KİM HAKLI ?

Ülkemizde son dönemde yatırımcılar imar planları ile ilgili olarak isteklerini plan onama yetkisi bulunan idareye yaptıramadıkları durumlarda, farklı kurumlara verilen plan onama yetkilerini kullanarak aşmaya çalışmaktadırlar.

 

Bu tip durumlarda üst ölçekli plan kararları, yerel yönetimin geliştirme ve yönlendirme stratejileri veya kentin ihtiyaçları göz önünde bulundurulmaksızın planlama kararları üretilebilmektedir.

Bu kimi zaman Turizm Bakanlığı, kimi zaman Toplu Konut İdaresi, veya Bayındırlık ve İskan Bakanlığı v.s. eliyle olabilmektedir.

Bu konuda son dönemde yaşanan ilginç bir olay Gazete Yenigün Yazarlarından Süleyman Gencel’in birkaç kez gündeme getirmesi ile dikkatimizi çekti.

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde yapılması planlanan bir “Huzurevi Rehabilitasyon Özel Sağlık Tesis Alanı” nı amaçlı imar planının İzmir Büyükşehir Belediyesince red edilmesinin ardından, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 3194 sayılı İmar Kanunun 9. maddesi kapsamında imar planını onaylanması ile başlayan süreçtir.

Öncelikle Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 9. madden gelen yetkisini hatırlamakta fayda var. Söz konusu madde de; “…Bakanlık gerekli görülen hallerde, kamu yapıları ve enerji tesisleriyle ilgili alt yapı, üst yapı ve iletim hatlarına ilişkin imar planı ve değişikliklerinin, umumi hayata müessir afetler dolayısıyla veya toplu konut uygulaması veya Gecekondu Kanununun uygulanması amacıyla yapılması gereken planların ve plan değişikliklerinin, birden fazla belediyeyi ilgilendiren metropoliten imar planlarının veya içerisinden veya civarından demiryolu veya karayolu geçen, hava meydanı bulunan veya havayolu veya denizyolu bağlantısı bulunan yerlerdeki imar ve yerleşme planlarının tamamını veya bir kısmını, ilgili belediyelere veya diğer idarelere bu yolda bilgi vererek ve gerektiğinde işbirliği sağlayarak yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve re'sen onaylamaya yetkilidir…” denilmektedir.

Maddeden de anlaşılacağı üzere Bakanlığın sınırsız bir plan onama yetkisi vardır. Ancak bu yetkinin asıl amacı kurumlar arası anlaşmazlıkları gidermek, kamu yatırımları veya kamu yararı durumunda yaşanabilecek imar sıkıntılarını ortadan kaldırmak amacıyla kullanılması gereken bir yetkidir.

Toplam 57.000 metre karelik ve tamamı özel şahıs mülkiyetinde olan bir tesis için üst ölçekli plan kararlarına, yerel yönetimin görüşlerine bakılmaksızın böyle bir plan onanmasının savunulacak bir tarafı yoktur.

Tabi ki bu madalyonun bir tarafıdır. Madalyonun diğer tarafında ise; Büyükşehir Belediyesinin yatırımcıyı yönlendirmekten uzak anlaşılması zor tutumu yatmaktadır. Böylesi bir yatırım için Büyükşehir’e başvurulduğunda eğer alan doğru bir alan değilse gerekçeleri net bir şekilde ortaya konularak bu konuda ki alternatif alanların yatırımcıya sunulması gerekmektedir. Aksi halde yatırımcı farklı yönlere kaymakta, ya başka kurumları plan onamaya zorlamakta, ya kaçak olarak yatırımını yapmakta ya da İzmir’den KAÇMAK tadır.

Bu konuda anlaşılması en zor olan tutum ise; Büyükşehir Belediyesinin onaylanmış plana ilişkin sergilediği tutumdur. Büyükşehir Belediyesi Bayındırlık Bakanlığınca onaylanan planının ardından ruhsat talebinde bulunan mal sahibine verdiği cevap çok vahimdir. Söz konusu cevap yazısında;

“…Mülkiyet ile ilgili yapılan araştırma sonucunda, plan kapsamındaki parsellerin tamamının özel şahsa ait olduğu anlaşılmış olup, plandaki kullanım amacı da (özel sağlık tesisi) dikkate alındığında imar kanunun 9. maddesinde tanımlanan kamu yapıları niteliğinde olmadığı görülmektedir.

1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında Doğal Karakteri Korunacak alan ve Tarımsal Niteliği Korunacak Özel Mahsul alanında, Çevre ve Orman Bakanlığınca 14.08.2009 tarihinde onanan 1/100.000 ölçekli planda tarım Alanında kalan bölgede üst ölçekli planlara uygun olarak alt ölçekli planları yapmak ve onama yetkisi 5216 sayılı yasaya göre İzmir Büyükşehir Belediyesine aittir.

Açıklanan nedenlerle söz konusu imar planının İmar kanunun 9. maddesinde tanımlanan içerikte olmadığı, bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, Bakanlığın bu amaçlı bir planı onama yetkisi bulunmadığı düşünülerek plana itiraz edilmiş ve itirazın reddi üzerine iptali için dava açılmak üzere gerekli işlemlere başlanmıştır…” denilmiştir.

Söz konusu yazı Bayındırlık Bakanlığının onaylamış olduğu plandan daha da vahimdir. Ortada olan durum her ne olursa olsun bir idarenin kanunlardan aldığı yetkiyi doğru veya yanlış kullanmasıdır. Böyle bir yazı tam bir hukuk katliamıdır. Büyükşehir Belediyesi elbette ki dava açma hakkını kullanacaktır. Ancak ilgili mahkemece bir yürütmeyi durdurma kararı alınmadan söz konusu plan yürürlüktedir. Ve plana göre işlem yapılması mecburidir. Böyle bir keyfiyet hukuk devletinin hiçbir ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Peki bu durumda KİM HAKLIDIR?

Yatırımcı mı?

Bakanlık mı?

Belediye mi?

Yatırımcı ille de maliki olduğu arsayı istediği şartlarda imara açtırarak karına kar katmak istemektedir. Bu konuda tüm şartları zorlamakta ve amacına ulaşmak için her yolu denemektedir.

Belediye yatırımcıyı yönlendirememekte, kentten yatırımcıları kaçırmakta ve kente yön çizememektedir. Ayrıca bilinen ana hukuk kurallarını da çiğneyerek konuyu daha da karmaşık bir hale sokmaktadır.

Bakanlık ise yerel yönetimin elindeki yetkiyi hiçbir haklı gerekçe (kamu yararı) olmadan ortadan kaldırmakta, planlama esas ve ilkelerine üst ölçekli plan kararlarına aykırı bir şekilde plan onaylamaktadır.

Peki kim HAKLIDIR ?

Ya da kim HAKSIZDIR ?

Kaynak: imarveizmir.com – 27.04.2010