İnciraltı ve EXPO konulu basın toplantısı yaptık

TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi olarak, kamuoyunun odamızdan beklentilerine uygun olarak konularla ilgili görüşlerimizi bildirmek ve 20 Mart’ta yapılacak olan İnciraltı Planı ile ilgili toplantı öncesi, planı hazırlayan kurumlara yönelik uyarı ve katkılarımızı ifade etmek istedik. 17 Mart 2007 Cumartesi günü..

{nomultithumb}şubemizde düzenlediğimiz basın toplantısına geniş bir ilgi gösteren ulusal ve yerel basın temsilcilerine yapılan sunuşu içeren bir metin aşağıdadır.

“İNCİRALTI PLANI ÖNERİMİZ ve EXPO” Konulu Basın Toplantısı Bildirisi

Değerli Basınımız, bugünkü toplantımızın iki konusu var. Son günlerde bu iki konu bir araya getirildiği için, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi olarak, kamuoyunun odamızdan beklentilerine uygun olarak konularla ilgili görüşlerimizi bildirmek ve 20 Mart’ta yapılacak olan İnciraltı Planı ile ilgili toplantı öncesi, planı hazırlayan kurumlara yönelik uyarı ve katkılarımızı ifade etmek istedik. Öncelikle bazı konularda kamuoyu önünde yapılan açıklamalarla ilgili düzeltmelerle başlamak istiyoruz:

EXPO ALANININ ELDE EDİLMESİ KONUSUNDA YANILGILAR:

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kocaoğlu’nun EXPO alanını elde etme hesabında dikkat çeken noktalar şöyle:

Ağaçlandırma yapılan 150 hektar alana paralel 470 hektarlık bir alan olduğu, bu alanın imara açılacağı söyleniyor. “Belediye’nin planlama yapmak koşuluyla yüzde 40 re’sen kamu alanları yaratma hakkı olduğu, 470 hektarın % 40’ı olan 188 hektarın EXPO için yeterli bir alan olduğu” ifade ediliyor. Sözü edilen 188 hektarlık alan, ikinci derece doğal sit alanı olan Bakü yolu üzeri olarak tarif ediliyor.   Geriye kalan % 60’lık bölümde ise, ki 282 hektar ediyor, oteller, termal tesisler ve günübirlik fonksiyonlar yükleneceği söyleniyor.

Bölgede ayrıca, 45 hektarlık bir kamu arazisi olduğu, Belediye, Özel İdare ve Milli Emlak’a ait bu arazilerin 400 bin metrekarelik (40 hektar) kapalı inşaat alanı gereksinimini karşılayacağı belirtiliyor.

Sayın Kocaoğlu’nun EXPO hesabı böyle.

188 hektarlık EXPO alanını elde etmek için kullanılan imar uygulaması, halk arasında “hamur kuralı” diye bilinen İmar Kanunu’nun 18. Maddesine dayanmaktadır. Belediyelerin yaptıkları düzenleme dolayısıyla meydana gelecek değer artışlarının karşılığında % 40 oranında bir düzenleme ortaklık payını alma hakkı bulunmaktadır. Ancak bu payın nasıl kullanılacağı da şöyle ifade edilmektedir (Değişik fıkra: 03/12/2003 – 5006 S.K./1. md.):

Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

EXPO aktivitelerinin gerektireceği ticari ve kültürel iletişim alanları, kapalı ve açık sergi alanlarının, yasada tanımı yapılan yukarıdaki genel kamusal hizmet kategorileri içinde değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir.  Bir başka deyişle İmar Yasası, % 40’lık bir düzenleme ortaklık payı ile EXPO alanı kazanılması yönünde bir fırsat tanımamaktadır. Alanın bir yeşil alan ya da park gibi tanımlanarak; 20 milyon ziyaretçiye ev sahipliği yapacak 6 aylık bir EXPO organizasyonun herhangi bir notasyon ile geçiştirilebilmesi de mümkün değildir.  

EXPO ALANININ “DENİZ KIYISINDA OLMASI GEREKTİĞİ” KONUSUNDA YANILGILAR:

Sayın Kocaoğlu, “EXPO, deniz kıyısında olur”  diyor. Bu düşünce son derecede yanlıştır. Bir otelin penceresinden gösterilen İnciraltı için, “EXPO’yu burada yapın” şeklinde buyuran BIE Genel Sekreteri Loscartales’in etkisi altında kalan Sn. Kocaoğlu ve diğer kanaat önderleri (!), EXPO’nun daha önce hangi coğrafyalarda yapıldığını incelemesi gerekir. En güncel EXPO olan Tayland’daki Royal Flora’nın, denize kıyısı olan bir ülkede 300 km. içeride kalan Chiang Mai’de düzenleniyor olması çarpıcıdır. Bir uzmanlık EXPO’su olan Tayland örneği dışında ana EXPO’lar için de durum farklı değildir. Hatta deniz kıyısında olan kentlerin dahi bu organizasyonların yapılacağı alanı, denize yapıştırmak gibi bir arayışları yoktur.

Bir başka örnek Japonya Tsukuba’dan. Okyanus kıyısındaki kentin EXPO alanı içeride boş bir alanda kalıyor.

Bir başka örnek Japonya Tsukuba’dan. Okyanus kıyısındaki kentin EXPO alanı içeride boş bir alanda kalıyor.

 

Aichi 2005, 121 ülkenin katıldığı ana EXPO’lardan biri. 173 hektarlık bir alanı (1), 22 milyon ziyaretçi gezmiş. Japonya gibi bir ada ülkede (2), kentin kıyıya yakın konumuna rağmen EXPO’nun kıyıyla bir ilgisi yok. Yine Buca Gölet benzeri orman ve gölet içeren bir coğrafi alanda yer seçilmiş.

Lizbon 1998’in de coğrafi konum olarak benzer bir durumu vardır. Bir okyanus kıyısı ülke olan Portekiz’in, bir kıyı kenti olan Başkent Lizbon’undaki EXPO alanı kıyıda değildir.

Portekiz’den komşusu İspanya’ya geçtiğimizde de aynı durumla karşılaşmaktayız.

 

1929’daki organizasyonun düzenlendiği Barselona’daki EXPO alanında da benzer bir durum söz konusu. Barselona bir kıyı kenti, ancak EXPO alanı kıyıda değil.

İspanya gibi hem Akdeniz’e hem de okyanusa kıyısı bulunan bir ülkede bile bu tercih yapılmış. Sevilla’da da durum farklı değil. Sevilla ile kıyı arasında bir ilişki olmasına karşın EXPO 1992 alanı iç kesimde kalıyor. Sevilla da yine ana EXPO’lardan biri idi.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ana EXPO’lardan biri olan Hanover 2000, 155 ülkenin katıldığı, 18 milyon ziyaretçinin gezdiği bir EXPO. 160 hektarlık bir alanda kurulmuş. Almanya’nın sınırlı kıyı alanı olan kuzey bölgedeki bir kent olmasına karşın, Hanover EXPO’su da deniz kıyısında değil.  İzmir’in rakibi Milano, İtalya gibi kıyı uzunluğu dikkat çekici bir ülkede, kıyısı olmayan bir kent. Ya da kıyısı olduğu halde 2010’u düzenleyecek olan Shanghai, yer seçimini deniz kıyısında yapmamış.

Peki, deniz kıyısında bir EXPO yer seçimi konusunda neden İzmir kamuoyu yanıltılıyor, bir zorunlulukmuş gibi gösterilmek isteniyor?

Eğer İzmir EXPO’yu organize ederken, aktiviteyi tüm kente yayamayacaksa, bu organizasyonu başaramamış olacaktır. Dolayısıyla EXPO alanının kentin neresinde olacağı sorununu, denize kıyısı olmak gibi bir cazibe kriteri üzerinden çözmeye kalkışmak mantıklı değildir. İzmir EXPO’yu kentin tamamına yayılmış bir aktivite gibi kurgulamalıdır. Gündüz ve gece kullanımları arasındaki mekansal yoğunlaşmalar hesaba katılmalıdır.

 “EXPO ALANI, YARIMADA’YI KALKINDIRMALIDIR”  SÖYLEMİ:

Sayın Kocaoğlu, gerek Urla gerekse İnciraltı tercihlerini haklı çıkarmak için, Yarımada’nın kalkınması gibi bir söylemi tercih ediyor. İzmir’in Yarımada ile kalkınacağını her fırsatta dile getiren Sayın Kocaoğlu, 50 kilometrelik yarıçap içinde yetkili olduğu alanın ötesinde bir arayış içinde bulunuyor. Bu gelişme stratejisinin nasıl bir yönetsel ayakla gerçekleşeceği belirsiz.

Yerel Gündem 21 çalışmaları bünyesinde Yarımada’nın planlanmasının tartışıldığı toplantıda da gündeme getirildiği gibi, Yarımada’nın bugün sahip olduğu nüfusu dahi kaldıramadığı ortaya konuldu.  Susuzluğun yaşamı tehdit etmeye başladığı Yarımada’yı halen daha bir gelişme koridoruymuş gibi göstermek, İzmir’in alternatif gelişme stratejilerinin zafiyetini ortaya koyuyor. Küresel ısınma, flora ve faunanın tehdit altında oluşu gibi nedenlerle, Yarımada’nın kesin koruma önlemlerine gereksinimi bulunuyor.

İnciraltı’nın, Yarımada’nın kapısında yer aldığı varsayımıyla EXPO yer seçimini haklı çıkarmak yerine, kapıda olmanın bir gelişme dinamiği eğer gerçekten bulunuyorsa, bu karardan hemen vazgeçmek doğru yaklaşım olmalıdır.

İzmir’in gelişimini doğu-batı gelişme yönü gibi bir takım geometrilere bağlamak yerine, doğal ve coğrafi gerçekliklere, analizlere bağlı kalmak, örneğin fay hatları, orman ve makilik alanlar ile doğal sit alanları içeren İYTE yerleşkesini doğru etüt ederek yer seçim kararı geliştirmek gerekmektedir.

Ayrıca, yeni konaklama istemleri yaratacak seçenekleri oluşturmadan önce, elde varolan ve kıyı kentlerimiz için bir risk oluşturan, imara açılmış kıyı bölgelerimizdeki yatak kapasitesinin öncelikle doldurulması amacıyla, yalnızca Çeşme değil, Kuşadası’nı da birlikte değerlendirebilecek bir konum, yani Aydın ve Çeşme otoyollarının kesiştiği otoyol kavşağı olan Buca Kaynaklar bölgesi dikkate alınmalıdır. Bu kesişim noktası aynı zamanda kent merkezine 13,5 km., Adnan Menderes Havalimanına 15,5 km. uzaklıkta bulunmaktadır.

 BUCA-KAYNAKLAR EXPO ALANI’NA İLİŞKİN İLERİ SÜRÜLEN İDDİALAR:

Sayın Kocaoğlu, EXPO yer seçimiyle ilgili olarak iki seçenek arasında kaldığını ifade ediyor. Odamızın komisyon önerisi ve Yönetim Kurulu kararı ile önerdiği Buca Kaynaklar seçeneğinin dikkate alınmamasına gerekçe olarak; kamulaştırma bedeli ve Tahtalı Barajı uzak mesafeli koruma kuşağında kalması gösteriliyor.

 

İnciraltı’nın kamulaştırılması ile karşılaştırıldığında, arazi değerleri açısından Buca Kaynaklar’ın daha uygulanabilir bir seçenek olduğu ortadadır. Kaldı ki bölgede kamu mülkiyetleri de bulunmaktadır. Buca-Gölet alanı bunlardan biridir. Tahtalı Barajı Koruma alanı gerekçesi ise inandırıcılıktan çok uzaktır. İzmir Büyükşehir Belediyesi, aynı koruma bölgesinde depolama alanlarına ruhsat kesmeye devam etmektedir. Bir tehdit oluşturma durumu söz konusu ise üretime dönük bu faaliyetlere ilişkin özen gösterilmesi gerekmektedir. EXPO’lar, kalıcı ya da sökülebilir tesis inşası gibi seçeneklere sahip olabileceği gibi, arıtma konusunda bağlayıcı ön koşullarla inşa edilmeleri söz konusudur.

 Odamızca önerilen EXPO alanı, Tahtalı Çevre Düzeni Planı planında da, itirazımıza konu olan yeni revizyonunda da, 1/25000 ölçekli Nazım İmar Planı’nda da Fuar/Panayır/Festival alanı olarak görülmektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bütün planlarında yapılan bu öngörünün, çevresel bir risk yaratacağı ya da mali açıdan kamusal bir alana dönüştürülemeyeceği iddiaları ciddiyetle bağdaşmamaktadır.  

EXPO ÖRTÜSÜNÜN ALTINDAN ÇIKACAKLARIN SORUMLUSU KİM OLACAK?

“İnciraltı bir EXPO yeri olarak ilan edilsin de, sonra imara açarız” diyerek, önce oradaki mülk sahiplerini tavlamaya çalışan, ancak beklentileri arttırarak çözümü olanaksız kılan “kanaat önderleri” yaşanan ve yaşanacak olan İnciraltı krizinin baş sorumlusudurlar. Alandaki türlü hassasiyetleri farkında oldukları halde, bir de bunlara EXPO krizini sıkıştıran iktidar partisi ve belediye ittifakının yöneticileri de bu krizin sorumlularıdır.

Tarih, İzmir’in 8000 yıllık birikimine yeni bir sayfayı eklerken, Loscartales’ten icazet alan kent yöneticilerinin İzmir’in kültürel geçmişindeki birikimlere ihanet eden ayaküstü kararları yazacaktır. Ve yine tarih, İnciraltı’nı imara açan, açmaya azmettiren yöneticileri, bu vasıflarıyla hatırlamamızı sağlayacaktır.

Organizasyonu alıp alamayacağı belli olmayan İzmir’in İnciraltı bölgesi, EXPO sonrasında da yeni tartışmalar yaratacaktır. Nazım İmar Planındaki bir üniversite alanının EXPO’ya dönüştürebilme esnekliği, EXPO’nun da bir üniversiteye ya da başka bir işleve dönüştürülebilme esnekliğini getirecek midir?

Daha önemlisi, uğrunda nice kavgaların verildiği, Nazım İmar Planı’nın tarım alanı ilan ettiği bölgenin üzerinde yapılan bu plan değişikliği, henüz mürekkebi kurumadan, plan askıya dahi çıkmadan yapılabiliyorsa, “Kentin 20-25 yıllık Anayasası’nı hazırladık” diyerek bundan gururla söz edenlerin yüzleri kızarmayacak mıdır?

 Değerli Basınımız, Bilindiği üzere, Bahçelerarası ve İnciraltı’nda imar talepleri ve bölgenin planlama sorunu uzun zamandır kent gündemimizin sıcak maddelerinden biridir. Kentimizin batı koridorunda bulunan ve doğal, kültürel ve ekonomik anlamda önemli değerler içeren nadide alanlardan biri olan İnciraltı, korunmuş yeşil dokusuyla İzmir’in kent içinde, elde kalabilmiş en önemli açık ve yeşil alanıdır. Bu sebeple, bölgenin geleceği için geliştirilecek plan kararları tüm İzmir için de oldukça önemli bir konumdadır. Daha önce de çeşitli vesilelerle açıkladığımız İnciraltı reçetemizi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak planlama çalışmalarına bir katkı olması açısından genişletilmiş olarak basınımız aracılığıyla kamuoyuna sunuyoruz.20 Mart’ta yapılaca olan ikinci toplantı öncesi Koruma Amaçlı İmar Planı’nın hangi hassasiyetleri içermesi gerektiğinin de altını çizmek istiyoruz.

·         Bölge Tarım İl Müdürlüğü raporuna göre “tarım alanıdır”.  Öyleyse koruma planı mutlaka tarım alanı niteliği ile barışık bir işlev getirmelidir.

·         Bölge doğal sit alanıdır. Tuzla Kuş Cenneti’nde ve Ramsar kapsamında ele alınan faunaya yönelik koruma hassasiyetleri İnciraltı dalyanı için de geçerli olmakta, bölgedeki gürültüyü/sesi arttıracak ağır vasıta trafiğini nedenleyecek kararlardan dikkatle kaçınılmaldır. Koruma amaçlı imar planı, adı gibi “koruma amaçlı” olmalıdır!..

·         Yörede yaşayanların zorunlu barınma sorunları ile yapılaşma hakları konusundaki belirsizliğin giderilmesi gerekmektedir.

·         1991’de ilan edilen “turizm bölgesi” kararı ile ilişkili olarak geliştirilecek kararlarda parselden parsele, bölgeden bölgeye değişen ve yöredeki hızlı arazi el değiştirmelerinin nedenlerini sorgulatacak,  tartışmalı, ayrıcalıklı plan kararları getirilmemelidir.

·         Geliştirilecek arazi kullanım kararları bu öncelik ve kriterlerin tamamını karşılayan bir yaklaşım içermelidir.

·         Bölgenin ve planlamanın içeriksel hassasiyetlerini dikkate alan, kentsel tasarım ölçeğinde, bina ve parsel ilişkilerinin kurulduğu, özel bir koruma planı dilinin oluşturulduğu iki ve üç boyutlu tasarım ekleriyle birlikte hazırlanacak bir plana gereksinim vardır.

·          Mülkiyet ve işletme sorunları bir araya gelinerek kurumsallaşma ile çözülebilecek bu alanın ulusal bir yarışma projesi ile elde edilmesi de gündeme gelebilir. Bu çözüm, plan hazırlayan kurumun süreç içinde rahat karar alabilmesini sağlayabilir.

·         Gereksinimlerin, mülk sahipleriyle yapılacak mülakatlar ile belirlenmeye çalışılması, bunun, yönteminin sağlıklı olması açısından, bilimsel öğrenme kanallarının iyi kurgulanması gerekmektedir.  Rant odaklı beklentilerle, ekonomik devamlılığı sağlamaya yönelik beklentiler ayrıştırılmalıdır.

·         Yörede arazi sahibi olanların, ellerindeki “ toprak” değerinin, bir kereye mahsus karşılığının alınmasıyla harcanması yerine, ekonomik getiriyi sürekli kılabilecek kısıtlı bir yapı izni ve ekonomik getirinin temini için, bu coğrafyayı İzmir’in diğer yörelerinden farklılaştıran bir kentsel ve mimari çevre yaratılması son derecede önemlidir. İnciraltı’nın planlanmasındaki bu 9 kriter bir arada kabul gördüğünde başarıya ulaşılabilir.  

Yasa, hazırlanacak planın tarifini şöyle yapmıştır: "Koruma amaçlı imar plânı"; bu Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın etkileşim-geçiş sahasını da göz önünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla arkeolojik, tarihi, doğal, mimarî, demografik, kültürel, sosyo-ekonomik, mülkiyet ve yapılaşma verilerini içeren alan araştırmasına dayalı olarak; hali hazır haritalar üzerine, koruma alanı içinde yaşayan hane halkları ve faaliyet gösteren iş yerlerinin sosyal ve ekonomik yapılarını iyileştiren, istihdam ve katma değer yaratan stratejileri, koruma esasları ve kullanma şartları ile yapılaşma sınırlamalarını, sağlıklaştırma, yenileme alan ve projelerini, uygulama etap ve programlarını, açık alan sistemini, yaya dolaşımı ve taşıt ulaşımını, alt yapı tesislerinin tasarım esasları, yoğunluklar ve parsel tasarımlarını, yerel sahiplilik, uygulamanın finansmanı ilkeleri uyarınca katılımcı alan yönetimi modellerini de içerecek şekilde hazırlanan, hedefler, araçlar, stratejiler ile plânlama kararları, tutumları, plân notları ve açıklama raporu ile bir bütün olan nazım ve uygulama imar plânlarının gerektirdiği ölçekteki plânlardır.     

ÖNERİ ŞEMAMIZ NE DİYOR? “T” alanları, tarımsal aktivitelerden elde edilen ürünlerin yerinde pazarlandığı açık marketler. “P” alanları, pansiyonların yoğunlaştığı noktalar, günlük ticari aktivitelerle de desteklenebilecek noktalar. “KBR” alanları ise belirlenen ana ve ara akslar üzerinde sınırlı olan kafeterya, bar ve restoran gibi kullanımların yoğun olduğu, hediyelik eşya gibi stant birimlerinin de bulunduğu bitişik ve yol kenarı aktiviteleri. Beşgen semboller ile belirtilen noktalar, tek sıra ve az katlı birimlerle çevrili olarak oluşturulacak meydan ve meydancıklar. Bu meydan ve meydancıklarda sokak ve meydan sanatçıları atraksiyonlar gerçekleştirecek. Geriye kalan bütün alanlar tarım aktivitelerinin korunacağı ve geliştireceği alanlardır. Şema, İnciraltı planı ile ilgili, ilkelerimizi göstermesi açısından hazırlanmıştır. Noktasal yer seçimlerine işaret etmemektedir. Planın hayata geçebilmesi için şirket, kooperatif vb. kurumsal yapılar gündeme gelebileceği gibi, yerel yönetim ve sivil toplumun katkılarıyla da harekete geçilebilir.

İnciraltı Planlama Karar Önerilerimiz :

·         Alan, İzmir’in en önemli cazibe merkezi haline getirilmelidir. Bu cazibe, günün farklı saatlerinde farklı aktivitelerin ön plana çıktığı bir devamlılık ile sağlanabilir. Bölgenin Bakanlıkça belirlenen Turizm Bölgesi niteliği ile yöre halkının tarımsal geçim kaynağı zenginleştirilecek, tarımsal üretim faaliyetini turistik bir aktiviteye dönüştürecek birlikteliği sağlaması hedeflenecek.

·         Alandaki tarımsal aktiviteden elde edilecek ürün, alan içinde tüketilecek. Çiçek, narenciye, kahvaltılık sebze ve meyve başlıca ürün desenini oluşturacak.

·         Ana ve ara ulaşım aksları oluşturulacak, yaya promenatları boyunca, kafeler, barlar, restoranlar yer alacak, bu işlevler özel tasarlanacak meydan ve meydancıkların çevresinde, pansiyonculuk ve tarımsal ürün satış stantlarıyla buluşturulacak.

·         İki katlı birimlerde tasarlanacak pansiyonların müşterileri,  tarımsal parselde üretilen ürünlerle beslenecek, 2015 “Daha Sağlıklı Bir Dünya İçin Yeni Yollar ve Herkes İçin Sağlık” temasına uygun bir agro-turizm aktivitesine dahil olacaklar.

·         Ana aksların her iki tarafında 1 ila 3 kat arasında değişen ve her biri özel tasarlanmış mimari bütünlüğü olan birimler; kafeterya, restoran ve bar gibi kullanımlar, bunların arasında geçişler, platform, avlu vb. kentsel ve kırsal karakteri bir arada yansıtan mimari bir dokuyla konumlandırılacak.

·         İzmir’in konaklama ve eğlence hizmeti sektörünün tekdüzeliğine yeni bir renk, yeni bir heyecan katması muhtemel alternatif turizm olanakları ve rekreatif çekim merkezi niteliği ile SAĞLIK PARK PROJESİ, kentsel ve bölgesel bir odak oluşturacak.

·         Bu alanda mülk sahibi olanların da, bir kereliğine elde edecekleri kat karşılığı ekonomik getiri yerine, hem tarımsal, hem turistik, hem de rekreatif anlamda bir arazi kullanım bütünselliğini sağlarken, ekonomik sürekliliği de sağlayabilecektir.

·         İzmir’in herhangi bir yerindeki yüksek katlı bloklar yerine, nostaljik bir kentsel ve mimari dokunun kazandırılacağı bölge, narenciye bahçelerindeki sabah kahvaltısı aktivitelerinden, gece yarısı bar ve eğlence aktivitelerine kadar 24 saat yaşayan bir merkez haline gelecek.

·         Yapı yükseklikleri 9.80 m.yi geçmeyecek, aks boyu gelişimlerin haricindeki alanlarda tarımsal üretim korunacak ve teşvik edilecek, alan genelinde % 10’luk bir yapılaşma oranı benimsenecek.

·         Kamunun eline geçecek alanlarda hobi bahçeciliğini özendirecek aktiviteler konumlandırılacak. Ayrıca sağlıklı yaşam parkurlarında, bisiklet, yürüyüş ve koşu bantları olacak.

·         Alan aynı zamanda, bir başka alanda (Buca-Kaynaklar) yapılacak EXPO’nun “sağlıklı yaşam” alanı ayağını oluşturan özel bir bölge olarak diğer alanla ilişkilendirilecek.