Onlar ve bizler…

 Hamdi TÜRKMEN

ANTALYA’da anlatmışlardı.
Her yıl milyonlarca turist geliyor ama otele kapanıp kaldıkları için çarşı esnafına beş kuruş faydası olmuyormuş.
Bıçak kemiğe dayanınca, şimdi Ankara Valisi olan Alaattin Yüksel, yine o dönemin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, otel sahipleri, turizmciler ve esnaf temsilcileri soruna çare olarak toplanmışlar.
Sonuçta, turistlerin kent merkezine, turist taşıyan araçların park sorunu nedeniyle getirilemediği anlaşılmış.
Vali Yüksel, Başkan Türel kafa kafaya verip, Antalya’da turisti kent merkezine indirebilmek, çarşıyla barıştırabilmek, esnafa kazanç için soluğu Ankara’da almışlar.
O bakanlık, bu bakanlık…
Sen şunu yap, ben bunu vereyim diye diye sorunu aşmışlar.
Antalya Kaleiçi Maydanı’ndaki vilayete ait kamu binaları yıktırılmış, belediye de buraya dev bir meydan ve altına da iki katlı otopark inşa etmiş.
Şimdi gidip bir görün.
Kentin ortasında, denizin kenarında pırıl pırıl bir meydan var.
Altında 5 yıldızlı otel lobisi gibi döşenmiş, yürüyen merdivenli iki katlı otopark açılmış.
Turistleri taşıyan otobüslerin biri girip-biri çıkıyor.
Binlerce yabancı çarşıda geziyor, kafelerde oturuyor, restoranlarda balığını yiyor, birasını içiyor, hediyelik eşyasını satın alıyor.
Herkes memnun ve mutlu…
*  *  *
Kapadokya’daydım. Aile dostumuz Hürriyet Yazarı, kişiliğine, mertliğine, kalemine her zaman hayranlık duyduğum Şenay Düdek ve eşimle burada üç gün geçirdik.
Anadolu’nun bağrındaki bu bölgede, 7’den 70’e hiç kimsenin ağzından “hayır” sözcüğünü duymadım.
Yerli-yabancı turistlerin en olmadık isteklerini bile saygı ve sevgi ile karşılayıp, yerine getirmeye çalışıyorlar.
Kayseri, Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos, Ihlara Vadisi, Uçhisar, Ortahisar, Kaymaklı, Derinkuyu, Mustafa Paşa ve yazamadığım pek çok köy, belde ve yerleşim alanında, tek bir amaç var: Turisti memnun ve rahat ettirmek.
Bir İzmirli olarak utanmadım desem yalan olur.
Kapadokya insanı, seçilmiş, atanmış yöneticileri, esnafı, turizmcisi ile bizleri fersah fersah sollamış geçmiş…
Biz yaya kalmışız, onlar çoktan Ay’a varmış!…
*  *  *
Gelelim bize…
İzmir’e dün üç dev yolcu gemisi geldi.
Yedi binin üzerinde turist Alsancak Rıhtımı’na indi.
Kimi kente dağıldı, kimi otobüslerle Efes-Meryemana, Bergama’ya gitti.
Aslında dün İzmir’e üç değil, tam dört kruvaziyer gemisi yanaşacaktı.
Üçünü kabul ettik, dördüncüsünü “Gelme, yerimiz yok, başka sefere” diyerek geri döndürdük.
Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz; hayır “bir” yeter diyoruz!…
Ben de şimdi soruyorum:
Sayın Valim, Büyükşehir Belediye Başkanım, Turizm Bölge Müdürüm, o müdürüm, bu müdürüm…
Bu kente, bu yıl haftanın bir-kaç günü dört kruvaziyer gemisinin geleceği, Alsancak Limanı’na yanaşacağı aylar öncesinden belliydi.
Ne yaptınız?
Ne düşündünüz?
Ne önlem aldınız?
Yoksa, “Aman canım ne yapalım, biri de geri gitsin, gelmesin” mi dediniz?
Yanıtınız son seçenek ise, buna hakkınız yok beyler…
Ayağa kadar gelen fırsatı tepenlere ne dendiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz.
İzmir’in turizm konusunda böyle, “geleni geri çevirmek” ya da “yerimiz yok” diye kabul etmemek gibi bir lüksü yok.
Olmamalı da…
O zaman lütfen görevinizi yapın, İzmir’i, İzmir’in yöneticisi gibi yönetin, varsa sorunlarını çözün!…

Kaynak: Milliyet Ege – 03.06.2010