MİMARLAR ODASI VE ŞEHİR PLANCILARI ODASI İZMİR ŞUBELERİNDEN AÇIK ÇAĞRI

30 Ekim 2020 tarihinde yaşanan deprem afetler karşısında güvenli kentler  oluşturulması konusunu bir kez daha gündeme gelmiştir.  

Deprem sonrası ortaya çıkan tabloda  hayatını, sevdiklerini ve evlerini kaybeden pek çok vatandaşımız vardır. İlgili kurumlardan tüm izinleri alarak inşa edilmiş binalarını, gönül rahatlığı ile satın almış vatandaşlarımızın uğradıkları can ve mal kayıpları kabul edilemez. Tüm yasa ve yönetmeliklere uyarak inşa edilmiş ve ilgili kurumlar tarafından ruhsatlandırılmış binalarda yaşanan her türlü hasar devlet tarafından koşulsuz karşılanmalıdır. 

Deprem, sel, yangın gibi felaketler ilk kez yaşanmamaktadır, son da olmayacaktır. Benzer mağduriyetlerin tekrar yaşanmaması için bilimin ışığında emek veren meslek odalarının bilgi birikimi ve uyarılarının dikkate alınması oldukça önemlidir. Ancak deprem sonrası yapılan değerlendirmeler ve uygulamalar dikkate alındığında, güvenli kentlerin yaratılması çabası için ihtiyaç duyulan bütünlüklü bir yaklaşım bir kenara bırakılmış, onun yerine yapı ölçeğinde yenileme politikalarına odaklanmıştır. Çevre Şehircilik Bakanlığı yıkım yaşanan bölgelere ilişkin parçacı plan değişikliklerini hızlıca onaylanarak inşaata başlanmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi ise bina ölçeğinden dönüşümü yönlendirmek amacı ile hazırlanan “usul ve esaslar”  1 Mart 2021 tarihinde kabul edilmiş, birçok ilçe belediyesi de, söz konusu “usul ve esaslar” çerçevesinde plan notu değişiklikleri hazırlamaya başlamıştır. 

Meslek odaları, bu şehirde yaşayan tüm canlıların sağlıklı mekânlarda yaşam hakkını savunmaktadır. Bizlerin bütün mücadelesi vatandaşlarımızın her birinin insan onuruna yakışır ve sağlıklı bir çevrede yaşamasıdır. Yakın bir tarihte “İmar Barışı” adı altında, ruhsatsız ve depreme dayanıklılığı tartışmalı 800.000’i aşkın yapı, İzmir’deki yapı stoğunun içerisine dahil edildiği malumdur. Temel olarak oy kaygısının tetiklediği imar aflarının, depremde can ve mal güvenliğini tehlikeye attığı herkes tarafından bilinmelidir. Bugün rant uğruna görmezden gelinen ya da devletin resmi kayıtlarına geçirilen, kaçak yapıların, depremlerde bir tabuta dönüşme olasılığının sorumlusunun meslek odaları olmadığı açıktır. 

Bu nedenle, afetler karşısında dirençli kentler yaratılması için, konunun sadece binaların yenilenmesi ve dolayısı ile özel mülk sahiplerinin beklentileri doğrultusunda yürütülmesine karşı çıkıyor, tartışmaların doğru bir eksene yerleştirilebilmesi için öncelikli olarak aşağıdaki sorulara yanıtlar bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Beklentimiz, tüm bu soruların, sadece mülk sahipleri adına değil, İzmir halkının bütünü açısından yanıtlanabilmesidir.  

  • İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul edilen “usul ve esaslar”  dikkate alındığında “Mevcut Plandaki Durumu Korunacak Alanlar (K)”, İlçe Belediyeleri tarafından belirlenerek onay için İBB’ye iletilecektir. Belirlenen bu alanlar içerisinde yer alan ruhsatlı binaların yıkılması durumunda plan kararına göre değil mevcut ruhsatlara ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan tanımlara aykırı ek inşaat haklarıyla yapılaşmasının önü açılmaktadır. İzmir kentinde sosyal ve teknik altyapı alanları yönüyle oldukça problemli olan Konak İlçesi içerisinde yer alan Hatay, Karataş, Alsancak; Karşıyaka İlçesinde Alaybey; Buca, Balçova, Karabağlar vb. İlçelerinde uygulanması durumunda vatandaşlarımızı bir felaketten kurtarırken başka felaketlere sürüklemeyecek miyiz? Bahsi geçen alanlarda ambulans ve itfaiyenin dahi geçemediği yollar bulunduğu dikkate alındığında, parsel bazında yaşanacak dönüşümün ortaya çıkaracağı maliyetin farkında mıyız?  
  • Yerel yönetimler kentte var olan kamusal alanlar aracılığıyla kamu hizmetlerini sürdürmektedir. Kamusal alanların oluşturulması için planlama oldukça önemli bir araçtır. Bahse konu “Mevcut Plandaki Durumu Korunacak Alanlar (K)” aracılığıyla sosyal ve teknik altyapı alanları iyileştirilmeden parsel bazında dönüşümün öngörülmesi kentin var olan kronik sorunlarını derinleştirmeyecek midir? Bu sorunların planlama aracılığıyla çözülmesi imkanı varken neden bu yol seçilmemektedir? Yakın zamanda yağmur nedeniyle kentte yaşanan felaket bu gerçekliği görmemiz açısından yeterli değil midir?
  • “Usul ve Esaslar”da, 1998’den önce ruhsat almış binalardan da bahsedilmektedir. Hasarlı değilse bile 1998 yılından önce yapılmış yapılar kötü müdür? Bu binalar için performans analizi gibi daha bilimsel yöntemler önerilmesi gerekmez mi? Bu söylem 1975 Yönetmeliğini suçlu duruma getirmez mi? 1975 Yönetmeliği sadece İzmir’de mi uygulanmıştır? K alanı dışında kalan ama 1998 den önce yapılmış bir konutu olan vatandaşın tedirgin olması gerekmez mi? Yönetmelik hakkında sizlerin bildiği ama bizim bilmediğimiz bir durum mu vardır? Var ise neden sadece K alanındaki konutlarda uygulanmaktadır? K alanı dışındaki 1998 yılı öncesi yapılmış binalar güvenli midir?
  • 6306 sayılı Yasa’nın parsel bazında dönüşümü teşvik ederek kentlerimize olan maliyeti ortadayken buna benzer bir mantıkla kentin 30 ilçesini çıkarılan “usul ve esaslar” doğrultusunda dönüşmesini öngörmek oldukça tehlikeli değil midir? Kentin planlanmasında yetkiyi elinde bulunduran Büyükşehir Belediyesi tarafından alınan böyle bir karar, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararının reddedilmesi anlamına gelmeyecek midir? Bu kararda rol alan meclis üyeleri aldıkları sorumluluğun farkındalar mıdır? 
  • Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği’nin güncel kriterlerini karşılamayan bir binanın yenilebilmesi için, en azından inşaat maliyetlerinin karşılanması gerekeceğine göre, bu maliyet kim tarafından karşılanacaktır? Ülkemizde yaşanan kur artışları ile sürekli artan maliyetler ortalama hane halkının ödeyebileceğinin üzerinde olduğu dikkate alındığında bu maliyetlerin karşılanmasında ne gibi bir sistem önerilmektedir?
  • Bayraklı bölgesinde apartmanlarda yaşayan vatandaşların ekonomik koşulları farklılık göstermektedir. Ödeme problemi yaşayan bir ailenin durumu ne olacaktır? Amacımız sadece ödeme güçlüğü çekmeyen ailelerin veya evlerini kiraya veren kişilerin mi desteklenmesidir? Devletin proje alanlarında yaptığı ihalelere göz atıldığında 80 m2 bir daire için en az ortalama 450 bin liralık ödeme gerekeceği görülmektedir. Bu rakam tüm kat malikleri için uygun olacak mıdır? Değil ise çözüm ne olacaktır? Dünya Bankası veya İş Bankası ile yapılan görüşmeler bilinmektedir. Ancak, özellikle uzun vadeli ödemelerde kişinin gelir durumu kredi verilmesinde önemli olmayacak mıdır? 
  • Elimizde kaç konutun hasarlı olduğu, ailelerin ekonomik durumlarını gösteren bir veri var mıdır? İyi niyetli olarak yapılan bu yaklaşımlar ödeme güçlüğü çekecek büyük bir çoğunluğun bu alandan taşınması ile mi sonuçlanacaktır? 
  • Yeterli olanakları olmayanların binalarını kimler alacaktır? Daha şimdiden, birçok kişi, bütçesine göre yeni bölgelere taşınmaya başlamamış mıdır? Mevcutta önemli mağduriyet yaşamış toplumsal kesimlerin, bu kez alınan karar doğrultusunda zorla yerinden edilmesine yol açılmayacak mıdır?
  • Bir kesim fırsatçı, bu binaları ucuza kapatmaya çalışmayacak mıdır? Halkın sağlıklı yaşam hakkını sağlamayan kamu aktörleri, yeni yapıların dayanıklılığını kontrol edebilecek midir?
  • Depremden hasar gören binalardaki mülk sahiplerinin, müteahhitler ile inşaat sözleşmesi imzalamak dışında bir şansları var mıdır?
  • Mülk sahiplerinin, maddi olarak borçlanmamak için, müteahhitlere bağımsız bölüm vermek dışında başka bir çaresi var mıdır? Bu durum planlardaki nüfus yoğunluğu artışına, sosyal ve teknik altyapı alanlarının da yetersiz kalmasına neden olamayacak mıdır? Oluşacak dokuda bu sorunun çözülme imkanı var mıdır?
  • Neden, depreme dayanıklı bir bina inşa etmek için müteahhit payı tartışılmaktadır? Depreme karşı alınacak önlemler için, sadece mülk sahipleri üzerinden bir tartışma yürütülüyor olması ne kadar doğrudur?
  • Belirli yapıların güvenli hale getirilmesi ancak belirli yapıların güvenliğinin sağlanamaması, kentsel alan bütününün güvenliğini nasıl sağlayacaktır?
  • Dayanıksız binalarda yaşamak zorunda olan ancak mülk sahibi olmayan yüzbinlerce İzmirli ne olacaktır? Önce mülk sahiplerinin kendi binalarını yenilemelerini, ardından sıranın kendilerine gelmesini mi bekleyeceklerdir?
  • Deprem sonrasında olduğu gibi, yeni binaların kiraları arttığında, eski kiracılar yine eski binalara taşınmak zorunda kalmayacak mıdır?
  • Bu çaresizlik durumu, plan kararlarında değişiklik yapılıp inşaat artışı yapılmasına neden olmayacak mıdır? İnşaat artışı yapılacaksa da, bu müteahhitler için yapılıyor anlamına gelmez mi? Halkın değil sermayenin yararının gözetildiği açık değil midir?
  • Deprem gibi bir afet, nasıl olur da kâr elde edebilmek için kullanılmaktadır? Parası olanın evini yenilediği, parası olmayanın ise kendi başına bir çözüm bulmaya itildiği bir çözüm, çözüm olabilir mi? Riskin, toplumun ekonomik olarak daha güçsüz kesimlerine yıkılmış olması kabul edilebilir mi?
  • Bir devletin en temel görevi, vatandaşlarının yaşam hakkını güvence altına almak değil midir? Tüm yasa ve yönetmeliklere uygun olarak inşa edilmiş ruhsatlı yapılarda bir yıkım gerçekliyor ise mağduriyetin devlet tarafından bedelsiz giderilerek sorunun sebebinin ortaya konmuş olması gerekmez mi?
  • Neden, depremden zarar görmüş bütün vatandaşların hak talepleri, herhangi bir bedel talep etmeksizin, devlet tarafından giderilmemektedir? Neden, zenginlerin vergi borçlarını silen, zenginler daha zengin olsun diye hazine arsalarını özelleştiren devlet, söz konusu halk olduğunda sadece arabuluculuk ile yetinmektedir?
  • Yoksa, depremzedelerin mağduriyetleri, birilerine kaynak aktarmak için mi kullanılmaktadır? Bu ülkede, merkezi ve yerel yönetimi ile birlikte, vatandaşını serbest piyasaya mahkûm etmeyecek bir devlet yok mudur?

Eksikleri olan bu sorular birbiri ile ilişkilidir ve bu soruların birine ya da birkaçına yanıt verilmesi yeterli değildir. Bütün sorulara, bütünlüklü çözümler üretilmelidir. Çünkü barınmak, güvenli ve sağlıklı yerleşimlerde yaşamak, bir vatandaşlık hakkıdır. Devletten beklenen anayasamızda da belirtildiği üzere bütün vatandaşların eşit, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede yaşaması için görevini yapmasıdır. Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi yineliyor dirençli kentlerin planlanması konusunda mesleki ve toplumsal hiçbir sorumluluktan kaçınmayacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Saygılarımızla.

TMMOB MİMARLAR ODASI İZMİR ŞUBESİ

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI İZMİR ŞUBESİ