Kentin genç çobanları

Kentin genç çobanları

Emekçi semtlerinin yanında yükselen yüksek binaların arasında, geçimini sağlamaya çalışan çobanlar geziyor

Kentsel dönüşüm planlarının hedef tahtasına oturtulan, yoksulluğun işsizliğin ve yozlaşmanın gündelik yaşamın bir parçası haline getirildiği emekçi semtlerinde, kopup geldikleri topraklarının izlerini hatırlatan görüntülerin izlerini sürmek hâlâ mümkün. Buca’ya bağlı Kuruçeşme Mahallesi’nde de bu izleri, binalar arasında kalan yeşillik alanlarda hayvanlarını otlatmaya çalışan genç çobanlar yaratıyor.
Kuruçeşme Mahallesi İzmir’in diğer emekçi semtleri gibi, göç sonucu oluşmuş, gözlerden uzakta kentin kıyısında kalmış bir semt. Kuruçeşme’nin kaderi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Kampüsü’nün kurulması ile değişiyor. O döneme kadar otobüsü, pazaryeri olmayan mahallenin etrafı, zaman içinde yüksek binalarla çevrilerek bugünkü halini alıyor. Bugün Kuruçeşme’de eski mahalle ile yeni yükselen binalar arasında süren “rekabetin” ortasından koyunlarını ve keçilerini gezdiren çobanlar geçiyor.
Kuruçeşme ve Yıldız Mahallesi arasındaki boş arsalarda ve Buca orman alanında hayvanlarını otlatan çobanlardan biri de Erdal. 1986 yılında Muş’tan göç ederek İzmir’e yerleşiyor Erdal’ın ailesi. Erdal İzmir’de dünyaya gelmiş, çocukluğundan beri aynı işi yapıyor. Müstakil evlerinin bahçesinde yaptıkları ağılda yaklaşık 60 koyun bulunuyor. Babası, abisi, erkek ve kız kardeşleri de aynı işi yapıyorlar. “Muş’ta da aynı işi yapıyormuş babam” diyor.

‘Gün geçtikçe zorlaşıyor’
İzmir’e geldiklerinde, o dönemde köyden çok farklı olmayan Kuruçeşme’ye yerleşmişler. Birçok iş denedikten sonra en iyi bildikleri iş olan hayvancılığa dönmüşler.
Erdal, “21 yaşımdayım hayatım boyunca hep bu iş yaptım, gün geçtikçe zor oluyor. Biz Kurban ve adak satıyoruz. Mesleğimiz yok, başka yapacak işimiz de” diyor. Kentin onların üstüne geldiğinin farkında olan Erdal, “Gün geçtikçe zor oluyor. Bizi şikayet ediyorlar. Biz buranın eskisiyiz ben çocukken bu bölge araziydi. Aşağıdan gelip bizden hayvan alırlardı. Şimdi bize gidin diyorlar” diyor.
Ormanlık alanın hemen yakınında Zeynep’e konuk oluyoruz. Henüz 14 yaşında olan Zeynep oyun oynar gibi çobanlık yapıyor. Okul çıkışlarında ailenin keçilerine bakıyor. Erzincan’da gelmiş ailesi asıl neden deprem, deprem sonrasında yeterli yardımı alamayan ailesi toplanıp İzmir’e göç etmiş. Keçileri okul sonrasında otlatıyor. Soğuk ve yağış altında çamur içinde bekliyor. En zorunun araçlar olduğu belirterek, “Araba çarpmaması için dikkat ediyorum, bir de hayvanlar kaybolmasın diye, okuldan sonra çobanlık yapmak zor oluyor. Arkadaşlarıma söylemiyorum ama görüyorlar” diyor.

‘İzmir mi, Bingöl mü belli değil’
Bingöl’den küçük yaşta gelen Tekin, İzmir’de büyüyor. Tekin’in deyimiyle “Burası İzmir mi, Bingöl mü belli değil! Çocukluğumdan beri aynı işi yapıyorum, şimdilik idare ediyoruz. Üstümüze gelirlerse gittiği yere kadar gider” diyor. Kent yaşantısının içinde gözümüze çarpan ayrıntılardan biri çobanlar, çoğunluğu bölge illerinden gelen, aileleri daha önce de hayvancılıkla uğraşan bu genç insanlar artık yavaş yavaş yok olacak bir mesleği sürdürüyor. Azalan yeşil alanlar, betonlaşma ve belediyelerin baskısı çobanları yeni arayışlara itiyor. (İzmir/ANF)

Evrensel / 24.12.2007