Kente nasıl bakmalı?

Cengiz Türksoy

Bakmakla görmek arasındaki fark, çalışmakla üretmek arasındaki farktan da büyüktür. Yapılan her çalışmanın üretken olmaması gibi bakılan her şeyin de görüleceğinin garantisi yoktur. Örneğin, “Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk heykelinde, atın hangi ayağı yere basmıyor” biçimindeki bir soru karşısında çoğumuz duraksarız. Yıllarca heykelin önünden geçmiş, oradaki törenlere katılmışızdır; kendimize göre heykelin her ayrıntısını biliyoruzdur ama bu tür bir soru bilgimiz hakkında bizi kuşkuya düşürür, çünkü o yıllar içinde heykele yalnızca bakmışızdır; oysa görmek oldukça farklıdır.

Yaşadığımız ya da bir süreliğine bulunduğumuz kenti çeşitli biçim ve düzeylerde algılarız. Kentin algılanma biçimi kişiden kişiye büyük ölçüde değişir, çünkü algılama eyleminde algılanan hiçbir zaman algılayandan bağımız değildir. Algılanan, kent gibi sınırsız değişkenden oluşan bir varlık olduğuna göre, algılayan öncelikle bunun farkında olmalı; hangi değişkenlere nasıl bakacağını, neleri görmesi gerektiğini; görülen yalın gerçekliği kime göre değerlendireceğini ve hangi sonuçları çıkaracağını bilmelidir. Demek ki, her şeyden önce kente görmek için bakmak gerekmektedir.

Görmek için baktığınız kente ister genelden özele, ister özelden genele giderek yaklaşın benzer sonuçlar çıkarabilirsiniz. Örneğin; kente merkezden çevreye doğru baktığınızda elde edeceğiniz veriler gelişmenin ne kadar planlı olduğunu gösterecektir. Sabah ve akşam saatlerindeki kent içi trafiğin durumunu gözleyerek de aynı sonuca varmanız mümkündür. Kente yüksek bir noktadan baktığınızda görülen hâkim renge göre (yeşil mi, gri mi) kentin biçimlenişinde insanın ne denli önemsendiğini anlayacaksınız. Kente baktığınız o tepeden inip çocukların, gençlerin nerelerde oynadığını; okul bahçelerinin nasıl kullanıldığını incelediğinizde de yargınız değişmeyecektir. Kentin yollarında, araçlarında, alışveriş merkezlerinde karşılaşacağınız fiziksel engelli insan sayısı size o kentte insana verilen değerin bir başka ölçütünü anımsatacaktır. Yaya geçitlerinin, kaldırımların, taşıt duraklarının, kamu yapılarındaki ve alışveriş merkezlerindeki giriş çıkışların düzenleniş biçimine baktığınızda da aynı ölçütü anımsayacaksınız. Kentte yaya olarak mı, araçla mı dolaşmak daha kolay diye araştırdığınızda da kent yaşamındaki insan önceliğinin ne düzeyde olduğunu göreceksiniz. Kentlilerin birbirlerine yol tarif ederken kullandıkları dil size o kentin günlük yaşamını kolaylaştıran ve güzelleştiren düzenlemelerin insanlarca ne kadar benimsendiğini ve içselleştirildiğini gösterecektir. Kentteki yön bildiren levhaların, sokak isimlerinin, heykel ve anıtların, kent mobilyalarının sayısı ve düzenleniş biçimine bakarak insanların neden o dili kullandıklarını anlayacaksınız. Aynı imar hattı üzerindeki yapılar arasında farklılık olup olmadığına bakarak o kenti yönetenlerin bütün kentlilere karşı eşit uzaklıkta durmayı ne kadar önemsediklerini göreceksiniz. Kentin farklı bölgelerindeki günlük bakım/onarım ve düzenleme çalışmalarındaki özeni inceleyince de aynı yargıya varacaksınız.

Bütün bunlar bakmak ve görmekle ilgili sıradan birkaç örnek yalnızca. Aslında, kentte görülecek o kadar çok özellik var ki, bakmasını bilirseniz kent sizinle konuşur sanki… Kente nereden bakılırsa bakılsın önemli olan, bakılan yer değil gördüklerinizdir. Görmek için kuşkusuz bakmak gerek ama neye, niçin ve nasıl bakacağını bilerek.

Akşam – 30.01.2007