Kenti korumak hepimizin görevi

Satır Arası / Deniz Sipahi

TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu, 4 Ocak Perşembe günü yazdıÇım yazıyla ilgili bir açıklama yollamış. Belli ki yazdıklarıma alınmışlar. Ama İzmir'in birçok konusunu köşeme taşımış, haber yapmış; daha doğrusu İzmir'in korunmaya değer değerlerini en az SİT Kurulu, en az odalar kadar savunmuş bir kişi olarak içim çok rahat.
Açıklama uzun, bir özet yapıyorum.

"5226 sayılı yasanın getirdiği yeniliklerden biri, ilgili meslek odalarının, Koruma Bölge Kurulu toplantılarına gözlemci olarak katılabilmelerine olanak sağlamasıdır. Söz konusu kurul toplantısının olduğu gün, temsilcimiz kişisel mazereti nedeniyle bazı maddelerin görüşüldüğü sırada bulunamamıştır. Ancak zaten, bu tür toplantılarda oda temsilcileri yasanın tarif ettiği biçimiyle, gözlemci sıfatıyla bulunmakta, görüş beyan edememektedirler.
Ege Palas konusunda yapılan size göre sert açıklama, gücünü hukuksal zeminden ve bilimsel değerlendirmeden almıştır. Bize göre kurul, eğer bu bina ölçeğindeki hukukun emrettiği gereği yerine getirmekte, geniş kapsamlı bir değerlendirmeye gereksinimi olduğu gibi bir tereddüt nedeniyle yerine getiremediyse, yani bir başka deyişle bölgedeki tescilli binaların değerlerinin korunmasını değil, çevresiyle sokak ya da bölge ölçeğinde bir korumaya gereksinim bulunduğunu tespit ettiyse o zaman bunun yolu bölgeyi kentsel sit ilan etmektir. Koruma bilinci, tarihsel bir görev ve sorumluluk gerektirir. Her şeyden önemlisi ilkeli olmayı gerektirir…"
Ben de tam bunu söylüyorum.
İlkeli olmayı…
Arşivlere girip bakalım; kaç yazı yazdığımı tam hatırlamıyorum. Ama odaların medyatik olaylara takılıp kalmaması gerektiğini, kentin değişik yerlerini örnek göstererek İzmir'in yağmalandığını adres vererek gösterdim. Ve odalarımızdan şehircilik ilkelerini dikkate alarak seslerinin daha fazla çıkmasını istedim. Başkanlara baskı yapmalarını, kamuoyunu aydınlatmalarını, doğru bildiklerini söylemelerini, gerekiyorsa demokratik bir tavır sergilemelerini istedim. Ama beklediğim tepkiler ne yazık ki çıkmadı. Sadece ben değil aslında birçok meslektaşım da benzer çağrılar yaptı; "Güzel İzmir"in güzelliğinin şiirlerde, şarkılarda kaldığını, kentin belirli bölgeleri dışında Anadolu'nun herhangi bir şehrinden farksız hale geldiğini söyledik. Yine ses çıkmadı. Bir, iki değil; onlarca yazı…
* * *
Lütfen konuyu Ege Palas meselesi olarak algılamayın. Çünkü Ege Palas bizlerin değil, yargının işidir. Herhangi bir yanlış varsa; yanlışın yerine doğruyu koymak bu kenti yönetenlerin işidir. Konunun hepimiz takipçisi olmalıyız. Önemli olan bütünü görebilmek ve planlayabilmektir.
Daha açık yazalım. Gündoğdu'dan limana kadar olan bölgede gökdelenler yükseliyor. Bu bölgenin kimliği değişiyor. Demek ki, geç kalmadan ve yeni yanlışlar ortaya çıkmadan yeniden bir plan ihtiyacı ortaya çıkmış. Ben kurulun yaptığı açıklamayı okuduğumda bunu anlıyorum. Zaten Mimarlar Odası'nın, Şehir Plancıları Odası'nın yaptığı açıklama üzerine yorumu şöyle oluyor.
"Koruma Kurulu'nun son kararının bölgede yeni yüksek yapı taleplerinin önünü açacak şekilde yorumlanmaması gerekir. Kentin yüksek yapı bölgesi olarak Alsancak Liman Arkası-Turan bölgesi belirlendi…"
Araştırıp sordum.
Kurul toplantılarında oda temsilcilerinin istedikleri zaman görüşlerini bildirdiklerini öğrendim. Yani oy hakları yok ama söz hakları var. Şehir Plancıları Odası temsilcisinin kişisel mazeretinin o günkü toplantıya denk gelmesi talihsizlik olmuş. Ben söz hakkının da önemli olduğunu düşünüyorum.
Şehir Plancıları Odası Türkiye'nin geleceği için olmazsa olmaz kurumlardan biri.
Mimarlar Odası da öyle…
Örneğin ben her ikisinden de İzmir'e yakışacak ve bu kenti bir marka şehir yapabilecek büyük projeler ortaya koymasını bekliyorum.
Sadece ben değil, hemen herkes…
Sözün özü şu…
İzmir hepimizin; bu kenti güzelleştirecek, değerlerimizi koruyacak her adıma destek olmalıyız.
Elbette İzmir'in gerçeklerini de unutmadan…

dsipahi@milliyet.com.tr

Milliyet Ege – 06.01.2007