İnciraltı’nın imar sorunu

Basınımızın değerli mensuplarının bilgisine; 

Bahçelerarası ve İnciraltı’nın imar sorunu İzmir’in gündemini son 10-15 yıldır meşgul eden bir konudur. Körfez çevresini sahil kenarından kuşaklayan yol ile kıyı arasında kalan nadide alanlardan biri olan bu bölge, korunmuş yeşil dokusuyla İzmir’in kent içinde, elde kalmış yegane alanıdır. Bu bilinçle, İzmir’in geneli açısından bu bölge hakkında geliştirilecek imar kararı da oldukça tartışmalara yol açmaktadır.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından birinci, ikinci ve üçüncü derecede doğal sit alanı kararı bulunan bu bölgede yaşayanların, yanlış arazi ve su kulanım politikaları yüzünden, tarımsal aktiviteler açısından beklentileri de giderek azalmıştır. Şimdilerde bazı arazi sahipleri, ellerindeki arazileri ellerinde tutabilmenin, büyük sermayenin el değiştirme istemlerine karşı durabilmenin hesaplarını yapıyor. Bu doğrultuda da beklentileri, bölgenin imar planlarının kendi durumlarını ve görüşlerini de dikkate alacak biçimde hazırlanması. Bu önemli kentsel alanda rant beklentisi içinde olmadan, korumacı, düşük yoğunluklu bir kullanım kararı getirecek bir plan yaklaşımını benimsemeye hazır durumdalar.

Bu tür kentsel parçaların planlanabilmesi için, son dönemlerde planlama disiplininin elinde kalan ve yaptırım niteliğine sahip son araçlardan biri olan “doğal sit” kararlarının irdelenebilmesi mümkün.  Ancak yine planlama ilkeleri doğrultusunda, İzmir kentine ilişkin stratejik kararların geliştirilmesi ve bölgeye biçilen rolün netleştirilmesi gereği bulunuyor. Bunu yerine getirmekle yükümlü olan ve 1989’dan bu yana işlerliğini gitgide kaybeden, şu günlerde devam eden Nazım Plan çalışmalarının tamamlanabilmesi gerekiyor. Şu an kentin imar ve planlama gündeminde olan en önemli konu olan bu çalışma sürecinin bölgeye nasıl bir karar getirdiğini/getireceğini bilmemekle birlikte, yöntem olarak, yörede yaşayan, geçimlerini bu bölgede sağlayan aktörlerle toplantılar yapılması gerektiği açık.

Planlama disiplini, yörenin çeşitli tarımsal nitelik raporlarını ve diğer etütleri göz önüne alarak değerlendirme sorumluluğu kadar, yörede 3-4 nesildir yaşayan ve bölgeyi koruyarak bugünlere taşıyan, legal bir yapılaşma istemini gündeme getiren kişi ve topluluklara da sırtını dönmeden bir karar geliştirmelidir. Bu alanda kimi holdinglerin ve uluslararası sermayenin projeler geliştirmekte olduğunu göz önüne alarak, yöredeki yerel beklentilerin sesine de kulak vermek gerekmektedir.

Bu doğrultuda, düzenlemenin genel kentsel yerseçim kararları ile örtüşen, bu alanın bir kıyı alanı olması nedeniyle kıyıya dik gelişme aksları biçiminde derinlemesine bir düzenleme içermesi, özel mülkiyetten elde edilecek kamusal terklerin maksimize edilerek, düşük yoğunlukta yöresel barınma beklentilerine karşılık verilmesi düşünülebilir. Elde edilecek geniş kamusal alanlara yüklenecek sosyal ve kültürel kullanımlar konusunda da Nazım Planın genel kararları belirleyici olacaktır.

TMMOB Şehir Plancıları Odası
İzmir Şubesi Başkanı
Tolga Çilingir

{nomultithumb}04.02.2006