KENT-YORUM: KENTLİ OLMAK YA DA HİÇ ORALI OLMAMAK

KENT-YORUM: KENTLİ OLMAK YA DA HİÇ ORALI OLMAMAK

Bir kent neden sevilir? Bir kadın gibi mi sevilir kent, tutkuyla mı? Yaşanıp gidilir mi kentin içinde, hiç oralı olunmadan?

Farkında olmamaya, aldırış etmemeye dair “hiç oralı olmamak” diye bir tabir kullanıyoruz. Çünkü oralı olan merak eder, düşünür, kaygılanır, sorumlu hisseder yaşadığı yere dair.

Yaşadığımız küresel köyde eşitsiz coğrafi gelişimin çatlaklarında yükselen yeni sol muhalefet böyle bir kaygı taşıyor, oralı yani dünyalı olmaya dair. Küresel vatandaşlık hakkı, küresel oy hakkı, küresel vatandaşlık geliri talebi, sadece mal ve paranın değil insanların da serbest dolaşım hakkı talebi vb hep oralı olmakla ilgili. Küresel ya da yerel komşusu, tüm insanlık için de kaygılanmakla ilgili…

Paranın gücünün her yerde onurları incittiğine, dürüstlüğe hakaret ettiğine ve umutları katlettiğine işaret eden bu muhalefet, küreselleşmeye karşı hem yerel hem de evrensel düzeyde küyerel (glocal) bir mücadeleyi benimsiyor. “ABD Başkanı benim yaşamımı etkiliyorsa, benim de oy hakkım olmalı” diyorlar, eşitsizlik, sömürü, işgal, hüzün dünyanın neresindeyse fark etmez “evimiz dünya” diyorlar. 60 yıl önce İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle kabul edilen sosyal güvenlik, adil çalışma, eşit iş, eşit ücret, haysiyetli yaşam ve bunun için gereken yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım vb talep ederken küreselleşmeye karşı evrensel değerleri ve haklarını yüceltiyorlar. Hem yereli hem evrenseli savunan siperden sipere yürütülen bir sınıf siyaseti ile yapıyorlar bunu, başka bir dünya mümkün olsun diye.

Evrensel haklar kadar, ulusal haklar için de, kentsel ve yerel haklar için de mücadele sürüyor. Zaten kentli olmak, haklarının farkında olmak, kenti savunmak, oralı olmak değil midir? Kentte yaşayıp kentli olamamak, bir ömür boyu yaşayıp âşık olamamak gibi midir? Ya bizler? Kentler böylesine dönüşürken, bizler hiç oralı olmamaya alıştırılanlardan mıyız? Hayır… Küreseli nasıl anlamalı, evrensel olanı nasıl yeniden tanımlamalı, nasıl dünyalı olmalı, yereli nasıl savunmalı diye düşünen birçok insan tanıdım, sınıf siyasetini siperden sipere yürüten, kenti savunan, evimiz dünya diyen. Satılık olmayan akıllar, parayla kirlenmemiş yürekler tanıdım, onlarla zenginleştim, onlarla umutlandım. Sadece kendi yereli değil dünyayı savunan, komşusunu kendinden ayırmayan, kendi muhalefetinin yanı sıra muhalefetin küresel eklemlenmesine inanan, dünyanın öbür ucundaki acıyla yüreği dağlanan, onuruyla yıkılmayı, onursuzca yürümeye yeğ tutan insanlar gördüm.

Kent sayfası 4. yılına girerken; yaşadığımız kentler sermaye mantığının fiziksel ve ideolojik işgali altındayken, başka bir dünyayı özleyen, insanlık onuru için mücadele eden, hayatı savunan, üzerine vazife olmayan işlere talip olan tüm kent sevdalı dostlara, güzel insanlara övgüyle…

“Deli kuş, bilir misin nedir,
türküler kadar sevdalanmak?
Duyabilmek yüreğinde bir deprem uğultusunu…
Suya düşen bir karanfilse yüreğin,
bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm.
Vursun seni o taştan bu taşa,
o çağlayandan bu çağlayana sürüklesin.
Yak sevdanın çırasını türkülerle,
barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata.
Hüznün isyana dönsün artık,
hüznün isyana dönsün” Ahmet Telli

ERBATUR ÇAVUŞOĞLU

Birgün / 28.05.2008