Kocaoğlu’ndan samimi mesajlar

Deniz SİPAHİ 

İZMİR Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu bugüne kadar sayısız defa izledim.

Bazı konuşma metinlerini kendi arşivimde hala tutuyorum. En baştan söyleyeyim.
Aziz Bey, belki de bugüne kadar en samimi, en net mesajlar içeren konuşmalarından birini geçenlerde Balçova’da İnciraltı’nın planlanmasıyla ilgili yaptı. O konuşmadan notlar aldım. Ve aynen sizlerle paylaşmak istedim.

* Belediye başkanlığı yapmadan önce “Bu kente neden yatırımcı gelmiyor?” şeklindeki soruyu herkes gibi ben de kendime, arkadaşlarıma sorardım. İşin başına geçince bir de baktım ki; yatırım yapacak, dolayısıyla kenti geliştirecek, iş sahaları açacak planlama yapmamışız. Bir tane 21 dönümlük Basmane’deki Dünya Ticaret Merkezi’ni planlamışız. Onun adı da “çukur” olarak kalmış. Planı dava açarak bozduran da, plana “dava açmadan geçsin” diyen de, her plana “dava açarım ben kardeşim” şeklinde yaklaşan da yanlış yapıyor.

* Planlama esnek bir bilim dalı. Belli kriterleri var. Planlamacının kente bakışı, onun projeye yansıması var. Planlamanın P’sinden sonuna kadar uzlaşı şart. Uzlaşı olmadan planlama olmaz.

* Biz kenti gerçekten koruyoruz ve çevreyi korumak için, araziyi korumak için mücadele eden arkadaşlarımızla, bu kentte kararlarımızın yüzde 90’dan fazlası örtüşüyor. Ama kenti en iyi biz soluyoruz, çünkü kenti kalkındırmaktan sorumluyuz.

* Behçet Uz zamanında yangın yerinden Kültürpark çıktı; 440 dönüm… Rahmetli Ahmet Piriştina döneminde, MTK’nın üst tarafında 210 dönüm Behçet Uz Parkı yapıldı. İlk defa İnciraltı’nda gölle birlikte bin dönüm üzerinde kent ormanı yaptık. “Burası tarım arazisidir, buranın korunması gerekir” gibi düşünceler var. Bilim adamlarımız, üniversite mensuplarımız, meslek odalarının değerli mensupları 20 sene önce başlattıkları mücadeleyi bugün de “Biz 20 sene önce böyle yola çıktık” diyerek sürdürme eğilimindeler. Oysa, dünya ve kentler hızla değişiyor. 20 yıl önce bu kentin nüfusu neydi, bugün ne? 20 yıl önce Bahçelerarası–İnciraltı’nın toprağı neydi, bugün ne? 20 yıl önce çiftçilik nasıldı, bugün nasıl?

* Bu arkadaşlarla Efemçukuru’nda beraberiz. Çünkü, Tahtalı ve diğer barajların heba olmasını istemiyoruz. İnsan sağlığı tehlikeye girmesin diye beraberiz. Başka alanlarda yeşili korumak ve tarım için beraberiz. Şimdiye kadar kentte görev yapan, yeşili en çok itinayla korumaya çalışan belediye başkanlarında biriyim. Belediye’nin tüm olanaklarını tarım, hava, toprak için kullanıyorum. Arıtmasız yer bırakmadım. Arıtmasız yer bırakmamak demek, Küçük Menderes’in suyunu temizlemek, onunla tarlasını sulayan için ürününü daha sağlıklı almak demek.

* Tarım arazisinin korunmasının önemini bilen, 5 yaşından beri yazları tarlada çalışan biri olarak söylüyorum bunu. 62 yaşındayım. Hayatın içinden geliyorum. Kitaptan konuşmuyorum.

* Her şeyin öncelik sıralaması var. Ağaç “tabu” değildir. Eğer proje daha önemliyse, daha önemli ihtiyaçsa ağaç kesilir, yerine yenileri dikilir. Şehrin içinde, şu ortamda, 3.5 milyonluk kentte “bu arazi böyle kalsın” demek doğru değildir. “Burası, bu kentin akciğeri” demek yeterli değil.

* Göreve geldiğimizden bu yana “İnciraltı planlanmalı” dedik. “Kentin çıkışı, İnciraltı ve Yeni Kent Merkezi’nin planlanmasından geçer. “İnciraltı 3–5 emsal olamaz, gökdelenler olamaz. Sağlık konsepti içinde olmalı” dedik. EXPO sürecine başladık. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın planında 1100 dönüm; 500 hektardan 110 hektarı yani yaklaşık yüzde 23’ü bizim yaptığımız 80 hektar yeşil alana ilave edilecek. Örneğini yaptığımız gibi ağaçlandırılacak. İzmir büyük kentlere nasip olmayan göl ile birlikte yaklaşık 2500 dönüme yakın bir kent ormanı kazanacak, insanlara nefes alma mekanı yaratacak. Orası akciğer deposu olacak. Geri kalanlar da sağlık, termal, hastane, geriatri gibi İzmirlinin sağlığını büyütecek çalışmalar yapılacak.

* Sanayi istihdam üretmiyor artık. Çocuklarımız iş bulamıyor. Makine girdiğinden işçi işsiz kalıyor, ama o makine de girmezse sanayici rekabet edemiyor. İşsizliğe turizm ve hizmet sektörü çare… O nedenle turizm ve hizmet sektöründe büyüme ve planlama yapmak durumundayız.

* Kentin büyümesini istiyoruz. Hepimiz özveriyle, masraflar ederek yetiştirdiğimiz çocuklarımızı göremiyoruz. Ya başka şehirlerdeler ya da yurtdışındalar. Çocuklarımızı kentte tutamıyoruz. Yetişmiş çocuklara iş imkanları yaratamıyoruz. Sonra da oturup kentteki sıkıntıların sadece söylemini yapıyoruz.

* Kişisel bir şey değil. Kentin büyümesi, gelecek için gerekli. Bu planları gelecek nesiller için yapıyoruz. Onlar bu kenti büyütecek. Dünyayla yarışır hale getirmek için yapıyoruz. Bunu yapmak zorundayız.

* İnciraltı’nın mutlaka planlanması lazım. Yine mahkeme süreci başlayacak, çıkmaza girecek, bir İzmir klasiği yaşanacak. Ya da inşallah böyle olmayacak.

* Belediye başkanları kentin geleceğini okumak, ona göre plan yapmak durumundadır. Bu konuyla ilgili olarak sivil toplum örgütlerinden, odalardan tek dileğim var: Altı senelik başkanlığım döneminde herkes kadar çevreci oldum. Kentin rantının yenmesine cesaretle dur dediğime inanıyorum. İnciraltı, rant planlaması değildir. Kentin kanayan yarasıdır. Kentin gelişmesi için zorunludur. “20 sene önce böyle karar verdik” demek doğru değildir. Aklı, bilimi rehber alarak, kararı bir defa daha gözden geçirmelerini talep ediyorum. Planları uzlaşmayla geçirelim.

Kentin dokusuna uygun yeni bir strateji

BEN Aziz Kocaoğlu’nun bu sözlerini gerçekten samimi buluyor ve destekliyorum. İzmir’in kalkınması demek, Ege Bölgesi’nin canlanması demek… İzmir, daha hızlı büyüyebilir, daha cazip hale gelebilir. Bunun için de kentin dokusuna uygun yeni bir büyüme stratejisi gerekiyor. Aziz Bey’in özellikle İnciraltı ve Yeni İzmir Projeleri’nde kararlı olmasını doğru buluyor, ama bu konularda İzmir kamuoyunun da başkanın yanında olmasını bekliyorum… Neden mi?

Çünkü, son 20 yılda sadece bu projeleri konuşuyor ve bir türlü çözüm üretemiyoruz. Bu konulara siyasi de bakmamak gerekir. İzmir’in gelişmesi ne sadece CHP’nin sorumluluğundadır, ne AKP’nin, ne diğerlerinin…

Kaynak: Hürriyet Ege – 22.04.2010