Meslek Odalarının Haleti Ruhiyesi ve Yeldeğirmenleri

Meslek Odalarının Haleti Ruhiyesi ve Yeldeğirmenleri

Murat Cemal YALÇINTAN 19.02.2008 Arkitera


Meslek Odaları ve Güç

Park Otel davası süreci meslek odalarının kent üzerinden yürüttükleri mücadelede ilk ve belki de en önemli kazanımdı, yaşım ve hafızam beni bir yanlışa sürüklemiyorsa. Yani yaklaşık 15 – 20 senelik bir geçmişi var meslek odalarının kent üzerinde belirleyici hale gelmesinin. Artık kent üzerinden oluşan hemen her gündem özellikle Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası'nın değerlendirmesine sunuluyor ve meslek odası yöneticileri kent gündemi üzerindeki etkilerini giderek arttırıyor.

Bir zamanlar, meslek alanlarını geliştirmek, genişletmek ve meslektaşlarına daha iyi çalışma koşulları oluşturmayı misyon edinmiş, kısıtlı olanaklar içinde daha fazlasına niyetlenseler bile yetemeyen meslek odası şubeleri, giderek birer güç haline gelip çeşitli iktidar odaklarıyla kurdukları ya da kurmadıkları ilişkiler üzerinden belirleyiciliklerini arttırıyorlar. Yakın gelecek, gündemi belirleyen meslek odası yönetimlerine işaret ediyor. Tabi, meslek odalarının büyük kent şubeleri ve özellikle İstanbul şubeleri, bu kentlerde sermayenin toprak üzerinden kurulmuş ikinci döngüsünün hızla çalışıyor olması nedeniyle daha da önem kazanmış durumda. Güç meselesi devreye girince meslek odaları içindeki iktidar mücadeleleri de şiddetleniyor. Son bir ay içerisinde İstanbul’da önce Mimarlar Odası sonra da Şehir Plancıları Odası'nda gerçekleşen seçimler bu mücadelenin izlerini taşıyor.

Kitap üzerinden okunduğunda bu bir demokrasi mücadelesi. Bu anlamda kazananın her daim meslek odası olacağı izlenimi oluşuyor. Meslek alanının yeniden gözden geçirildiği ve yeni açılımlar getirildiği, giderek artan piyasa ile ilişkilerin oluşturduğu etik sorunlara dikkat çeken ve bu alanı düzenleyen, bu arada kent üzerinden kamu yararına ve kamusal alanların savunmasına / kazanılmasına odaklanan mücadeleleri kurgulayan programların oluşturulması ve tartışılması bekleniyor. Oysa Türkiye siyasetinin meslek odalarını da ele geçirdiğini ve iktidar mücadelesinin açık ortamlarda ve kulislerde yürütülen diğerleştirme, marjinalleştirme, manipülasyon ve dikotomi oluşturmaya yönelik zorlamalar üzerinden yürütüldüğünü görüyoruz.

Mimarlar Odası İstanbul Şube Seçimleri
Mimarlar Odası seçimlerini bir şehir ve bölge plancısı olarak uzaktan izledim. Bir gelenek ve devamlılık haline gelen Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu'nun kentsel mücadeleler kapsamında kamu yararı ve kamusal alanın savunulması / kazanılması yönündeki gayretlerini uzun zamandır büyük bir minnetle izliyorum. Ama aynı şekilde aynı yönetim kurulunun geniş camiasını tam anlamıyla kucaklayamadığını da, dışlandığını iddia edenlerin aktarımlarından biliyorum. Bu duruma tepki koyan bir grup meslek insanı da karşı bir oluşum ile seçimlere katılacaklarını açıkladılar bildiğiniz gibi.

Rönesans döneminden kalma bir tartışmanın “Mimarlık için Mimarlar” başlığıyla yeniden ve farklı bir kurguyla gündeme gelmesi, içinde bulunduğumuz karışık / muğlak postmodern dönemde anlamlı, keyifli ve eğlenceli aslında. Mimarlık meslek alanı, oda yönetimi ve muhalif grup için bir şey ifade etmese de, bu hayata yaklaşımım hep toplum odaklı olduğundan karşısında yer almayı tercih ederim bu söylemin. Ama çok entelektüel bir tartışmanın kapısını açtıkları için tebrik etmeyi ve o tartışmanın içine girmeyi de görev bilirim. Bu bağlamda, mimarlığın çok uzun zamandır toplumdan bağımsız tanımlanıp uygulanıyor olmasından kaynaklanan durum sorun olarak algılanıyor mu bilmek isterim.

Hiç bilmek istemediğim ve meslek odası gündemini işgal etmesinden büyük utanç duyduğum ise zorlama bir dikotomi yaratma gayreti. Bu işi toplum için yaptığı iddia edilen kesimler tarafından “Mimarlık için Mimarlar” sloganına getirilebilecek onca eleştiri varken, eleştiriyi laik-dinci, modern-geleneksel, ilerici-gerici dikotomileri üzerinden kurmak, muhalifleri İBB taraftarı ilan etmek ne büyük bir haksızlık farklı düşünen veya düşünmeye itilen insanlara yönelik! Hele muhalif grubun içerisinde İBB tarafından doğru duruşu nedeniyle görevinden sürülmüş ve geçmişte şu an iktidardaki yönetimle birlikte yönetim kurulunda ya da başka ortamlarda çalışmış “eski arkadaşlar” da yer alırken! Akıl tutulmasının yaşandığı bir seçim dönemiydi kanımca. Bir oyum olsa muhtemelen kazanan gruba verirdim İstanbul’un çok yoğun kamusal kayıplar yaşadığı bu dönemde macerayı kaldıramayacağını düşündüğümden, ama demokrasi adına, demokrasinin ancak fikirlerin çatışması haline geldiğinde işe yarar bir yönetim sistemi olduğunun bilinciyle, bu manipülatif ortamın yaratıcılarını da destekçilerini de eleştirmeden durmamalıyım.

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Seçimleri ve Şehirciler Tartışıyor Platformu
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi seçim süreci ise bu ortamdan oldukça farklı bir manzarayla başladı. Olumlu olumsuz icraatlarıyla on beş senelik sürekli bir başkanlık dönemi, Ahmet Turgut’un geçen yıl yapılan genel seçimlere girmek üzere ŞPO İstanbul Şube Yönetim Kurulu'ndan ve Başkanlığı'ndan istifasıyla tamamlanmıştı. Bu istifanın ardından şube, kalan 8 aylık icraat dönemini P. Pınar Özden başkanlığında aynı yönetim kurulu listesi ile sürdürdü. Bir süredir geçmiş dönem yönetiminin içindeki ve yakınındaki arkadaşların yeniden aday olacağı konuşuluyordu. Yine çoğunluğu belediye kadrolarında çalışan şehir ve bölge plancılarının da seçime yönelik çalışmaları olduğu duyuluyordu. İçinde benim de bulunduğum bir grup ise çeşitli eleştiriler üzerinden yeni bir açılım ihtiyacını oda yönetimi ile paylaşıyordu.

Sanıyorum seçim sürecine damgasını vuran, muhalif olarak adlandırılan, sokağa yakın, genelde çeşitli kent inisiyatifleri altında örgütlenmiş kesimlerle, onlara yakın düşüncelere sahip meslektaşların birlikte geliştirdikleri ve meslek alanındaki sorunları, meslek odası yönetimini ve İstanbul’da olageleni masaya yatırmak üzere örgütledikleri “Şehirciler Tartışıyor Platformu” oldu. Her ne kadar önceden çalışmaya başlamış olan iki grubun seçime yakın zamanlı oluşumu1 nedeniyle seçim odaklı bulup tam güven duymadıkları bir süreç yaşansa da, bu iki grubun temsilcileri de düzenlenen forum ve atölye çalışmalarına davet edildiler, çok geniş olmasa da katılımları sağlandı ve düşünceleri kayıtlarda yer aldı. Platform kendisini konumlandırmama ama meslek alanındaki farklı görüşleri bir araya getirip tanıştırma ve tartıştırma hedefliydi. Buradan seçimlere yönelik bir aday listesi çıkarma kaygısı yoktu ama süreç içinde böyle bir talebin oluşması halinde tartışma platformundan bağımsız olarak bir ya da birden çok aday listesinin oluşmasına da açıktı ve bunu süreci başlatırken de açıkça ortaya koydu. Bu tercihte biraz da Mimarlar Odası seçim sürecinde yaşatılan yapıcı ve üretici olmayan monologlar ve zorlama dikotomilerin etkisi vardı. Meslek odasının, meslek alanının sorunları, meslek etiği ve kentsel mücadele açısından önümüzdeki çok kritik dönemde ortak aklı ve ilkeleri üretmeye ihtiyacı vardı. Zaten toplam 1.400 civarındaki üyeden güçlü bir oda yönetimi ancak açık ve katılımcı bir platform üzerinden çıkabilirdi. En genel anlatımıyla Şehirciler Tartışıyor Platformu meslek alanındaki ve İstanbul’daki kriz halinden doğan güçlü ve belirleyici bir oda yönetimi ihtiyacı ile çeşitli vesilelerle meslek alanı ve İstanbul üzerinden mücadele veren, düşünce / plan / proje üreten tüm kesimlerin son dönemde açığa çıkan enerjilerini çakıştırmayı ve tek yönlü ve akıllı olmayan bir sürecin izlerini, ilkelerini belirlemeyi hedeflemişti. Çok olumlu ve üretken bir forum ve atölyeler sürecinin ardından da buna dair ön bulgulara ulaşmış, fikirlerin tanışma ve tartışma haline olanak veren bir kurgu oluşturmayı kısmen başarmıştı. Buradan çıkan sonuçları Genel Kurul'a taşımak suretiyle Genel Kurul'u bir aklama-karalama kargaşasından, kulis çalışmalarının merkezi olmaktan kurtarabileceğine, meslek alanının, odasının ve kentin tartışıldığı bir platforma çevirebileceğine inanmıştı. Dahası, bu forum ve atölyeler sürecinin sürekliliğini sağlayacak kararlar üretilmiş, her ay bir atölye ve üç ayda bir oda yönetiminin değerlendirildiği bir forum ile hareketli bir döneme yönelik ilk adımlar atılmıştı. Tartışmalara meslek odasına üye olmayan meslektaşlar ile öğrencilerin ve diğer disiplinlerden kente dair çalışan / üreten dostların da katılımı, hepimizin daha da ümitlenmesine neden olmuştu.

Bütün gayretlere ve geliştirilen ortak ilkelere ve ize rağmen çeşitli kesimlerin karşılıklı güven sorunları Şehirciler Tartışıyor Platformu'ndan tek liste çıkmamasına neden oldu. Tek listeyi Şehirciler Tartışıyor Platformu çıkarabilseydi, bu zorlama bir koalisyona değil ortak aklın listesine karşılık gelecekti. Tabandan tavana şekillenen, akil kişilerin devrede olmadığı böyle bir liste meslek alanına ve odasına büyük bir dinamizm getirecekti. Bütün o akil kişiler de oda yönetimi kadar çalışmak suretiyle danışman konumunda meslek alanına hizmet vermeye devam edeceklerdi. Dahası oda yönetimi 7 asıl 7 yedekten oluşan bir ekipten ziyade (ki genellikle bu 14 dönem sonu itibariyle 3 – 5 kişiye iner) Şehirciler Tartışıyor Platformu'na katılan herkesin yönetimi olacağından belki de yüzlerce yönetim kurulu üyesine sahip olabilecek, adı geçen 14 kişi de bir yürütme kurulu gibi hizmet verebilecekti. Tabandan tavana ortak kaygılar üzerinden ortak ilkeler belirleyip ortak bir iz oluşturmaktan bahsediyorduk. Olamadı. Daha önceden çalışmalarını başlatmış iki grup seçime ayrı ayrı katılacaklarını açıkladıktan sonra platformun içinden çıkan ama platformun geleceğine zarar vermemek üzere ondan bağımsız kalmayı tercih eden grup da listesini hazırladı. Grupların bu kararını demokrasinin bir gereği hatta şöleni olarak görmek ve daha iyi bir oda yönetimi vaadindeki üç grubu da alkışlamak gerekir. Tek listenin denge için çok zorlayıcı bir çaba gerektireceği de açıktır. Diğer yandan iktidarlara daha iyiyi arama yolunda daima muhalefet gerekir diyerek avunmak düştü bizlere de…

Sürecin buraya kadar gayet sağlıklı ilerlediğini söyleyebilirim. Ancak programların açıklandığı Genel Kurul günü maalesef bu sağlıklı süreç Türkiye siyasetinin bildik alışkanlıklarına geri dönüş yapmaya başladı. Şehirciler Tartışıyor Platformu'ndan çıkan aday liste, forum ve atölye çalışmalarına toplumcu bir yorum yaparak seçime aday olmuştu. Henüz olgunlaşması gereken ama kapsamlı bir programa sahipti. Ancak diğer iki grubun gelecek dönem için tatmin edici bir program önerisi yoktu. Naçizane önerim, meslek alanlarını daha ileriye taşımak için meslek yönetimlerine talip olan grupların iyi çalışılmış programlarla seçimlere girmesidir. Yaptığımız ya da düşündüğümüz yapacağımıza işaret eder üslubu, yönetimine talip olunan kurumun zayıflamasına neden olur. Dahası son gün hala yönetim kurulu aday listelerinin belirlenmemiş olduğu da dikkatlerden kaçmadı.2 Programı olmayan ve isimleri Genel Kurul'un akşam üzeri açıklanan listeler seçimlere gidiyordu!

Burada Kuşbakışı ismiyle seçimlere giren, Şehirciler Tartışıyor Platformu ile doğan ama Platform'dan bağımsız olduğunu ilan eden grubun yaklaşımından övgüyle söz etmeliyim.3 Genel Kurul'dan bir gece öncesine kadar Şehirciler Tartışıyor Platformu'nda ortaya çıkan ilkeler üzerinden diğer gruplarla birleşme bekleyişini sürdüren, meslek alanı ve odası için bu yapıcı ve olgun tavrı gösteren ama bu arada olası bir yönetim kurulu aday listesini içeriden ya da dışarıdan destekleyeceğini açıklayan bir grup arkadaş ile kendi içinde tabandan tavana bir hareketi sürdüren Kuşbakışı grubu, aday adayı yaklaşık 30 kişi ile bekleyişin sona erdiği günün akşamında bir toplantı yaptı. Programı zaten Platform'dan elde edilen sonuçların toplumcu bir yorumundan ibaretti ki, tam da kentin ve meslek alanının ihtiyaçları doğrultusunda foruma katılanların gündeme getirdiği konular ele alınmıştı. Zaman olsa çok daha doyurucu ve her satırı hesap sorulabilir hale getirilebilirdi ama bu haliyle bile belki de ilk kez bu kadar kapsamlı bir program Genel Kurul sürecine taşınmış olacaktı. Çoğu genç 30 kişi büyük bir olgunlukla, cinsiyet, deneyim, mezun olduğu okul, çalıştığı kurum, mensubu olduğu grup vb. çeşitli kriterlere de hassasiyet göstermek suretiyle 14 kişiye çekildi. Toplantıya katılan 30 kişi yürütmeyi hep birlikte üstleneceklerini ve yönetimi de Şehirciler Tartışıyor Platformu'na bırakacaklarını deklare ediyordu. Başkanlık sistemindense 14 başkanlı, çalışma gruplarının ve atölyelerin de söz sahibi olacağı bir sisteme gönderme yapıyordu. Toplantı gecesi demokrasi çokça oradaydı. Ertesi gün yapılan Genel Kurul sürecinde de bu eşit adaylar hali 14 adayın 11’inin konuşmasıyla desteklendi. Konuşmalar eski yönetimin eleştirisi üzerine değil, Platform'un çıkardığı sonuçlar ve çözüm önerileri üzerine yapıldı. Gün boyu yapıcı eleştiri sürdürüldü. Seçim günü ise pankart, afiş, poster, süreç ve program anlatımı gibi meşru yöntemlerle seçmenden oy istendi.

Yeldeğirmenleri
Seçim öncesinde arkadaşlara yeldeğirmenleri ile karşı karşıya olduğumuzu ve kazanamayacağımızı kendi görüşüm olarak iletmiştim. Zaten çok az zamanda yeterince büyük işler başarmıştık. Muhtemelen onlar da bunun farkındaydılar ki seçim sonuçlarını hep birlikte büyük bir olgunlukla karşıladık ve hemen Şehirciler Tartışıyor Platformu'nun devamı için fikir üretmeye koyulduk.4

Yeldeğirmenleri derken tam da Don Kişot’un mücadele ettiği yeldeğirmenlerinden bahsediyorum: Alışkanlıklardan, alışkanlıkları korumaya yönelik muhafazakarlıklardan, dolayısıyla alışkanlıkları yıkmaya çalışanlara karşı marjinalleştirmeden ve bunları yaparken uzun yıllar iktidarda olmanın verdiği güç ve ilişkilerden faydalanmaktan bahsediyorum. Bunlar aslında altında kötü niyet aramanın gereksiz olduğu; kurup büyüttüğü kurumu koruma güdüsüyle de yapılabilecek eylemler. Ama bildiğim odur ki, koruma güdüsü muhafazakarlığa neden olur ve gün gelir ilerlemenin önüne engel oluşturur. Yeldeğirmenleri ancak ve ancak Şehirciler Tartışıyor Platformu'nun ya da bir benzeri hareketin büyümesi, olgunlaşması, meşrulaşması ve kurumsallaşması ile yıkılabilir, ki bu halen önümüzde bir görev olarak duruyor. Tabi, bu görevi bu platformla ifa edip edemeyeceğimiz de henüz bir soru işareti. Platform içinde kapsayıcılık üzerine tartışmalar sürüyor. Seçimlere katılmak ve yeldeğirmenlerine karşı mücadele etmek bir kısım genç-yaşlı arkadaşımızı öfkelendirdi ve yeldeğirmenlerinin marjinalleştirme tavrı Platform içinde de benimsenmeye başlandı. Şahsi kanaatim, bu yolda ilerlenirse Platform'un da yeni bir yeldeğirmeninden başka bir şeye dönüşmeyeceğidir! Bu süreci, şu an meslek odası yönetimini kazanan ve yeldeğirmenleri olarak tanımladığım arkadaşların da iyi okuması ve yeldeğirmenlerini yıkmaya niyetlenmeleri önemlidir. Nihayetinde, insanın kendi kendini yok etme hali gündelik hayatta ve dünya tarihinde çokça örneğe sahiptir. Bu, ancak, insanın yapılması gerekene kendisinden daha çok inanmasıyla mümkündür. Bu da, meslek odası tartışmasında, hem daha kapsayıcı ve temsili hem de daha güçlü bir yönetim oluşturmaya karşılık gelir.

Neden yeldeğirmenleri benzetmesini yaptığımı ise ayrıca açıklamalıyım. Öncelikle, ortak liste çalışmalarının, bu sözcüğü pek kullanmak istemesem de (dönüşmesi nedeniyle) “pazarlıklarının” göbeğinde yer alanlardan birisi, bugüne kadar öğretim üyesi kimliğiyle meslektaşların hemen her kesimi ile yakın ilişkiler içerisinde bulunmuş, zamanında mevcut oda yönetimi ile birlikte çalışmış ve son dönemde sokağa da inmiş olan bendim. Özellikle eski yönetimin devamı listenin, görüşmelere gösterdiği direncin önemli kısmının Şehirciler Tartışıyor Platformu'nun önerdiği biçimiyle ben dahil akil dostların yönetim dışında kalması halinden ve bunun ciddi bir deneyim sorunu yaşatacağı iddiasından kaynaklandığına şahidim. Bu deneyim ısrarının bizleri götürdüğü nokta maalesef “odacılık”tır ki, bunun da zararlarının yararlarından çok olduğu çokça gündeme getirildi çeşitli ortamlarda. İkincisi, çok ciddi bir tercihle karşı karşıya kaldı yeldeğirmenleri: Öyle ki bugüne kadar kulislerde ve kapalı kapılar ardında yine akil adamlar tarafından yapılan liste çalışmaları bu kez herkesin gözü önünde ve tabandan başlayarak yapılacaktı. Bunun belli kişiler için dışlayıcı bir yapıya dönüşmesinden çekinildi sanıyorum. Oysa o kişiler uzunca bir süredir belli kişi ve grupları haklı haksız çeşitli çekincelerle zaten dışlıyorlardı! Dışlamak kavramını da açmak gerekir belki: Bu insanlar bir şekilde odaya uzak tutuluyorlardı / kalıyorlardı. Tabandan tavana bir hareketin bu sorunları aşabileceği nedense hiçbir zaman düşünülmedi! Üçüncüsü ve en can sıkıcı olanı marjinalleştirme hareketiydi: Necati Uyar’ın da çok yanlış ve manipülatif saptamalarla Evrensel Gazetesi'nde yazmaktan çekinmediği gibi seçimler yine bir dikotomiye bağlandı ve ilerici-gerici, çağdaş-modern ikililerine bağlandı. Arada kalan ve sözü çok edilmeyen ama aslında seçimlerin ikincisi genel kurulun açık ara galibi olan Kuşbakışı da gericilere karşı ilericileri bölen marjinal grup olarak tanıtıldı!

Bu son saptama Türkiye demokrasisi için önemli. Dolayısıyla biraz daha açılmalı: Bizler gerici bir grup görmedik Genel Kurul sürecinde. Belediye çalışanları odaklı Reform grubu da en az bizler kadar meslek alanına sahip çıkmaya çalışan genel olarak genç ve heyecanlı bir gruptu. Gördüğümüz kadarıyla onların da içinde bir demokrasi mücadelesi sürüyordu ve listeye son anda giren birkaç kişiye karşı da ciddi tepki oyu kullanıldı. Yok sayıldıklarını, var olmak istediklerini, mağdur olanın yanında bizler kadar durmak istediklerini söylüyorlardı. Evet, söylentiye göre belediye tarafından destekleniyorlardı ve çeşitli baskılar oluşuyordu belediye çalışanları üzerinde. Ama neticede bu grubun içerisinde çağdaşlığına laf ettirmeyeceğim öğrencilerim, aklına ve toplumculuğuna laf ettirmeyeceğim meslektaşlarım da bulunuyordu ve tanıdığım kadarıyla “gerici” ya da “belediye borazanı” yakıştırmasını hak etmiyorlardı. Kanımca eleştirilmesi gereken yönleri uzunca bir süredir çalışmalarına rağmen tatmin edici bir programları olmaması, Genel Kurul sürecinde kendilerini iyi ifade edememeleriydi. Herhangi bir seçimi karşıt gruplar üzerinden çalışmak, ister istemez karşıtları hiç de temsil etmedikleri marjinal uçlara götürüyor ki, bu demokrasi adına uzun yıllardır bu coğrafyada aşamadığımız bir sıkıntı. Kuşbakışı grubu böyle bir karşıtlığın içerisinde yer almamaya gayret etti ve kendisini hiçbir zaman gericilerin karşısında ya da ilerici bir güç olarak tariflemedi. Dolayısıyla ilericileri bölen bir pozisyona da aslında düşmedi! Bu, yeldeğirmenlerinin seçim günü evinde oturmayı tercih edecek kesimleri oy kullanmaya getirebileceği tek stratejiydi ve aslen normal şartlarda evde oturmayı tercih edecek meslektaşların meslek alanına ilişkin bir talepleri / düşünceleri de yoktu! Seçim sonuçları tam da beklendiği gibi mevcut oda yönetiminin devamı niteliğinde ve bir kısmı akil insanlardan oluşan bir yönetimi göreve getirdi. Deneyimli olduğu kadar tertemiz genç arkadaşların da içinde bulunduğu bir listedir seçimi kazanan grup ve görevlerini hakkıyla yerine getireceklerine yönelik bir şüphem yok. Gerçi aralarındaki akil dostlar kapalı yöntemlerini uygulamaya devam ettikleri sürece daha önceki dönemlerde de olduğu gibi azalmaya ve yalnızlaşmaya devam edecekler yönetim dönemlerinin sonlarına doğru, ama deneyimleri bu işi kotarmaya yetecektir. Önceden ilan ettiğim gibi Platform'da oluşan ilkeler doğrultusunda yönetildiği sürece meslek odasının her daim yanında olacağım ve üzerime düşen görevleri yapacağım. Seçilen arkadaşlarımızı da kutluyorum.

Son Söz
Ancak altı çizilmesi gereken ciddi bir sorun var: Meslek odalarını gericilerden koruma yaygarası devam ediyor. Bunu körükleyenler var. Bunu körükleyenlerin kapalı kapılar ardında geliştirdiği meslek odası stratejileri ve ilkeleri var. Açık ve ilerici yöntemleri / süreçleri potansiyel tehlike olarak gören gözlükleri var. Türban meselesine benzeyen, Türkiye siyasetinin son 15-20 yılına damgasını vuran bir hal aslında. Orada bir yerlerde birileri var bizler için düşünen ve geleceği öngören, düşünmemizden hazzetmeyen, düşünmemizi gerekli bulmayan ve düşünmemizin önüne gericilik öcüsünü bıkıp usanmadan koyan. Yazının giriş bölümüne dönünüz ve üzerinden düşünmeye çalışınız; bu garip ve ilerlememizi engelleyen kurgunun açıklamasını muhtemelen güç ve iktidar ilişkilerinde bulacaksınız.5


1 Aslında bu fikir sonbaharın başlarında oda yönetimindeki arkadaşlarla görüşülmüş ve oda yönetiminin böyle bir süreci başlatması gereği bizzat tarafımdan önerilmişti. Oda yönetiminin her ne sebeple ise bu ortama zemin hazırlamaması, seçimlere az kalmış olsa da, seçim kaygısı olmaksızın, elde edilen sonuçları genel kurula taşıma amacıyla bu süreci başlatmamıza neden oldu. Ama, evet, bu yönüyle aksi yöndeki bütün gayretlerimize karşın seçim odaklı bir görüntü oluşturdu. Ve, yine evet, seçimlere bütün ortaklaşma denemelerini yaptıktan sonra da olsa Platform'dan doğan bir grupla katılmamız da bu görüntüyü gerçeğe çevirdi.

2 İddiaya göre öğle yemeğinde bu iki grup – mevcut oda yönetimi ile Reform grubu – arasında birleşme görüşmesi yapılmış ancak bu başarılamayınca iki liste açıklanmıştı. Genel Kurul'un verdiği öğle arasından iki grubun da yaklaşık 45 dakika gecikmeyle salona gelmesi bu iddiayı güçlendiriyor. İddiaya göre yazmaktan çekinmiyorum: Bakınız Necati Uyar’ın Evrensel Gazetesi'ndeki yazısı… İddia yanlış ise özür dilerim!

3 Hemen açıklayayım: Seçimler sürecinde bu grubun içinde bulunmuş olmam yanlı bir görüş yazmamı gerektirmez. İnanmayı deneyin lütfen. Zaten bu yazıyı yazdığım gün itibariyle güç mücadelesinin bu grubun belirli öğelerine de yansımış olduğuna inandım ve Kuşbakışı grubundan ve Şehirciler Tartışıyor Platformu'ndan ayrıldım. Yine de bu grubun doğru yöntemin peşinde koştuğunu düşünüyorum ve sürecin en başından beri desteklediğim yöntemi hala destekliyorum. Güç mücadelesinden arındığına inandığım anda gruba geri dönmekten de imtina etmem.

4 Seçim sonuçlarına göre mevcut yönetimin devamı niteliğindeki liste ortalama 235, Kuşbakışı grubu ortalama 160, Reform grubu ise ortalama 120 gibi oylar aldı. Katılım oranı ise % 45 civarındaydı ve sanırım rekor düzeydeydi.

5 Bu yazı her daim sürdürdüğüm ve sürdüreceğim açık tartışmanın bir parçası olarak algılanmalıdır. Bu sürecin başından beri taraf olduğum tek şey meslek alanının, meslek etiğinin, meslek odası yönetiminin ve programının açık bir süreç içerisinde tarif edilmesi ve tartışılmasıydı. Bununla oluşacak ortak aklın yaratacağı tahakkümün en azından vasatı yakalamamıza yardımı olacağına hala inanıyorum. Vasata dokunmadan ideale ulaşılabileceğine inanmam. Bu yazı da aynı taraflılığın bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu şekilde değerlendirilirse, verilecek her yanıt üzerinden tartışmaya açığım. Ama bir gruba mal edilecek ve yine dikotomilere taşınacaksa, yeldeğirmenlerine karşı bir savaş ilanı olarak alınacaksa, artık tartışmak istemiyorum, açıklama yapmaktan yoruldum, alacağım bu tarz yorumları yanıtlamayacağım.

Arkitera / 19.02.2008