KENT YAZILARI: Otoray, köprü ve karayolu lobisi…

KENT YAZILARI
Necati Uyar
nuyar@mail.com
Otoray, köprü ve karayolu lobisi…


Türkiye’nin dört bir yanının “demir ağlarla” örüldüğü yıllarda, insanlar yeni bazı ulaşım araçlarıyla tanışmaya başlamıştı. Buharlı trenlerin yanında, aynı raylar üzerinde trenlere oranla daha az sayıda yolcuyu daha hızlı taşıyabilen, dışarıdan bakıldığında biraz da karayolunda hareket eden otobüslere benzeyen araçlardı bunlar. Çok sayıda insana bir arada ve karşılıklı yolculuğun zevkini yaşatan, dizel yakıt kullanan, kendinden motorlu bu araçlar birçok bölgede “otoray” olarak anıldılar.

Günümüzde TCDD tarafından bazı hatlarda kullanımı süren ve “ray otobüsü” ve “mototren” olarak anılan araçların öncüleriydi otoraylar.

1936 yılında Çekoslovakya’dan alınarak İzmir’e getirilen 5 otoray ve bunlara sonraki yıllarda eklenenler, karayolu alternatiflerinin bugünkü konfor düzeyine henüz erişmediği yıllara dek gözde ulaşım araçları oldular. Buharlı trenlere oranla daha hızlı olmaları, bugünün hafif raylı sistemlerine karşılık gelen bu araçların tercih edilmesinde başlıca nedendi. 1960’lı yılların sonlarında ve hatta 1970’li yıllarda, benim gibi çocukluk ve gençliğini Ege’de yaşamış olanlar da otorayları çokça kullandılar. Özellikle bu yıllarda İzmir-Torbalı-Bayındır-Tire ve Ödemiş hatlarında yolculuk yapanlar çok iyi hatırlarlar otorayları.

“Demir ağlarla örme”nin yerini, geçmiş yıllarda yapılanlara yenilerini eklemeden, örülmüş “demir ağlarla övünme”nin aldığı uzun yıllar sonunda gözden düştü, unutulmaya yüz tuttu otoraylar.

Ödemiş şivesiyle “oturay” olarak anılması nedeniyle, o yıllarda kelime anlamını çözmekte zorlandığım otoraylarla, sonraki yıllarda da zaman zaman karşılaştım. Kimi zaman bir seyahat anında, bir istasyonun kullanılmayan bir köşesinde terk edilmiş halde, kimi zaman Anadolu’nun tenha demiryolu hatlarında sessiz ilerler halde.

Son yıllarda ise kendisinden daha çok adıyla karşılaşır oldum otorayların. Şaşırtıcı olan, kendi kendime geçmişe dalıp gülümsememe neden otoray kelimesinin farklı farklı anlamlarda, farklı farklı amaçlar için kullanılıyor olmasıydı. Kimi zaman insanlar tam olarak tanımlayamadıkları bir aracı kolaylıkla anlatabilmek için, kimi zaman ise ismin sempatisinden faydalanmak amacıyla, bambaşka bir şeyi anlatabilmek için kullanır oldular otorayı.

Örneğin, İngiltere’de geliştirilen ve “Blade Runner” adı verilen, hem karayolunu hem de demiryolu hatlarını kullanacak olan yeni araca ülkemiz basınında verilen isim oluverdi otoray. Bu örnekte olduğu gibi, hem karayolunda hem de raylar üzerinde hareket eden yeni bir araç, art niyetsiz biçimde otoray olarak tanımlanırken, diğer yandan özellikle köprü geçişlerinde karayolu ile raylı sistemin bir arada paralel olarak düzenlendiği, yan yana yapılmalarının dışında birbirleriyle hiçbir bağlantısı olmayan sistemler için de kullanılmaya başlandı.

Bu türden düzenlemeleri oto-ray olarak tanımlayanlar, bir yandan karayolu ağırlıklı düzenlemeleri raylı sistem kamuflajına sokarak halka sevimli göstermeye çalışırken, diğer yandan karayolu lobisinin de gönlünü yapmanın arayışındalar. Aslen karayolu ağırlıklı bir sistemin parçasını, sempatik isimlendirmelerle süsleyerek, boyayarak ve raylı sistem izlenimi uyandırarak pazarlamaya çalışanlar, son yıllarda sıkça “otoray” ismini kullanmaya başladılar.

Bunların başında, fırsat yakaladığı her ortamda kendi çapındaki ütopyalar ile dikkat çekmeye çalışan ve kendisini mimarlık alanında “ordinaryüs” ilan eden bir meslek adamı da yer alıyor. Otoray pazarlamacılığında birinciliği kimseye kaptırmayan Ordinaryüs, geçtiğimiz yerel seçimler öncesinde, İstanbul’un ulaşım sorunlarının tartışıldığı ortamlara “Pendik-Yeşilköy Otoray Yüzer Geçiş Projesi” ile, Boğaz’da yeni köprü/tünel tartışmalarına ise otoraylı “altın üçgen” çözümleriyle katılmıştı.

Her derde deva, hem raylı sistem savunucularını, hem de karayolunu vazgeçilmez görenleri avlamayı hedefleyen otoray çözümünü İstanbul ve Boğaz geçişlerinden sonra İzmir Körfezi için de ortaya attı geçtiğimiz aylarda sevgili Ordinaryüs. İlk olarak seçimler öncesinde dillendirilen İzmir Körfezi’ne otoray geçişi önerisi, EXPO-2015 tartışmaları yaşanırken de basında hak ettiği (!) yeri yeniden alıverdi.

İzmir’in güncel tartışmasına “otoraylı çözüm” ile katılan Ordinaryüs, meslektaşları yer seçiminin kente olası etkilerini tartışırken, üyesi olduğu “ikinci” Oda yer seçimini dava konusu etmişken, “yer seçiminin uygun olduğunu” ve fakat otorayın eksik olduğunu, bu durumda adaylığın kağıt üzerinde kalacağını ilan ediverdi. Ordinaryüs’e göre çözüm; “…Körfezin gerdanlığı olacak ve kente gece-gündüz estetik katacak”, Balçova ile Karşıyaka arasında yapılacak 5 km uzunlukta “Oto-Ray Körfez Geçişi”ndeydi. Bu proje, yalnızca EXPO-2015’in İzmir’e alınmasını sağlamayacak, bunun yanında İzmir’in ulaşım sorununu da temelden çözecekti.

Oysaki, gerek İstanbul’da ve gerekse İzmir’de, öncelikle yapılması gereken, bu kentlerin toplu taşım sisteminin raylı sistem ağırlıklı hale getirilmesidir. Çözümü raylı sistemlerin geliştirilmesinde, karayolu ve özel taşıt trafiğinin özendirilmemesinde aramak gerekirken, raylı sistemleri karayolu geçişlerinin, köprülerin orta refüjünde salınacak süsü ve karayolu hakimiyetini pekiştirecek projelerin aklama aracı gibi kullanmak, kentlerimizi çözümden çok çözümsüzlüğe sürükleyecektir. Utangaç karayolu önermelerini, haksız biçimde otoray olarak adlandırarak raylı sistem önerisi gibi pazarlamak, neresinden baksanız tiksindirici.

Evrensel / 04.12.2007