Odamız Genel Merkezinde Görev Dağılımı yapıldı…

Odamız Yönetim Kurulu TMMOB Şehir Plancıları Odasının çalışmalarını ve vizyonunu özetleyen genel kurul bildirgesini 18 Mart günü Genel Kurulun ilk gününde sundu.
24. Olağan Genel Kurulunu başarılı bir şekilde tamamlayan TMMOB Şehir Plancıları Odası, Genel Kurulun ardından, görev dağılımını 27 Mart 2006 günü yapılan ilk yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile belirledi.

TMMOB Şehir Plancıları Odası
Tarih: 18-19 Mart 2006
24. Dönem Yönetim Kurulu

BAŞKAN
: Buğra GÖKÇE
II. BAŞKAN
: Funda ERKAL
GENEL SEKRETER
:Özlem ÇELİK
GENEL SAYMAN
: Ali Cenap YOLOĞLU
ÜYELER
: İbrahim GÜNDOĞDU
: Fikret ZORLU
: Yaser GÜNDÜZ
YEDEK ÜYELER
: Nevzat CAN
: Ü. Nevzat UĞUREL
: Hakan Sinan ERDEN
: Zühre ÇELİK
: Çağrı DEMİREL ARABACI
: Şükriye BAYSAL
: Banu AKSEL GÜRÜN

GENEL KURUL BİLDİRGESİ

Çalışan sınıfların küresel, ulusal ve kentsel ölçeklerde ciddi bir saldırı ile karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Uzun ve zorlu mücadeleler sonucu elde edilen kazanımların ortadan kaldırılmasına yönelik saldırı karşısında, emek merkezli mücadele alanlarının ve örgütlülüklerin mücadelelerini her zamankinden daha fazla ve yeni stratejilerle güçlendirerek sürdürmeleri bir zorunluluktur.
Söz konusu saldırının merkezinde kentler yer almaktadır. Üretimden uzaklaşan sermaye vahşi bir biçimde kent mekanının kendisini bir rant yaratma kaynağı olarak görmeye başlamış, kentlerin kamusal kullanım özelliklerini ve Hasankeyf örneği başta olmak üzere tarihi-doğal değerleri hiçe sayarak her alanı rant makzimizyonunun aracı olarak görmeye başlamıştır. Bu yönde değişim değerini hakim kılan uygulamalar başta büyük kentler olmak üzere her kentte uygulamaya sokulmuştur. Kentlerde özelleştirilen fabrikaların yerinde hızla yükselen konut alanları, iş merkezleri, güvenlik kaygısıyla kendisini kente kapatan lüks konut alanları, kentlerin her noktasında kentlerin ulaşımını felçe uğratmak pahasına kurulan alışveriş merkezleri sermayenin kente saldırısının çarpıcı örnekleridir. Çoğu durumda, bu alanlar kentlerin kamusal alanlarını tahrip ederek ortaya çıkmakta, kentleri sadece varlıklı kesimlere göre şekillendirmekte, kentlerin çoğunluğunu oluşturan çalışan sınıfları dışlamaktadır.
Bu tür bir anlayışın planlamayı kendisine engel görmesi rastlantı değildir. Kentleri anlık ihtiyaçlarına göre şekillendiren, ulaşım ağlarını tahrip etmekten geri durmayan, kentleri bir bütün değil, kendi içinde adacıklar olarak gören bir anlayışın, savuna geldiğimiz kentlere bütüncül yaklaşan, uzun vadeli bir gelişme perspektifi öngören bir planlama yaklaşımı ile uzlaşabilmesi mümkün değildir. Son dönemde, görünürde planlamaya verilen önem vurgusuna karşın, planlama kurumuna saldırı bu uzlaşmazlığın bir ürünüdür.
Planlama kurumuna karşı yürütülen bu saldırı, planlama kurumunun yeniden yapılandırılmasını merkeze almıştır. Bu noktada kamusal değerleri ve toplumsal adaleti merkeze alan planlama anlayışının yerine hızla piyasa merkezli bir anlayış konulurken, yanılgıya düşülmemesi gereken devletin bu alandan geri çekilmesi değildir. Tam tersine gerek merkezi gerek yerel düzeyde devlet, planlama süreçlerinde her zamankinden daha fazla yer almaktadır. Ancak devlet toplumsal yarar ve adalet kaygılarını merkeze alan bir anlayışla değil, piyasanın değerlerini içselleştiren bir anlayışla, kentlere müdahale etmeye yönelmiştir.

Bu anlayış çerçevesinde bugün hakim hale gelmeye başlayan yaklaşım, planlamayı en iyi yorumuyla kent içinde birbirinden kopuk parçalar yaratan kentsel dönüşüm projeleri toplamı olarak görmektedir. Bu durum planlama kurumunun da çok parçalı hale getirildiği bir stratejiyi de gündeme getirmiştir. Bir yandan demokratikleşme söylemi çerçevesinde planlama başta belediyeler olmak üzere yerel yönetimlerin görevi olarak tanımlanırken, bir yandan da bütüncül bir planlama perspektifini imkansız kılan planlama otoriteleri yaratılmaktadır. Özellikle kentin stratejik bölgelerindeki özelleştirilen alanlarda, DDY, Bayındırlık Bakanlığı, TOKİ, Sanayi Bakanlığı Turizm Bakanlığı, Valilikler ve kent planlarından sorumlu belediyelerden bağımsız, planlar üretilebilmekte ve uygulamaya sokulmaktadır.
Tüm bunlara ilaveten planlama kurumu içinde Şehir Plancıları geçmiş döneme göre, yeni yetkiler kazanmışlar ve yetkilerine ilişkin yeni bazı kazanımlar elde etmişlerdir. Koruma planlarının müellifliği ve imar planlarının müellifliği ile ilgili yönetmelikte yapılan değişiklikler bunlara örnektir. Ancak bu değişimin yukarıda sıralanan olumsuz gelişmeler içinde iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü son dönemde ortaya çıkan yeni planlama anlayışı karar verme süreçlerinin stratejik bir öğesi olan plancıyı mesleksizleştirme ve teknisyen konumuna itilme noktasına getirmektedir. Bu bağlam içinde, plancıların bir yandan yetkilendiriliyor görünürlerken, diğer yandan teknisyenlik rolüne indirgenmesi tehlikesi karşısında, plancıların iyi konumlanması önümüzdeki dönemin en önemli görevlerinden biridir.
Bu tür bir görevin en önemli ayağını kent mekanında toplumsal yararın savunulması ve toplumun güçsüz bırakılan kesimlerinin dışlanmasının engellenmesi ilkesi çerçevesinde plancıların rol almaları ve etkin olmaları oluşturmaktadır. Planlama sürecinin kentteki talanı meşrulaştıran değil, bu talanı engelleyen ve kentleri bir bütün olarak kurgulayan bir sorumluluk olarak yerine getirilmesi temel hedeflerden biri olmalıdır.
Şehir Plancılarının örgütlülüğünün kendi üyelerinin en üst düzeyde katılımına olanak verecek biçimde söz konusu mücadeleyi yerine getirmesi, bu süreçte üyelerinin donanımlı hale getirilmesini sağlaması, meslek ahlakının en üst düzeyde planlama süreçlerine damgasını vurması bir zorunluluktur. Toplumsal talanın küresel-ulusal ve kentsel düzeyde örgütlendiği bir aşamada, Şehir Plancıları Odası’nın kendi örgütlülüğünün, başta TMMOB olmak üzere, toplumsal adalet ve eşitlik ilkesini benimseyen tüm demokratik kitle örgütleri ve halk kesimleriyle ilişkilerini güçlendirmesi ve sağlamlaştırması hedef olmalıdır.
Son dönemde basında meslek alanımıza sistematik bir biçimde yapılan saldırıları kınıyoruz. Şehir Plancıları odası belirli bir çıkar grubunun kişisel düşüncelerini yansıtan bu tür saldırılar karşısında sessiz kalmayacak haklılığını her platformda TMMOB örgütlülüğüne zarar vermeyecek biçimde savunacaktır.
Piyasa koşulları içinde sayıca kalabalıklaşan meslektaşlarımızın yetkilerinin azaldığı bir ortamda, üyelerinin donanımlarının artırılmasına yönelik faaliyetlerin artırılması yanında, üniversitelerin Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri ile bu alanda ilişkilerin güçlendirilmesi önemli bir görevdir. Bununla birlikte, bazı üniversitelerin son yıllarda gelişigüzel ve yetersiz bir altyapı ile açtıkları Şehir Planlama Bölümleri’nin mesleki alana bir katkıdan çok, şehir planlama mesleğini yıpratan bir tehdit haline gelmesinin önlenmesine yönelik çalışmaların yapılması da bir gerekliliktir.
Plancıların teknisyene indirildiği ve plan kararlarının rant çevreleri temsil eden dar çevrelerde verildiği bir anlayışın karşısında geniş halk kesimlerine taşınmış ve plan süreci ile doğrudan ilişkisinin kurulabildiği alternatif bir planlama yaklaşımının hayata geçirilmesi Şehir Plancıları Odası’nın önümüzdeki dönemdeki en önemli görevleri arasındadır.