Madem kesilmeyebilirdi neden bu işi yaptınız

 Deniz SİPAHİ

HER yaşanılan olaydan sonra anlaşılıyor ki…

Koordinasyonumuz eksik. Birbirimizle konuşmuyoruz. Diyalog kurmuyoruz…
Bazı kararları masa başında alıyoruz.
Atatürk Ormanı’ndaki 91 ağacın gözetleme istasyonu yapılması için kesilmesi, işte böyle bir örnek…
“Her yıl on binlerce ağacımız yangında kül oluyor. 91 ağacın lafı mı olur” diyebilirsiniz.
Orman Müdürlüğü’nü, Denizcilik Müdürlüğü’nü İl Özel İdare’yi masum bulabilirsiniz.
91 ağaç ne ki…
Bence öyle değil. Bazı olaylar semboldür.
Önemlidir ve üzerinde tartışılmalıdır.
Burası, “Gazeteciler Hatıra Korusu da ondan yazıyorsunuz” diye de düşünmeyin.
Ortada ihmaller zinciri var; dediğim gibi de bir diyalog eksikliği…
Bunu ben değil…
İzmir Valisi Cahit Kıraç söylüyor.
“Her şeyden evvel bu olayı önceden haber alsaydık ağaçlar kesilmeyebilirdi. Telafi edeceğiz” diyor.
İzmir Orman Bölge Müdürü İbrahim Çiftçi’nin kamuoyu açıklamasını okudum.
Çiftçi diyor ki:
“‘Deniz güvenliği, deniz kirliliği, kaçakçılığın önlenmesi ve uluslararası yükümlülüklere uyum açılarından kamu yararı da gözetilerek söz konusu alanın gemi trafik hizmetleri merkezi binası yapımı için tahsisinin uygun olduğuna’ karar verilmiştir. Ağaçların kesilmesi işi, kesim işçileri ve müteahhit ile 28.10.2010 tarihi olarak kararlaştırılmış, sahaya firmanın iş makineleri gelmiş, ancak havanın yoğun yağışlı olması nedeniyle kesim işi bir gün sonraya denk gelen 29.10.2010 tarihinde yapılmıştır. 92 adet ağaçtan 80 adedi kesilmiştir.
Konuyla ilgili basında Bayraklı Belediyesi ve semt sakinlerinin haberlerinin olmadığı iddiaları yer almaktadır. Ancak, Koruma Bölge Kurulu’nun 09.06.2009 gün ve 4132 Sayılı izni yönünde olumlu görüş verilen kararda Bayraklı Belediyesi temsilcisinin de imzası bulunmaktadır…”
Geçen ay Urla’da yaşanan orman yangınında bölge müdürlüğünün olaya nasıl müdahale ettiğini gözlerimle gördüm.
Daha doğrusu o alanda olduğum için bire bir yaşadım.
Orman Bölge Müdürlüğü’nün deneyimli bir kadrosu var, o kesin…
Ama burada da bir başka olay var…
Az ya da çok, kesilen ağaçlar var…
İzmir’in de, Türkiye’nin de ihtiyaçları bitmez.
Ama her şeyin de bir sınırı var.
Her ihtiyaca göre İzmir’in ender kalan orman arazilerinden biri heba edilir mi?
Birincisi; bu soruya cevap vermek gerekir.
İkincisi de madem bütün ilgili makamlar, “Kesilmeyebilirdi, alternatif bulunabilirdi” diyor.
O zaman neden bunlar baştan konuşulmaz.
Benim üzüldüğüm ve dikkat çekmek istediğim husus işte burası…

Onlar zaten hep “biz”di

İZMİR Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, Levantenler için “öteki” değil “biz” olarak gördüklerini söyledi.
Demirtaş, çok doğru söylüyor.
Ben kendimi hep şanslı hissetmişimdir.
Saint Joseph gibi bir okulda okudum.
Bizim okul Birleşmiş Milletler gibiydi.
Her ülkeden, farklı dinlerden arkadaşlarımız oldu.
Birçok İzmirli Levanten ailenin çocuklarıyla beraber okudum.
Musevi arkadaşlarımız oldu.
Fransız’ı, İngiliz’i, Macar’ı…
O dönemde ne aklımıza geldi sormak “Sen kimsin, neyin nesisin” diye…
Ne de annesinin, babasının ya soyunun nereden geldiği…
Çünkü, önemli olan arkadaşlıktı, dostluktu, kardeşlikti…
Bunlar her şeyin önündeydi, her şeyden daha önemliydi.
Yıllar geçti bu dostluklar hep devam etti.
O günleri her zaman iyi anıyorum ve özlüyorum.
Yıllar sonra daha fazla hissettim ki…
Türkiye’nin sırrı burada. Bu ülkenin büyüsü burada…
Çok farklı kültürlerden, çok farklı dinlerden, milletlerden gelen insanlar huzur içinde ve yüzyıllardır yaşıyorlar.
O insanları tanıdıkça, o ailelerin içinde oldukça İzmir’i, Türkiye’yi ne kadar çok sevdiklerini daha iyi anlıyorum.
Bundan da mutlu oluyorum.
Çünkü bu ülke hep daha fazlasını hak ediyor.
Demirtaş, haklı…
“Öteki” ve “biz” kavramlarını yeni yeni duyuyoruz, konuşuyoruz.
Eskiden hep “biz” vardı.
Benim için, bizler için hala “biz”dir.
“Biz” birbirimizi biliriz.

Kaynak: Hürriyet – 4/11/2010