İLLER BANKASI TASFİYE EDİLEREK NE YAPILMAK İSTENİYOR?

BASIN AÇIKLAMASI 08.02.2007
TBMM gündemindeki, İller Bankasının yapısını ve işlevlerini değiştirmeye yönelik olarak hazırlanan, kamuoyu ve uzman-örgütlü toplum kesimlerinin değerlendirme ve katkılarından uzak tutulan Yasa Tasarısı, eksik, yanlış bilgi ve yönlendirmeler ile, kamuoyunu ve banka personelini yanılttığı kadar, yaratacağı sonuçlar ile de ülke kentleri ve planlama mekanizması için telafisi olanaksız sakıncalar taşıyor.

Tasarının neden ve sonuçları ile iyi anlaşılması gerekli. Bu nedenle, Bankanın kuruluşu ve bankacılık faaliyetlerinden, ürettiği hizmetlere, içine düşürülmeye çalışıldığı durum ve sistematik müdahalelerden, gerçek tasfiye edilenin ne olduğunu deşifre etmeye kadar bir dizi bilgiyi kamuoyu ile paylaşmayı kaçınılmaz görüyoruz.

Kuruluş ve Bankacılık

Cumhuriyetin kurulması ile birlikte, ülkenin Başkentinden başlayarak hızlı bir bayındırlık ve imar hamlesi yaratılmak istenmişti. Bu süreçte yerel birimlerin önem ve gerekliliğinin anlaşılmasıyla, belediyelere maddi destek sunabilmek amacıyla, 1933 yılında “Belediyeler Bankası” kuruldu. 1935 yılında kurulan Belediyeler İmar Heyeti ise, planlama ve projelendirme aşamasında belediyelere teknik destek verebilmeyi hedefliyordu. Bu iki kurum 1945 yılında çıkarılan 4759 Sayılı Kanun ile İller Bankası bünyesinde birleştirilerek, teknik hizmetlerin üretilmesi ve finansmanı anlamında uzman bir kuruluş yaratıldı. Belediyelerin ve il özel idarelerinin sermaye paylarıyla hissedarı olduğu İller Bankası, özel hukuk hükümlerine tabi olarak, ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kuruldu.

Ortakları ve sahipleri yerel yönetimler olan İller Bankası, kurulduğu tarihten bu yana altyapı projeleri, planlar gerçekleştirip bunları uygula(ttır)ması yanısıra, yerel yönetimlere kamu kredisi de açarak, kentsel hizmetlerin üretilmesi, yaşam kalitesinin arttırılması anlamında da çok önemli bir kamusal işlev gördü.

Kamusal Kalkınma ve Yatırım Bankacılığı anlamında ülkenin ilk ve en önemli kuruluşu olan İller Bankası, kentleşme, planlama anlamında yaptığı katkılar ve ürettikleri yanında, sadece idare ortakları olan yerel yönetimlere, bu idarelerin genel bütçe vergi gelirleri teminat alınmak suretiyle kredi kullandırdığı ve bankacılık deyimiyle “batık kredi” vermemiş olması nedenleriyle, Bankacılık anlamında görünen sermayesini kat kat aşan bir değere sahiptir. Bu nedenledir ki, bir çok özel yatırımcı için “ballı kaymak” niteliğiyle iştah kabartmaktadır.

İmar, Planlama ve Şehircilik Faaliyetleri…

1947 yılında oluşturulan bir fon ile, nüfusu 50.000’den az beldelerin su, elektrik, mezbaha, harita alımı ve imar planı yapımı için kaynak yaratılmış olup, İller Bankasınca genellikle ilk kez imar planı yapılacak yerleşmelerin halihazır harita alımı ve imar planlarının yapılması suretiyle, kentlerimizin planlı gelişebilmesi ve kentsel altyapı hizmetlerinin üretilmesi anlamında önemli bir başlangıç yapılmıştır.

1949 yılında İmar Planlarının Düzenlemesine Yönelik olarak oluşturulan “Teknik Şartlaşma” ile, ilk kez ülkede sürdürülen planlama pratiği olan imar planlarına yönelik bilimsel, bütüncül ve sistematik bir metodoloji tarif edilmiştir. Günümüze kadar güncellenerek, kendisinden sonra çıkarılan İmar Kanunlarının da nüvesini oluşturan bu teknik şartname, bugün hala tüm plan yaptıran kurumların uyması gereken niteliğiyle, ülke planlama literatürü içinde önemli bir yer tutmaktadır. Bankanın içsel dinamikleriyle ürettiği bu mevzuat ve modelleri oluşturabilmek için halen Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın yürüttüğü ihaleler ve ayırdığı kaynaklar düşünüldüğünde, Bankanın önem ve değeri daha iyi anlaşılabilir.

1960’lı yıllarda, gerek dünya planlama literatüründeki gelişmeler ve gerekse ülkemizde göç olgusuyla kentleşme hızının dramatik biçimde arttığı bir dönemde İller Bankası, imar planlarının kentin fizik, demografik, sosyo-ekonomik verilerine dayalı olarak hazırlanması yönünde bir çerçeve tanımlamıştır. Bu çerçeve üzerine kentleri analiz eden kapsamlı bilimsel raporlar hazırlanmış ve bu çalışmalar doğrultusunda ülkenin 9 önemli kenti (Adana, Erzurum, Trabzon, Sivas, Zonguldak, Gaziantep, İzmit, Karabük, Safranbolu, Konya) için kent bütünü planlama yarışmaları düzenlenmiştir. Ülke planlama literatürü için çok önemli bir kırılma olan bu sürece ilaveten, İller Bankası bir çok kentsel tasarım (Mersin sahil bandı, Selimiye Camii çevresi, Akşehir Nasrettin Hoca, Eskişehir Fuar, Gaziantep 100. Yıl Parkı vb.) ve peyzaj düzenlemesi ile kurumlararası eşgüdüm mekanizması tanımlayan Danışma ve Denetleme Kurulları ile de ülkenin planlama ve demokrasi kültürüne çok çok önemli katkılar yapmıştır.

Bugüne dek yaklaşık 4800 imar planı, 360 peyzaj projesi, 4000 imar planına esas jelojik etüd üreten İller Bankası, ülkenin yaşadığı tüm doğal afet ve depremler sonrası Afetzede yerleşim planları ve uygulamaları ve konusunda tek bilgi bankası olan Arşivi ile de, ülkemizde “bilgi üreten” ve kullanıma açan çok önemli bir işlev ve değere sahiptir. Bu arşiv ve değeri koruyup, geliştirmek, güncellemek ve yeni bilgi üretme metodolojileri üretmek yerine, bunları tasfiye etmek; bilgiye, üretime ve tarihe olan saygının da bir göstergesi.

Kentsel altyapı ve üstyapı hizmetlerinin üretilmesi, projelendirilmesi, finansmanının sağlanması-fonlanması anlamında ürettikleri yanında, yetiştirdiği kadrolarla da akademik ve mesleki çevreler için çok özel bir yere sahip olan İller Bankası, “bankacılık kuralları gereğince” kaynak yaratmak ile değil, “kamu hizmetleri ve kamu yararı” gereğince kaynak yaratan ve hayata geçiren bir kuruluştur.

İller Bankası Nasıl Eritildi ?

Ancak, İller Bankasının bu kamu hizmeti üreten, literatüre ve teknik alana açılımlar getiren işlevi, 1980 sonrası sistematik olarak eritilmiştir. Hiçbir teknik ve maddi yeterliliği olmayan belediyelere aktarılan planlama yetkileri aşamasında İller Bankasının deneyim ve birikimlerinden yeterince faydalanılmamış, büyükkentlerin yaşadığı sorunlar, İller Bankası görev ve sorumluluğu dışına çıkarılarak, bu belediyelerin Banka’ya aktardığı payın esasında gereksiz ve kendileri için faydasız olduğu savı yıllar yılı içten içe işlenmiştir.

Kentsel hizmetlerin fonlanmasında Banka, bilinçli ve sistematik olarak ciddi bir performans düşüklüğü içerisine itilmiştir. Verimli ve düşük maliyetli enstrümanlar olarak tarif edilebilecek büyük kentsel ve geri dönüşü olan projeler (metro vb) için İller Bankasının içine sokulmadığı oluşumlar yaratılmış, yurtdışı kaynaklar araştırılmıştır. Bankanın verimliliğini arttırması yanında büyükkentlerin önemli altyapı yatırımlarının da çok daha düşük maliyetlerle hayata geçmesi anlamında çok büyük bir katkısı olacak böylesi bir “gerçek reform” yaratılmak yerine, hem kentler kaynak kısıtlarına ya da yüksek faizli yurtdışı kaynaklara mecbur bırakılmış, hem de Banka kamuoyuna, esas işlevlerini yerine getiremeyen acz içinde bir kurum olarak yansıtılmıştır.

Öte taraftan, kamu tarafından sunulan hizmetlerin rekabet unsurları dışında olduğundan “kötü” olduğu söylenirken, İller Bankasının, bir özel şirkete satılması yönündeki IMF destekli operasyonun, bu kez bir “yabancı sermaye tekeli” yaratmaya yönleniyor olması, Banka üzerindeki oyun ve tasarrufları tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.

Tasfiye Edilen Ne ?

Bankanın üretemediklerini ve verimsizliğini tek taraflı ve “aslında olmadığı gibi” kamuoyuna aktaranların, yetkinliğine bakılmaksızın ve denetleme mekanizmalarını tanımlanmaksızın plan yapım yetkisi devredilen belediyelerin bir çoğunun ürettiği imar planlarını tartışmaya açmıyor olması ise anlamlıdır. Bankanın ürettiği imar planlarını yerden yere vuranların, kurum görüşü olmayan, bilimsel analiz ve etüdleri yapılmaksızın, sadece rant amaçlı talep ve müdahalelerle biçimlenen, “yatırımcının önünü açan!” hukuka, şehircilik ilkelerine, kamu yararına aykırı, hükümet projesi haline gelen “imar rantları” üzerine kurulu bir planlama mekanizması yarattıklarını kamuoyundan gizlemeye çalışmaları da, tasfiye edilemeye çalışılanın sadece Banka değil, kamu yararı ve planlama olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yapılan düzenlemenin dayanağını 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’ndan aldığına dair gerekçelere ve iddialara katılmak ise olanaklı görülememektedir. Planın konuya dair ve konuyu da ilgilendiren bölümleri arasında “Belediyelerde teknik personel sayısının yetersizliğinin aksaklıklara yol açması”, “1995-2000 döneminde İller Bankası Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen altyapı yatırımlarına dair sayısal bilgiler” önemli saptamaları oluşturmaktadır. Hedefler ise Bankanın tasfiyesine değil farklı rollere yönelik düzenlemelere gereksinim duyulduğuna dairdir. Altyapı yatırımlarına ilişkin koordinasyonun sağlanması zorunluluğu, İller Bankası’nın katı atık projelerine verdiği mali desteğin artırılması gereği bunlar arasında sayılabilir. Planda yer alan “İller Bankası Genel Müdürlüğü yeniden yapılandırılacaktır” hedefi ise bir tasfiyeyi işaret etmemektedir.

Bununla birlikte, tasarının referans verdiği 8. beş yıllık kalkınma planı, su yönetimi ve politikalarını da çok önemseyen ve su zengini olarak değerlendirilemeyecek ülkemizde “suyun kullanımı ve yönetimi” anlamında kamu yönetimlerine ciddi görevler yüklemektedir. İller Bankasının, gerek içme-kullanma suyu ve gerekse kanalizasyon sistemlerinin yapımı ve projelendirilmesi anlamında çok önemli deneyim ve birikimlere sahip olduğu dikkate alındığında, teknik personeli ve teknik hizmetleri tasfiye edilen bir bankanın bu deneyimlerinden yararlanmak yerine, suyun yönetimi ve kontrolünün de “piyasa” eline bırakılmaya çalışıldığı ifade edilebilir.

Diğer taraftan, İller Bankasının ortakları olan belediyeler ve il özel idareleri, Bankanın mevcut ödenmiş sermayesinin de asli sahipleridir. Şu anda adeta “müsadere” yolu ile, bedelsiz olarak Hazineye devri öngörülen bu hisseler, ayrı tüzel kişiliği olan ortak idarelerin, tüm söz hakkının da görmezden gelindiğinin bir ifadesidir. Anayasa’nın 47. maddesi ile kapatılan “müsadere” yolunu açmaya çalışan bu Tasarı, Bankanın verimliliğini arttırma söylemi ile yola çıkıp, Bankayı özel yatırımlara satabilmeye yönelik her türlü kolaylık ve düzenlemeyi içermektedir.

Bankanın kamusal yapısının sona erdirilmesi; donanımı olmayan, teknik personelden yoksun, kaynak üretemeyen ülkedeki 3200 belediye içindeki 2000’i aşkın belediyenin, İller Bankası aracılığı ile aldıkları hemen tüm hizmetlerin sona ermesi anlamına gelmektedir.  Kamusal olmayan bir yatırım ve kalkınma bankası, verimli ve geri dönüşü olamayan yatırım ve hizmetleri üretmeyeceği gibi kredilendirmeyecektir de. İller Bankası Genel Müdürü’nün “..Banka, bankacılık kuralları ile kredi verecek” sözleri de, bu tespiti şüpheye mahal bırakmayacak biçimde doğrulamaktadır.

Oysa, İller Bankası’nın verimsiz olmadığı gibi zarar etmeyen bilanço yapısıyla da tasfiye edilmesi değil, geliştirilmesi gereken bir nitelik taşıdığını, bizzat Bayındırlık ve İskan Bakanı da ifade etmiştir. Bu tespite, Banka Genel Müdürü’nün “…bu tasarı sonrası Bankada sadece bankacılar çalışacak” sözleri eklendiğinde, özel yatırımcıya hazırlanan bankanın teknik kadroları ve yıllar süren eşsiz teknik birikimlerinin de tasfiye edilmeye hazırlanıldığı görülmektedir.

Bankanın ürettiği ve ülke için çok önemli olduğu vurgulanan planlama işlerinin kamusal bir hizmet olduğu, İmar mevzuatı ile de sabittir. Bu işleri, sözleşmeli personel eliyle yürütmeye çalışmak, üretilen planların ve plan kararlarının her türlü siyasi baskı ve tercih ile biçimlendirilmeye çalışıldığını göstermesi yanında, planlama faaliyetinin kamu hizmeti niteliğini de içten içe eritmektedir. Dolayısıyla tasfiye edilenin aynı zamanda Bankanın teknik personeli yanında “planlama” ve “kamusal hizmet üretimi” olduğu da açıktır.

Bu tasfiye, Cumhuriyetin en önemli kurumlarından birini sistematik olarak erittikten sonra, özel yatırımcıya değeri ve anlamı kamuoyundan gizlenerek altın tepside sunmak anlamına geldiği kadar, yetişmiş işgücünün, eşsiz bir arşivin, yıllar süren deneyim ve birikimin, kentler için yaratılmış ve yaratılabilecek akademik ve mesleki açılımların, planlama ve kamusal hizmet üretiminin, söz sahibi idarelerin söz hakkının görmezden gelinmesiyle demokrasinin ve Cumhuriyet değerlerinin tasfiyesi anlamına da gelmektedir.

Bu nedenle, Tasarının sadece sıradan bir dönüşüm ve tasfiye içermediğini, bedel ve sonuçlarının telafisi olanaksız olacağını, duymazdan geleceklerini bilsek de Tasarı sahiplerine, tüm halkımıza, kamuoyuna duyurur, meslek odaları, üniversiteler ve örgütlü toplum kesimlerini “tarihe not düşmeye” mahkum edenlerin bir kez daha dikkatini çekmeyi, sorumluluğumuz ve görevimiz olarak gördüğümüzü üzülerek bildiririz.

 

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Genel Merkez Yönetim Kurulu

Ankara, 8 Şubat 2007