KENT-YORUM: Süt ve lale ya da katılımcı bütçe

ERBATUR ÇAVUŞOĞLU
Üç çocuklu bir aile. Çocuklardan biri hasta, ikisi okula gitmek yerine çalışmakta, anne keza öyle. Baba da çalışıp didiniyor elbet. Ele geçen üç kuruş, yakıt alacak para yok, evdekiler yarı aç, yarı çıplak, baba meyhanede demlenmekte…

Ne yazık ki böyle dramlar yaşanıyor, birçok kentte. Peki ya dram kent ölçeğindeyse? Kent hastaları, muhtaçları, ihtiyaçları boşverip gönül eğlendirmekteyse?

Tıpkı hükümetler gibi belediyelerin de bütçeleri var, kaynağı ödediğimiz vergilerden, ürettiğimiz zenginlikten gelen. Peki bu bütçenin nasıl kullanılacağına, kaynağın nereye aktarılacağına kim karar verir? Demokratik toplumlarda halk kendi karar verir, düşük yoğunluklu demokrasilerde de seçilmişlerle atanmışlar belirleyiverir.

İstanbul'da Nurettin Sözen'in Büyükşehir Belediyesi Başkanlığında, 1 yaşın altındaki ihtiyacı olan tüm çocuklara her sabah süt dağıtılırdı belediye bütçesinden. Hatırlarım, çok muhtaç aileler vardı ama çokça eleştiri almıştı bu uygulama, "senin benim vergilerimden toplanan parayı süt olarak dağıtıyor, oy avcılığı yapıyor, belediyenin işi bunlar mı canım" diye. Öyle ya da böyle, doğru ya da yanlış. Asıl soru şuydu: kim belirlemişti bu ihtiyacı, kim karar vermişti, kimdi hak dağıtan, kime, hangi yetkiyle? Seçilmiş olanın, "seçildim bir kere artık tüm yetkiler bende, yaparım istediğimi gönlümce" deme hakkı var mıydı?

Zaman geçti, devran döndü, Nurettin Sözen'in dağıttığı sütlerle kimbilir hayatta kalan, sağlıklı olan çocuklar, kanalizasyon çukurlarına düşüp ölmedilerse, delikanlı çağla-rındalar bugün. Belediyenin refüjlere diktiği laleleri söküp hediye ediyorlar ilk sevgililerine. Çiçek pazarından sarı laleler almak kolay değil nöbetleşe yoksulluğun neferlerine. Gelelim laleye…

Lale güzel çiçektir, estetiktir, ebrulara, çinilere kazınmıştır, tarihidir ama sevmem nedense, lale devrini hatırlattığından belki de. Ben şu menekşe gibi rengârenk çiçekleri, daha bir kır çiçeği gibi olanları, bir de mor pembe açan erguvanları severim. Belediye bu yıl da önemli bütçe ayırmış park-bahçe işlerine. Kendi adıma mutluyum, renklenecek, çiçeklenecek hayatımız, güzelleşecek kentimiz diye.

Ama Sözen dönemindeki sorular hâlâ geçerli. Bu kez süt değil de lale. Kim karar verdi bu önceliğe? Keşke herkese tercihi sorulsaydı, isteyene süt isteyene lale. Ama nerede? Katılımcılık, şeffaflık bu coğrafyanın neyine? Belediyeye hesap sormak, şeffaf katılımcı bütçe talep etmek kimin ne haddine?

Bir de tabii nereye ekileceği var bu ağaçların, çiçeklerin. Kentin en çok kullanılan caddeleri, meydanları, turistlerin güzergâhları tamam. Küresel kent reçetesinin baş süsleri bunlar. Peki ya kentin diğer parçaları… Van-dalizme kurban gider, halk çalar, yağmalar diye çiçek ekilmeyen bölgeler. Oraların önceliği farklı, çiçek değil gündemleri. Kaldıysa arka bahçeleri, var zaten biberlerle, lahanaların arasında çiçekleri. Ama bir sorulsa, belki isterler onlar da menekşe, erguvan ya da lale. Yoksa caiz değil midir çiçek ekmek, kentin yoksul kesimlerine?

Birgün – 22.03.2007