İki bin yedi yılından, iki bin otuz yedi yılına

Şehrazat MERCAN

İki bin yedi yılından, iki bin otuz yedi yılına

Dünyamızın, güneş etrafında dönüşünü tamamlama ile ölçülen ve adına da yıl ya da sene dediğimiz bir zaman dilimini de arkamızda bıraktık. Değişen pek bir şey yok.
Büromda, F klavye ile (rahat rahat)yazdığım bilgisayarımın başındayım. Alsancak'ta sokaklar bomboş, herkes, gecenin yorgunluğunu atmakla meşgul olsa gerek.
Bugün, yılın ilk günü ve ben 2008'in ilk yazısını, (yarın) bugün sizlere ulaştırmak üzere yazıyorum.
Dergi ve gazeteleri karıştırıyorum. Hani, biraz faydası olsun, hafızamı tazeleyeyim diye. 2007 de en önemli olay neydi ? Neler yazmalıyım diye. Kafamdan bin bir türlü olay geçiyor. Ancak geçtiğimiz yaz ve sonbahar aylarında yaşadığımız susuzluk ve kuraklık olgusunun bende bıraktığı etki başka her şeyi geride ve daha önemsiz hale getiriyor.
Her gün, televizyon kanallarında, hava durumu bilgilendirmelerinin sonunda, üç büyük ilimizdeki barajların, doluluk oranlarının verilmesi, sanki bana, elime aldığım bir bardaktaki suyun ne kadar kaldığını anlatıyor gibiydi. Bu endişe ve panik arasındaki ruh halim, özellikle geçtiğimiz ayda yoğunlaşan yağışlar ile hafifledi. Ancak tamamen kurtulamadım.
Çünkü bu yağışlar veya milletçe , evlerde şu kadar ton su tasarrufu yaptık çabaları pek de bir işe yaramayacak. Çünkü, suyu nehirlerden ya da ırmaklardan kent merkezlerine taşımalar, orman ve bitki dokusunun hızla yok olması, sanayideki su kullanımının denetlenmemesi, tarımda su kaybı ve küresel ısınmanın tetiklediği doğa kaynaklı kayıplar hızla ilerlediği için kuraklığın önüne geçilemeyecek.
Bir mimar ve şehir plancısı hocamızın dediği gibi, 300-330 ören yerini barındıran, Fethiye kıyılarından başlayıp Assos'a kadar uzanan coğrafyada yaşamaktan çok mutluyum uzun yıllardır.
Ancak bunun bir sonu var. Ve o sona doğru hep beraber, dolu dizgin koşuyoruz. Bir çok yazıda kuraklığın önce Ege'yi vuracağını ve 30 yıl sonra burularda yaşamanın çok zorlaşacağını okuyoruz. Ancak o sona varmak için, ormanlarımızın talan edilmesine göz yumuyoruz. Koruma alanlarının, avlakların daraltılması için elimizden geleni yapıyoruz. Sit alanlarımızın daraltılması, kıyılarımızın, yıllardır bomboş duran ikinci konutlarla biraz daha doldurulması için çabalıyoruz. Daha çok kat istiyoruz. Daha yoğun yapılaşma istiyoruz. Altın istiyoruz.Nikel istiyoruz. Çimento lazım,daha çok bina yapmamız lazım diyoruz. Nüfusumuz arttı. Katı atıklarımız arttı diyoruz. Katı atıklarımızı, çöplerimizi az maliyetli,yakın bir yere, bir çukura gömelim, kurtulalım istiyoruz.Tarım arazilerimiz arsa olsun, daha çok para etsin istiyoruz.
Bütün bunlar olduğunda, kimin başbakan, kimin milletvekili, kimin, amir kimin memur ve kimin zengin, kimin fakir olduğunun pek bir önemi kalmayacak.
Belki başka yerlere göçüp oralarda başka yaşamlarla, başka rollere soyunacak insanlar kimbilir ? Ancak, bundan sonra 30 yıl yaşayamayacağıma göre, çocuklarımın, " Ben İzmir'de doğmuşum, o zamanlar İzmir, Urla, Karaburun, Kazdağları, Göcek Koyları…" diye başlayan hikayeler anlatmasını düşünmek bile istemiyorum.
İşte onun için, geçtiğimiz 2007 yılında sadece geçim derdine düşmeyip, Develi Köylülerinin Katı Atık Depolama Alanına itiraz davasını kazandık. Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesinin vekili olarak, İzmir Bayraklı Liman Arkası Revizyon Planının iptali, İzmir Kentsel Bölge Nazım Plan iptali, İzmir EXPO Fuar Alanı için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın İnciraltı'nda yapmış olduğu Planın iptali ve İzmir B.Şehir Belediyesinin Otopark Yönetmeliğinde Değişiklik yaparak, binalara fazladan kat verilmesine ilişkin uygulamanın iptali davalarını , inanarak açtım.
Neredeyse tamamı 1.derece Doğal Sit kapsamında kalan, ve Yarımadanın son ormanlık alanı olan Urla, Yağcılar Köyü sınırları içinde, 2001 yılından beri kazandığımız dört ayrı dosyadaki iptal kararlarına rağmen, sürekli olarak , taşocağı açmak isteyen, işletmecilere yardım için, elinden geleni esirgemeyen devlete karşı davalarımızdan, birini 2006 Aralık ayında ve ikincisini de 31.Aralık.2007 günü açtım.Yine yıl içinde, bu yöredeki doğal sit kararlarının iptal ya da derecesinin düşürülmesi için açılan davalara müdahil oldum. Bütün bunları kendi başıma yapmadım tabii ki. Kadınlı erkekli köylüler, muhtarlar, ailem, arkadaşlarım, meslektaşlarım, büro ortağım ve eniştem Av. Hadi, stajyerimiz Songül ve yardımcımız Zekiye ile hep birlikte inandık ve çalıştık. Bu çalışmalarımızla ilgili haberleri sayfalarına ve ekranlarına taşıyan, basın mensubu arkadaşlar ve görevliler sesimiz oldular. Başka olaylara örnek olunmasını sağladılar.
Yaşanılası bir İzmir, bir Ege, bir Türkiye ve bir Dünya için elimizden geleni yaptık, şimdilik. Daha da devam edeceğiz. Ancak sizler de düşünün, vakit çok geç olmadan!…

Haber Ekspres / 03.01.2008