Organik tarım

Mehmet Doğan

06.03.2007 HaberEkspres

Dünyadaki hızlı nüfus artışı ve tarımsal ürünlerin bilinçsizce tüketimi karşısında 'Doğa' çaresiz durumdadır. İkinci dünya savaşından sonra geliştirilen yeni tarımsal teknikler ve uygulanan kimyasallar, hormonlar tarım ürünlerinde ciddi bir artış sağladı. Bu gelişmeye 'Yeşil Devrim' adı verildi. Yeşil devrim bir bakıma tabiattaki birçok canlının yok olmasına sebep olurken, bir taraftanda tüketici (insan) sağlığını tehdit altına alıyordu. Doğada ekolojik dengenin bozulması, toprağın ve suyun kirlenmesi yıllarca tahribatın yaşanmasından sonra anlaşılabildi. Ancak, birçok ülke tarımsal ürünlerin ve hayvanların genetik yapısıyla oynamaya devam ediyor. Bir bakıma dünyada bu işlerden rant elde eden 8-10 şirket insanlığın ve tabiatın felaketidir.
Tarımsal ürünlerde kullanılan zirai ilaçlamalardan ötürü her yıl milyonlarca insanın sağlığı bozuluyor.Tedavisi mümkün olmayan hastalıklar sonucu, ciddi insan ölümleri gerçekleşiyor. Dünya nüfusunun yarısını doyuracak ve yaşatacak büyüklükte paralar (zehirli ilaçların yol açtığı)hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. 1970'li yıllara gelindiğinde, doğal kaynakların yok olmasını ve kirlenmesini, başta insan ve diğer canlılar için felaketi fark eden çevre dostu örgütler (Toprak derneği – İngiltere, Doğa ve gelişme -Fransa, Biyodinamik derneği – İsveç) bu kuruluşlar bir çatı altında toplanarak 'Uluslar arası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu' (IFAOM) nu kurarak etkinliklerini yaygınlaştırmış bulunuyorlar.

Gen istilası

Ülkemizde organik tarım 1985 yılında üretilmeye başladı. Avrupa ülkelerinde bilimsel altyapısı çoktan hazırlanan organik tarım hızla artmaktadır. Bu konuda ücretsiz toprak ve kredi teşvikleri sağlanıyor.Avrupa ülkelerine oranla Türkiye'de zirai mücadelede kullanılan ilaç oranı oldukça düşük düzeydedir. Hektara aktif madde kullanımı Almanya ve Fransa'da 4,7 kgr, Yunanistan'da 6 kgr, İtalya'da 7,6 kgr, Belçika'da 11,3 kgr, Hollanda'da 17,8 kgr, Türkiye'de ise 600 gram kullanılmaktadır. Ancak kimi verilere bakılırsa tarımsal ürünlerin yoğun yetiştirildiği Akdeniz ve Ege bölgelerimizde kullanılan zirai mücadele ilaçlarının oranı birçok Avrupa ülkesinin üzerindedir.
Özellikle; biber, domates, salatalık, patlıcan ürünlerimiz Avrupa pazarlarında rağbet görmeme nedeni de fazlaca (bilinçsizce) zirai ilaç kullanılmasındandır. Bu ürünlerin iç piyasada pazarlanması ve tüketilmesine karşı hiçbir tedbir alınmaması düşündürücüdür.
Sonuç olarak; henüz fazlaca zirai ilaçlama ve gen değişimi istilasına uğramamış ülkemizi bu tehlikeden kurtarmak mümkündür. Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, çevreci örgütler ve yerel yönetimlere büyük görev düşüyor. Geç kalınmamalı…!