ODAMIZIN 13 EKİM ULUSLARARASI DOĞAL AFETLERİN AZALTILMASI GÜNÜ KAPSAMINDAKİ BASIN AÇIKLAMASI

Birleşmiş Milletler öncülüğünde son dönemlerde geliştirilen yeni afetler politikası ile birlikte 13 Ekim tarihinde kutlanan 'Uluslararası Doğal Afetlerin Azaltılması Günü" kapsamında Odamız Genel Merkezi tarafından basın açıklaması yapılmıştır. Açıklamayı haberin devamında okuyabilirsiniz.

13 EKİM ULUSLARARASI DOĞAL AFETLERİN AZALTILMASI GÜNÜ'NDE TÜRKİYE DE HALA AFETLER SONRASINDA "YARA SARMA" VE "KADER" KISKACINDA HAYATLARI FEDA EDİYORUZ

Birleşmiş Milletler öncülüğünde son dönemlerde geliştirilen yeni afetler politikası ile birlikte 13 Ekim tarihi 'Uluslararası Doğal Afetlerin Azaltılması Günü" olarak tanımlanmıştır. Bilindiği üzere doğa olaylarının "afet" olarak nitelenmesi ancak insanoğlunun bu olaylardan son derece olumsuz etkilendiği haller için geçerli olmaktadır. Bu gerçekten hareketle Birleşmiş Milletlerce oluşturulan temel politikalara paralel olarak ilan edilen "Uluslararası Doğal Afetlerin Azaltılması Günü" uluslararası düzeyde belirlenmiş temel politikalara uyulması konusunda gerekli kamuoyu desteğinin yaratılması amacıyla gündeme getirilmiştir.

Bu noktada temel amaç; afetler öncesinde doğa olayları ile ortaya çıkması beklenen riskleri azaltmak amacıyla çok yönlü önlemler alınmasıdır. Günümüzde başlıca risk alanlarının nüfusun yoğun bir biçimde bir arada bulunduğu kentler olduğu gerçeğine dayanarak, kentler odak alınarak oluşturulan planlama aşamasında öngörülen çalışmalarının yanı sıra, kentlilerin doğrudan katıldığı süreç ve yöntemlerle risk azaltma (sakınım) kararlarının alınması ve uygulanması gerektiği, yeni politikanın öncelikli ilkelerindendir.

Uluslararası yeni politikanın diğer hedefleri: risk azaltma önlemlerinin, 'sürdürülebilirlik' ilkesi gözetilerek her ölçekteki planlama çalışmalarına entegre edilmesi;  kentsel risklere önem verilmesi; risk azaltma kararlarının, yalnızca yönetimler tarafından değil, risklere maruz toplum kesimleriyle birlikte alınması ve bu amaçla 'platformlar' oluşturulması; dar gelirli kesimlerin risklerine öncelik verilmesi olarak özetlenebilir.

Kentsel riskler bu yeni yaklaşım uyarınca ülkemizde öteden beri tanımlandığı biçimde yapı risklerinden ibaret değildir; Yoğunluklar, tehlikeli kullanımlar, yanlış komşuluklar, açık alan gereksinmeleri, altyapı, kamu alan ve tesislerinde yetersizlikler ve yanlış konumlandırmalar gibi nedenlerle imar planlarının bu risk havuzlarına doğrudan katkıları vardır.

Kimi kesimlerce " Deprem Öldürmez Yapı Öldürür" sloganına bağlı çare olarak ileri sürülen 'yapı güçlendirme'nin kentlerimizde yetersiz kalan bir yaklaşım olduğu ve kentlerimizin niteliksiz çevrelerini ve yapılaşmasını konsolide edeceği görülmüştür. Bu noktada yüksek riskli kentlerimizin asıl ihtiyacı olan toplu yenileme yaklaşımının kurumlaştırılması, risk azaltmada çok yönden etkili bir strateji olmakla birlikte, kentsel dönüşüm ihtiyacı amacından saptırılmış ve yoğunluk arttırıcı ve yeni risk alanlarının oluşturulması uygulamasına dönüştürülmüş durumdadır. 

Türkiye'nin de katıldığı Kobe Konferansı (Japonya, 2005) kararları uyarınca uygulanmakta olan Hyogo Eylem Planı (2005 2015) kapsamında, bu yaklaşım 'Dirençli Kentler Kampanyası' ile yeni bir evreye girmiş bulunmaktadır. Kampanya'ya her ülkeden kent yönetimleri doğrudan başvurabilmekte, uyguladıkları risk azaltma yöntemleri ve sakınım planları ile karşılıklı öğrenme sürecine katılmaktadırlar. 

Dünyanın en riskli kentlerine sahip olan, çok yakın geçmişinde büyük can ve mal kayıpları yaşamış, farklı doğa hareketlerinin afete dönüşmesine sürekli konu olan Türkiye'nin de katılmış olduğu uluslararası beraberliklere rağmen tüm örgütlenmesini hala afetler sonrası yardım ve yara sarma politikaları ile sınırlıyor olmasını anlamak ve açıklayabilmek mümkün değildir. Türkiye'nin Dünya Dirençli Kentler Kampanyası'na taraf olmasına rağmen 13 Ekim'de dünyaya anlatabileceği tek bir örnek uygulaması bulunmamaktadır. Yapılan kurumsal ve yasal düzenlerimizdeki yanlışlar, afet öncesinde risk azaltma çalışmalarının ayrı bir uzmanlık alanı ve başlı başına bir planlama etkinliği olduğunu göz ardı etme tutumundan kaynaklanmaktadır. 

Şehir Plancıları Odası olarak, yapılması gerekenleri her ortamda dillendirmek ve kamuoyunu yaşananlar ve yaşanacak olanlar konusunda uyarmak mesleki sorumluluğumuz ve görevimizdir. Ancak uyarının da ötesinde asıl görevimizin, bu alanda yardım isteyen yerel yönetimlerimizle mesleki birikimlerimizi paylaşmak ve gerekli hizmeti sunmak olduğu açıktır. 

13 Ekim 'Uluslararası Doğal Afetlerin Azaltılması Günü"nde toplumumuzda her an bir afetle karşılaşabileceğimiz öngörüsüyle risk azaltma çalışmalarımızı kesintisiz sürdürmek, kentlerimizde giderek daha hazırlıklı ve dirençli olmak yoluyla karşı karşıya olduğumuz tehlikelerin hiçbir zaman bir afet boyutuna erişmeyeceği güvencesinin topluma verilebileceği yasal ve yönetsel ortamın oluşmasındaki öncül görevimizin bilinciyle uygulanmakta olan arkaik politikalardan ivedilikle vazgeçilmesi gereğinin bir kez daha kalın çizgilerle altını çizmekte yarar görüyoruz.

 
Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız. 

 

Dr. Ümit ÖZCAN

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Genel Sekreteri