki günlerin "Susurluk"larının; imar yolsuzlukları ve kentsel değerlerin pazarlanması üzerinden yaratılan rantların paylaşımı ile ortaya çıkacağı ve siyasetçi-bürokrat-işadamı üçgeninde kendini göstereceği seziliyor…

İşte her anlamda aşındırılıp, içi boşaltılan şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kent ve kamu yararı kavramları için sürdürülen mücadeleler ise, her zamankinden daha güç, daha amansız ama daha önemli ve vazgeçilmez hale geliyor. Oda, bu rant ekonomisi ve siyasetçi-işadamı-bürokrat üçgenin yarattığı mekanizmanın aşılabilmesi için, kentlerle birlikte kaybedenlerinin ve tüm kentlilerin, bir bilinçlenme, birlikte öğrenme süreci yaşaması gerektiğini görüyor.

Bu mücadelede, Odamızın ve diğer meslek örgütlerinin kendisini ifade edebilmesi anlamında belki de en önemli araç basın. Kamuoyunun bilgilendirilmesi, allanıp-pullanıp ülke ekonomisini kurtaracağı söylenen pazarlama projelerinin iç yüzünün anlatılabilmesi, kent ve kamu kaynaklarını acımasızca tüketen, siyasi ve akçalı rantlara tahvil edilen mekanizmaların deşifre edilebilmesi anlamında medya çok önemli ve değerli kuşkusuz.

Ancak ne yazık ki, yıllardır süren ve son yıllarda zirveye ulaşan planlama alanına saldırı ve müdahalelerin bedellerini anlatabilmek anlamındaki çabamıza bir çok basın kuruluşunun yeterince duyarlı davrandığını ve sorunları özgürce kamuoyuna aktarabildiğini söylemek çok olanaklı değil. Bu anlamda, duyarlı ve özgür basın organları giderek değer kazanırken, bu kuruluşları doğru, sürekli ve etkin şekilde bilgilendirmek de bir o kadar önemli hale geldi. Odamız bu anlamda gündemleri sağlıklı izleyip, müdahale etmekle kalmayıp, gündemin belirlenmesi anlamında da çalışmalar yürütürken, bu sorunların aşılabilmesi anlamında toplumsal alanla bütünleşme yönünde de büyüyen bir çaba sarf ediyor.

Odamız, bu çaba sırasında birlikte hareket ettiği, kent ve kamu yararını savunduğu, “kente karşı suç” işleyenlerin deşifre edilip cezalandırılması için çaba sarfettiği diğer tüm demokratik kitle örgütleriyle güçbirliği yapabilmenin, birlikte çalışabilmenin değer ve öneminin farkında. Dahası bu süreçte Oda, kentleri ve planlamayı savunan, savunanlara kulak veren medya organlarının zorlu ve onurlu mücadelesinin de farkında. Ancak Odamızın farkında olduğu bir başka şey daha var. Kentleri, kamu yararını ve planlamayı savunurken, bazı müdahalelerle yapıldığı çok açıkça okunan ve Odamızı, meslek alanımızı ve şehir plancılarını görmezden gelen ya da koca bir meslek grubunu, amansız mücadelesini unutarak tüm bu rant ve yağma ekonomisinin sebep ve sonucuymuş gibi göstermeye çalışan veya bu amaçları taşıyanların bilgi, dolduruş ve değerlendirmeleriyle bilgilenmeyi yeterli sayarak, muhataplarını bulmadan haber yapabilen basın organlarının içinde bulunduğu durum…

Aslında bu süreç, sadece son günlerin konusu değil. Meslek alanımız ve Odamızca, gazetelerde kent ve çevre haber ve köşelerinin yer almaya başlaması ne kadar sevindirici bulunduysa, bu “köşe”lerin amacından uzaklaşarak, kişisel mücadelelere yönelmesi, bir meslek örgütü ve grubunun yayın organı haline gelmesi, Odamızı ve meslek alanımızı hedef alarak “haddini aşan” önyargı, halüsünasyon ve suçlamaların “köşe”si haline gelmesi de, o kadar üzüntü, öfke ve tepki uyandırdı. Uzunca bir süredir, ülkemizin en köklü, en saygın ve meslek alanımızda da geniş bir kabul ve değer gören Cumhuriyet Gazetesinin bu anlamda bazı sorun ve sancılar yaşadığı, meslek alanımızı ve Odamızı rahatsız eden bazı yayınlara ve “köşe kullanımlarına” sahne olduğunu düşünüyor, söylüyoruz. Hatta bu söylem ve tepkiyi yasal yollardan da “tekzip” metinleri olarak Gazete yönetimine de bildirdik. Ne yazık ki o aşamalarda da, bu metinleri yayımlamaktan imtina eden müdahalelerle karşılaştık.

Planlama alanı ve eğitiminin 12 Eylül döneminin sorunlu çocuğu olduğunu iddia eden, plancıların kentlerin içinde bulunduğu durumun hazırlayıcısı olduğu yönündeki “karalama” niteliğindeki “haddini aşan” iddia, görüş ve değerlendirmelere ev sahipliği yapan gazete “köşe”leri; kapatılan! köşelerin sahibi yalnızca köşe yazarları mıdır?, meslek ahlakı ve etik değerler, “köşe sahiplerinin” meslekleri söz konusu olduğunda değerini yitirir mi? Acaba, bu imar rantlarına dayalı düzenin “kötü çocuğu” ve “gizli sorumlusu” olarak gizli-açık ilan edilen plancıların sürdürdüklerini iddia ettikleri mücadele, açtıkları davalar, yaptıkları etkinlikler, basın açıklamaları vb. bir çok çaba göstermelik ya da sahte mi? Diğer tüm meslek grupları bu kadar temizken, plancılar niye değil? gibi bir çok soruyu akıllara getirdi.

Aklıselim sahibi tüm okuyucuların bilinç ve sağduyusuna güvenen, düzeyini yitirmeyen, bir “köşe” ve “yazarı” üzerinden ülkenin en önemli ve köklü yayın organlarından birini “kara kaplı defterlere” not etmeyen plancılar ve Odası, onurlu mücadelesini ve çabalarını görmezden gelen, karalayan, haddini unutmuş görünen ve bir meslek alanı ve örgütünün adeta “üzerini çizen” gazete ve köşelere, bazı hatırlatmaları yapmayı, bazı notları düşmeyi şu aşamada kaçınılmaz görüyor.

Cumhuriyet gibi "yalnızca haber sattığını" iddia eden bir basın organında, 6 Aralık 2006 tarihinde başlayan, “İstanbul’un Yağma Tarihçesi” balığıyla manşetten duyurulan ve içeriğinde çok önemli bazı tespitler de barındıran yazı dizisinin ilk haberinde, manşet üzerinden yer aldığına göre; "şehir planlamacılarına jet hızıyla hazırlatılan kanun eşi görülmemiş bir orman yağmasının önünü açmıştı". Görünen o ki, ülkenin en eski Gazetesi, İstanbul ve Boğaziçi’nin yağmasındaki süreci, başlangıcı ve sorumlularıyla tespit etmiş, plancıları da bu yağmanın hukuki temelini hazırlayan perde arkasındaki kahraman! ilan etmişti.

Miyase İlknur imzasıyla yayımlanan bu habere ilişkin, bir yanlış anlama ve eksik ya da yanlış bilgilenme olabileceği düşüncesiyle gün boyu süren arama ve mücadeleler sonrasında günün sonunda, haberin sahibine ulaşma şansına nail olabildik! Öncelikle planlamacı! değil şehir plancısı sıfatını taşıdığımızı hatırlatarak, haberdeki bilginin doğruluğunu sorguladık. Planlamacıların! bir odaya sokulduğu ve bu yağma yasasını hazırladığı bilgisinin; o tarihteki üye sayımız, adı geçen Bakanlıktaki şehir plancısı sayısı ve karar verici pozisyondaki bürokratlar içinde hiçbir şehir plancısının bulunmadığı bilgileri üzerinden doğru olması olanaksız ve ispatlanmaya muhtaç bir nitelik taşıdığını haberin sahibine ilettik. Kaynağı yoksa ve ispatlanamıyorsa bu bilginin “bakanlık bürokratları” biçiminde ya da direkt bir meslek grubunu tarif etmeden verilmiyor olmasının, tarafımızdan iyi niyetli olarak yorumlanmadığını ve düzeltilmesini istediğimizi çok açıkça ortaya koyduk.

Aldığımız yanıt, haberin doğruluğuna dair bir ispat içermezken, “fazla alınganlık gösterdiğimiz”, “konunun özünü kaçırdığımız” biçiminde ifade edildi ve ne yazı dizisi boyunca ve şikayetimize konu haberin verildiği biçimde ne de gazetenin her hangi bir köşesinde bu hassasiyet ve değerlendirmemizin gereği en ufak bir biçimde yerine getirilmedi.

Bu yazı ile şehir plancıları,12 Eylül Cuntasının emrinde, bir odaya doldurulabilen, "siyaset, sermaye, şeriat, arazi mafyası ve 12 Eylül Cuntası" ile adeta birlikte hareket eden ve orman katili bir meslek grubu olarak yansıtıldı.

Bahse konu tarih itibariyle ülkede bulunan 399 şehir plancısından sadece 5 ya da 6 sının İmar ve İskan Bakanlığında çalıştığı, hiç birinin idari görev taşımadığı, söz konusu tarihte ülkedeki planlama faaliyetlerinde etkin ve anılan Bakanlık bürokrasinde yetkili meslek grupları düşünüldüğünde bu amacını aşan değerlendirmenin gerçeklerle ilgisi olmadığı ilk bakışta anlaşılabilir. Buna rağmen, haberin bu biçimde araştırılıp, sorgulanmadan ve sorgulayanların hassasiyetlerine değer verilmeksizin sürdürülmesi; bu ve benzeri haberlerin bazı yönlendirmelerle oluştuğunu ve haber sahibinin de bilmeden ve/veya istemeden yıllardır sürdürülen bir karalama kampanyasının parçası haline getirilmeye çalışıldığını düşündürüyor.

Şehir plancıları bugün olduğu gibi o zaman da kararlılık ve sabırla kent ve kamu yararını savunmuşlardı. Onurla, kentleri, kırsal alanları, doğayı ve kültür değerlerini koruyabilmek için mücadele eden şehir plancılarını “sorunların kaynağı” olarak gösterenler, Şehir Plancıları Odasının, sürdürdüğü çok boyutlu mücadeleye ek olarak, kendi iç hukukundan kaynaklı cezai yaptırım mekanizmalarını da her zamankinden daha kararlı işlettiğini “kapısının önünü süpürdüğünü” görmezden gelirken, kimlerin değirmenine su taşıdıklarını da açıklamak durumundalar. Gazete ve köşeleriyle, Odamızın ve meslek alanımızın bu amansız mücadelesinde yanında olması gereken duyarlı çevreler ve bu çevrelerin kafalarındakiler, kişi ve kurumlara göre değişebilen ve kentleri, çevreyi savunmak amacıyla yola çıkıp, kent ve planlama konusundaki uzman meslek odasını ve üyelerini, çaba ve mücadelelerine “şaşı bakarak” koymaya çalıştığı yer üzerinden, tutarlılık, samimiyet ve bağımsızlık bağlamında titizlikle düşünülmeye ve deşifre edilmeye muhtaç…

Yine Cumhuriyet gazetesinde 22 Kasım 2006 tarihinde Oktay Ekinci imzası ile, Odamızca düzenlenen Dünya Şehircilik Günü 6. Kongresi ardından yayınlanan yazıda da şehir plancıları, üzeri kapalı olarak "telefon sapığı" ve "tehditçi" de ilan edilmişti. "Şehircilik ve Siyaset" başlıklı yazıda sayın Oktay Ekinci, Odamız tarafından “Planlama, Siyaset ve Siyasalar” temalı kongreyi ele alırken, "Bir telefon sapığım var" iç başlığıyla, kendisinin kentleri ve planlamayı yazması ve konuşmasından rahatsız bir tanıdık sesin!, kendisini bu çabasından vazgeçmeye davet ettiğini ifade etti. Kendisinin çabasından rahatsız olan çevrelerin, planlama ile mimarlığın arasındaki duvarlardan ve imar rantı siyasetinden şikayetçi olmayan, çıkarları sarsılan çevreler olduğunu, Odamızın yayınladığı Dünya Şehircilik Günü Bildirgesinde de kendisinin üzerinde durduğu hassasiyetlerin bulunmadığını üzülerek gördüğünü ifade eden Ekinci, üzeri kapalı olarak plancıları, “tehditçi” ve bu eleştirilerden çıkarları sarsılan bir meslek grubu olarak tarifleme bahtsızlığı ve aymazlığını da gösterdi.

Birkaç yıldır Cumhuriyet Gazetesi ve özellikle ÇED Köşesinde yayınlanan yazılar ile bu yazıya konu edilen son 2 örneğin birlikte okunması, bir çok şeyi ortaya koyuyor. Odamızın yaptığı çok çok önemli basın açıklamaları ve etkinlikleri haber yapmakta yetersiz kalan ya da yetişemeyen bu ülkenin en köklü gazetesi, yıllarca bir köşenin gerçek var olma amacı yanında sahibinin mesleki ve kişisel kaygı ve öngörüleriyle şehir plancılarına, Odasına, şehir planlama eğitimine ve hatta onların onurlu çaba ve mücadelelerine kadar uzanan bir derinlikte! amaçlara da hizmet ettiğini göremiyor. Hatta kente, planlamaya ve çevreye ilişkin konularda “köşeden çıkarak” gazete haber ve manşetlerine uzanan konularda, aynı derinlikli! amaçlar doğrultusunda yapıldığı çok belli olan müdahalelerle, bu saygın ve köklü gazete, bir meslek grubu ve Odasının tüm arayışlarına da kulağını tıkayarak, kendi yayın ilkeleri ve katılım anlayışı ile de çelişiyor.

İşte bu süreç, şehir plancılarının sessiz kalabileceği ve görmezden gelebileceği bir nitelikten çıktığımızı gösteriyor. Şehir plancıları ve Odası, her zamanki mücadele ve kamu yararına savaşını aynı etkinlikte sürdürürken, bu mücadelede ne cunta, ne hükümet ne de bir başka çevrenin “baskı”, “tehdit” ve “müdahale”lelerine daha önce olduğu gibi yine boyun eğmeyecek. Şehir plancıları olarak, mesleğimizin bizlere yüklediği sorumluluk ve bilinç üzere hareket etmeye devam ederken, “haddini aşan”, mesleğimize karşı sürdürülen tüm sistematik müdahalelere de, karalılıkla ve tüm gücümüzle karşı duracağız.

Cumhuriyet gazetesinin köklü ve onurlu tarihi ve geleneği uyarınca, artık bazı gerçekleri göreceğini, şehir plancıları ve Odasının sesini duyacağını, yukarıda bahsettiğimiz hata ve müdahalelere karşı önlem alacağını, gazete çalışanlarının ve yöneticilerinin bu hassasiyeti yitirmeyeceğini umut etmek istiyoruz.

Gazete’nin bu tutumunun sürmesi ve sesimizin duymazdan gelinmeye devam etmesi halinde, bir yandan yasal anlamda sürdürülecek mücadelelerden kaçmayacağımızı, diğer yandan da, Gazete’nin en önemli takipçisi ve okuyucusu olan üyelerimizin gösterecekleri tepkilerin de sistematik ve büyüyen bir niteliğe kavuşacağını üzülerek bildiriyoruz.

Kamuoyuna, üyelerimize ve ilgililerine zorunlu olarak duyurulur…

TMMOB Şehir Plancıları Odası
Yönetim Kurulu
21.12.2006