Plansız programsız kent olursanız

Yazarlar / Nedim Atilla

Plansız programsız kent olursanız

nedim.atilla@aksam.com.tr

 


Önceki gün de yazdım, 31 Mart’ta yapılacak EXPO oylaması İzmir’in kaderini değiştirecek. İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş’ın tanıttığı “İzmir İli İlçelerinin Ekonomik Profili ve Alternatif Yatırım Olanakları” adlı kitabı karıştırdıktan sonra özellikle “Pergel Yasası” sonrası İzmir’in sorunlarının giderek daha büyüdüğünü, zaten bütün büyük kentler gibi plansız büyüyen kentin, 50 kilometre çapındaki ilçelerin de katılmasıyla iyice “plansız-programsız” hale geldiğini bir kez daha gözlemledim. İzmir’in EXPO’yu kazanması bu anlamda çok önemli.

Zaten Ekrem Demirtaş da “İl genelinde katılımcı bir anlayışla planlamaya ihtiyaç var. Bu plan geçmiş planların aksine geleceği öngörmeli, kente yön vermeli” diyordu açıklamasında. Ekrem Bey’in “EXPO’yu kazandığımız takdirde kent planlaması yerelin yetkilerinin alınmadan EXPO ile ilgili oluşturulacak bakanlık benzeri ya da bakan yetkisinde bir kişinin koordinasyonunda olmalı” görüşüne katılmamak elde mi?

Gelelim yayımlanan kitaba… Başkan Demirtaş ilkini 1997’de yayınladıkları “İzmir İli İlçelerinin Ekonomik Profili ve Alternatif Yatırım Olanakları” adlı çalışmanın sonuçlarının “Yerel seçimlere 1.5 yıldan az bir zaman kala yerel yönetimlere aday olacaklar için önemli bir referans çalışması” olduğu kanaatinde. Araştırma için İzmir Ticaret Odası’ndan 12 görevli 4 ay boyunca sürede 28 ilçeyi ziyaret etmiş… Sonuçları iyi değerlendirmek gerek.

Demirtaş’ın da altını çizdiği gibi, “İzmir’in ilk planı 1839’da yapılmış. Cumhuriyet öncesinde yapılan bu planlar kitaplaştırılmış. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise 1924’te kentin planı yapılıyor. 1954’te yapılan planda ise İzmir’in 200 bin olan nüfusunun 2000’de 400 bin olacağı öngörülmüş. Oysa kent 400 binlik nüfusa 1961’de ulaşıyor. 1973’te kurulan imar planı bürosunun hazırladığı plan ise uygulanmıyor. Öte yandan hazırlanan 25 binlik, 100 binlik planların kamu tarafından benimsenmediği gerçek. Bu yüzden yerel seçimlerden sonra kent genelinde katılımcı bir anlayışla planlamaya ihtiyaç var. Bu plan geçmiş planların aksine geleceği öngörmeli, kente yön vermeli.”

Planlı ve sürdürülebilir gelişme

Kısa bir süre önce yitirdiğimiz büyük İzmirli Prof. Mübecel Kıray’ın da dediği gibi “İzmir gerçekten de örgütleşememiş bir kent” Planlı ve sürdürülebilir gelişme üzerine AKŞAM EGE çıktığından bu yana gerçekten önemli yazılar yazan sevgili Cengiz Türksoy’un iki yıl önce yine bizde yayımlanmış kesip sakladığım bir yazısından bir paragrafı da bu vesile ile yeniden yayımlıyorum: Kent yaşamındaki düzen ve kentlilerin bu toplumsal yaşam içindeki konumları, rolleri, davranış biçimleri yazılı olan ya da olmayan bir dizi kurala bağlanmıştır. Kentlilerin bu kurallara bağlı olup olmamaları ya da toplum içindeki konumlarına göre kendilerini bu kurallarla bağlı sayıp saymamaları ve kent yöneticilerinin bu konuya karşı gösterdikleri duyarlılık kent yaşamının kalitesini belirler…

Peki planlar nasıl olmalı?

Bu konuda da Cengiz Türksoy’a başvuralım: Kentlerin imar planları, bir yanıyla uzmanlık gerektiren çeşitli çalışmaların ürünü olmakla birlikte, asıl olarak kent yaşamıyla ilgili çok geniş kapsamlı kurallar koyan belgelerdir. Bu planlar kent toprağında mülk edinmiş olan insanlara bir takım hakları üleştiren belgeler değildir. İmar planları, arazi sahibinin mülkiyet haklarını tanımakla birlikte, asıl olarak kente ait olan o arazi parçasının nasıl kullanılacağına ilişkin kuralları tanımlayan belgelerdir. Bütün hukuk kuralları gibi imar planlarıyla tanımlanan kurallar bilimsel, nesnel ve adil olmak zorundadır.

Akşam Ege / 10.01.2008