Odamız Genel Merkezinden Basına ve Kamuoyuna

Odamız Genel Merkezi tarafından TBMM tarafından onaylanan “Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”a ilişkin basın açıklaması yapılmıştır. Açıklamayı haberin devamında okuyabilirsiniz.

 Ankara, 27 Temmuz 2010

 BASINA VE KAMUOYUNA 

TORBA KANUN İLE KAMU MALLARININ TALANI VE VİLLALARA GECEKONDU AFFI ONAYLANDI 

TBMM tarafından onaylanan “Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” artık yaşamımızda. Bu torba Kanun ile değişiklik getirilen meslek alanımızı ilgilendiren üç temel konuya kamuoyunun dikkatinin çekilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu konulardan ilki ve en önemlisi; bu kanunun içinde gizli bir gecekondu affı yer alıyor olması. Kanunun 35. maddesi ile 4706 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi değiştiriyor. Hazine adına tescil edilen taşınmazların Büyükşehirlerde öncelikle Büyükşehirlere, talebin olmaması halinde ilgili belediyelere bedelsiz olarak devredilir şeklindeki hüküm ilk bakışta oldukça masum gibi görünmekle birlikte,  “Bu taşınmazların yapı sahiplerine satışı ve genel hükümlere göre değerlendirilmesi bu Kanunun 5 inci maddesine göre yapılır” cümlesi torba kanunda var olan niyetin ifadesi olarak ortaya çıkmaktadır. Hazine taşınmazları üzerindeki yapı sahipleri deyişinin yasal karşılığı gecekondular olmaktadır. Kanunun sözünü ettiği gecekonduların ise, bizim eskiden bildiğimiz fakir fukaranın oturduğu ihtiyaç sahiplerinin barındığı yerlerden olmadığı,  kamu arazilerine yapılmış havuzlu villaların da  statü olarak gecekondu olduğu hatırlanacak olursa, böylesi önemli bir af düzenlemesinin neden bunca sessizlik içinde kabul edilmiş olduğu da anlaşılmış olacaktır.

 Kanunun 36. maddesi bu konuda daha da açıklayıcı; hazine arazilerinin işgalcilerine satış koşullarının belirlendiği 5. maddeye bir geçici madde ekleniyor ve daha önce satılsın diye belediyelere devredilip de satılmayan bu nedenle hazineye devri gereken taşınmazlar için belediyelere 2 yıllık ek süre tanınmasının yanı sıra (b) fıkrası ile karşımıza gene aynı yapılar çıkıyor:  “Belediyelere devredilen taşınmazların üzerlerindeki yapı sahipleri veya bunların kanuni veya akdi haleflerinden aynı maddede öngörülen altı aylık süre içinde başvurmayanlar ile yükümlülüklerini yerine getirmeyenler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde müracaat etmeleri halinde, aynı madde hükümlerinden yararlandırılır.”

Bu cümlede yer alan “yararlanıcıların” anlaşılır hale getirilmesi gerekiyor. Hazine arazisini gasp ederek üzerine yapı yapmış kişi kanundaki sözü edilen “yapı sahibi”, bu kişi Kanundan yararlanıyor ve ona gasp ettiği arazinin satışı yapılabiliyor. Bu kişinin kanuni varisleri varsa onlarda yararlanabiliyor bu da kanunda sözü edilen “kanuni halef” oluyor yani gasp eden ölmüş ise, bu arazi ilk sahibi olan Hazineye de dönmüyor onun kanuni mirasçılarına kalıyor. Ancak Kanun bununla da yetinmiyor. Bir malın onu gasp eden kişilerce yasal satışı mümkün değildir. Yani yasal olmayan yoldan elde edilmemiş bir malı, yasal yoldan satabilmek mümkün değildir. Böylesi bir satış yapılırsa ancak kişiler arasında yapılan adi sözleşmeler ile yapılabilir ki bunlar da hukuk karşısında geçerli değildir. Oysa bu tür arazilerin yasal olmasa da adi sözleşmeler yoluyla alınıp, satıldığını, el değiştirdiğini biliyoruz onun için buraya bir de “akdi halef” eklenmiş durumda. Bilinen ifadelerden bir örnek vermek gerekirse adeta kara para aklama gibi bir hüküm yasal statüye bu kanun sayesinde ilk kez kavuşturulmuş oluyor. Ve bu işlemler için de 6 aylık ek başvuru süresi getiriliyor. Torba   kanunun arasına saklanmış olan bu hükmün, bu hükmü yasaya koyduranlarca kullanılacağı, bu nedenle de böylesi önemli ve ülke çapında yaygın bir etki alanı olabilecek hükme ilişkin  Hükümetin son derece sessiz davranıyor olmasından anlaşılmaktadır. Oysa hepimizin bildiği gibi AKP gecekondular için hiçbir biçimde af yoluna gidilmeyeceğini kamuoyu önünde defalarca ifade etmiş ve dediklerini de birçok gecekondu bölgesini tasfiye ederek ispatlamış durumdadır. Sultanbeyli vb. gecekondu alanlarının yıkımlarının henüz tozları yatışmamışken, torba kanunla hem de yasal olarak satışı mümkün olmayan araziler üzerinde adi satış senetleri ile ortaya çıkacak kişilere de kamu mallarının satış mümkün hale getirilmiş durumdadır.  

Kanunun 36. maddesinde yer alan  (c) şıkkı ise; “Belediyelere devredilen ve belediyelerce de yapı sahipleri ile bunların kanunî veya akdi haleflerine doğrudan satılan taşınmazlar için ilgili belediyelerin devre ilişkin taleplerinin defterdarlık veya malmüdürlüğüne intikal tarihinden itibaren tahakkuk ettirilen ecrimisil alacakları hangi aşamada olursa olsun terkin edilir, tahsil edilmiş olan ecrimisil bedelleri ise satış bedeline mahsup edilir.” hükmünü düzenlemektedir.

Burada sözü edilenlere de açıklık getirme ihtiyacındayız.  Bu fıkrada, önceki fıkraya göre yapılacak yapı sahiplerine satış sırasında bu kişilere tahakkuk ettirilmiş ecrimisil varsa ve ödenmemişse bu kanunla birlikte ecrimisillerin de af olacağını, ödenmemiş ise de satış bedelinden ödenen miktarın düşüleceği hükme bağlanmış durumda. Bu nokta da“Ecrimisil”  in anlamının açıklanması gerekiyor: Kamu mallarını herhangi bir izin almaksızın veya arada sözleşmesel bir ilişki olmaksızın kullanan kişilere Türk İdare Hukukunda fuzuli şagil (haksız kullanıcı); bu kullanıcılardan alınan ücrete de “ecrimisil” denilmektedir. Yani haksız kullanıcılara satış yapılırken, eğer bunlara kullandıkları mal için kullandıkları süreyi de gözeterek bir çeşit kira gibi bir ücret tahakkuk edilmişse bu da satış bedelinden düşülecek, eğer ecrimisil devlet tarafından tahakkuk ettirilmiş ancak haksız kullanıcı tarafından zaten ödenmemişse de kamuya olan bu borç  bu fıkra hükümlerince affa konu olmaktadır. 

Gecekondu affına karşı olduğunu her fırsatta söyleyen Hükümet, aslında kentsel dönüşüm vb. uygulamalarda da görüldüğü gibi, yoksulların masum barınma aracı olan gecekondulara karşıdır. Sultanbeyli ve birçok yerde örneğini TOKİ tarafından ev sahibi yapılma vadiyle hak sahiplerinin ellerinden alınıp, ev sahibi olmaları için borçlandırıldıktan sonra, yoksul halk borçlarını ödeyemeyince sokaklara bırakılırken, üst gelir gruplarının orman ve hazine arazilerinin işgali yoluyla edindikleri gecekonduları -içinde kendileri oturduklarından mı nedir- tarihte görülmedik kapsamda aflarla ve son derece sessiz bir biçimde yasallaştırmaktadır.

Torba yasanın 27. maddesi ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 73 üncü maddesine bir ek getirilmiş durumda. Önce, 2886 sayılı kanunun 73. maddesi öz olarak “Tarihi ve bedii değeri olan taşınmaz mallar Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınarak, Maliye Bakanlığınca kiraya verilebilir.” hükmünü getiriyor.

Bu maddeye Torba yasanın 27. maddesi le getirilen ek gene ecrimisiller konusunu iki ana başlıkla içermektedir. Bunlardan ilki; İşgalin saptandığı tarihten itibaren Kamu Alacakları Kanununa göre 10 yıl geriye dönük talep edilen ecrimisil bedelleri torba kanunla 5 yıla düşürülmektedir. Bir başka ifadeyle kamu ecrimisil alacaklarının 5 yıllık bölümü için işgalcilere doğrudan af getirmektedir. Aynı düzenlemenin ikinci bölümünde ise, ecrimisil borçlarını ödemeyenler için kamu alacakları kanunu uyarınca talep edilmesi gereken faiz yerine, kalan 5 yıllık geriye dönük alacaklar için takdir edilen ecrimisil bedellerine işgalciler itiraz etmezlerse %20, peşin ödeme yapılırsa %15, yani toplamda %35’indirim uygulaması da bu torba kanunla yasama hayatımıza katılmış durumdadır.  Torba kanunda meslek alanımızı ilgilendiren son konu ise 61. Madde ile 2985 sayılı Toplu Konut Kanununa ek madde getirilmesi olmaktadır. Bilindiği üzere çok yeni bir düzenleme ile TMMOB’ye bağlı Odaların tüm itirazlarına karşın çıkarılan 5998 sayılı kanunla Kentsel Dönüşüm alanları düzenlemesinin yapıldığı 73. Madde 24.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmiş durumdadır. Bu madde düzenlenirken odalarımızca yapılan Büyükşehir Belediyelerinin yetkilerinin olağan dışı biçimde arttırılmasının sakıncaları hükümetçe TOKİ özeline görülmüş olmalı ki, Torba Kanunda getirilen ek maddeyle TOKİ’nin yetkilerinin korunma ihtiyacı ortaya çıkmış durumdadır.

Şöyle ki; “Kanunlar ile verilmiş yetkiler çerçevesinde Başkanlığa devri talep edilen taşınmazların kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde kalması halinde, Başkanlığın devir talebi önceliklidir. Bu yerlerde Başkanlık mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile devri talep edilen taşınmazlara ilişkin olarak Başkanlık, kanunlardan kaynaklanan tüm yetkilerini münhasıran kullanır.”  Bu madde ile bir yandan kendi işini kendi görmek isteyen belediyelerimizin kentsel dönüşüm alanı ilan ettikleri yerlere TOKİ isterse el koyup uygulamayı gerçekleştirir derken,  bu düzenleme ile belediyelerimizin kendi sınırları içinde sadece yeni yapılaşma amacıyla değil, kentsel dönüşümü gerçek anlamıyla gerçekleştirme şansı da ellerinden alınmış durumda. Muhalif belediyelere kımıldama şansı dahi tanınmıyor.

Yapılan son yasal düzenlemeler topluca gözden geçirtildiğinde, yerelde belediyelerin yetkilerinin birer birer alındığını, kamu mallarının sadece bu kanunla değil, son düzenlemelerin tamamında Hükümetin ilgi odağında olduğu gözlenmektedir. Kamu mallarının bu ülkenin tüm vatandaşlarının ortak malı olduğu gerçeği unutulmaktadır. Tüm ülkenin ortak mallarını gasp edenlere kamu mallarını sahiplendiren, kamu malını gasp ederek kullananların, bu gaspının önlenmesi yerine, ödemeleri gereken ecrimisillerde adeta kampanya düzenleyen yasal düzenlemelerle kamu malları talanın yanı sıra, ülkemizin ortak geleceğinin de talan edilmekte olduğu gerçeğine bir kez daha kamuoyunun dikkatini çekmekte yarar görülmektedir. Değerli basınımız aracılığıyla kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.  

Dr. Ümit ÖZCAN
Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri