KENT YAZILARI: Caminito, Sulukule

KENT YAZILARI
Necati Uyar
nuyar@mail.com

Caminito, Sulukule

Aralarında oniki bin kilometreyi aşan uzaklık olan iki yerleşim alanının inanılmaz benzerliğinin ve ayrışan kaderlerinin öyküsünü aktarmak istiyorum bugün. Her ikisi de içinde bulundukları kentin kültürel mozaiğinin önemli birer parçası olan, İstanbul’un Sulukule bölgesi ile Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in “La Boca” semtinin merkezi olarak tanımlayabileceğimiz “Caminito” bölgesinin.

Ne de çok benzerlik göze çarpıyor iki bölge arasında; gerek ilk bakışta ve gerekse biraz inceleyip karşılaştırıldığında. Sosyal ve ekonomik yapıya bakıldığında her ikisinde de yoksulluk diz boyu; hem de uzun yıllardan bu yana. Yoksulluğu bir bakışta sokaklardan okumak olanaklı. Her ne kadar bugün susmuş olsa da, geçmiş yıllarda Sulukule sokaklarından yükselen Roman havalarının yerini Caminito’da tango nağmeleri alsa da benzerlik inanılmaz.

Fiziksel açıdan da benzerlikler oldukça fazla. Her iki bölgenin de genelinde yapılaşma birkaç katlı. Yapı niteliklerine bakıldığında da benzerlik göze çarpıyor. Yapılaşmalar genel olarak düzensiz ve özellikle onarımlarda derme çatma malzeme kullanımı yaygın. Geçmiş yıllarda var olan nitelikli yapılarda da zaman içinde bozulma yaşanmış. Her ikisi de kentin merkezine yakın sayılabilecek konumda.

Yerleşim dokularının sahip olduğu nitelikler de benzer. Her iki yerleşme parçası da içinde konumlandıkları kentin geleneksel şemasına, doku özelliklerine uygun niteliklere sahip. Gerek Caminito ve gerekse içinde yer aldığı “La Boca” bölgesi, tıpkı Buenos Aires’in diğer alanları gibi grid sistemde bir yapılaşma dokusuna sahip. Sulukule ise her ne kadar çevresi yeni açılan yollar, sözde planlı yapılaşmalar ile değişime uğramış da olsa, eski İstanbul kentsel dokusunun özelliklerini taşıyor.

Kentlerin merkezine yakın konumlandığını belirttiğim her iki bölgenin, kentlerin nabzının attığı meydanlara uzaklığı da oldukça benzer. Caminito’nun Buenos Aires’in en önemli meydanı olarak nitelendirebileceğimiz “Plaza San Martin”e uzaklığı yaklaşık 4 bin 500 metre, tıpkı Sulukule’nin, İstanbul’un kalbi olarak nitelenen Taksim Meydanı’na uzaklığı gibi.

Bu iki bölgenin yakın çevresindeki özelliklerinden yola çıkarak başkaca benzerliklerden de söz etmek olanaklı. Örneğin; her iki bölge de birer futbol stadyumuna komşu ve bu stada uzaklıkları da neredeyse aynı. Sulukule’nin en uç noktası, Karagümrük (Vefa) Stadı’na 500 metre uzaklıktayken, Caminito’nun, “Boca Juniors” takımının maçlarını oynadığı ve “La Bombonera” olarak anılan “Alberto J. Armando” Stadı’na uzaklığı da tıpkı Sulukule gibi yaklaşık 500 metre. İlginç olan, bu statların yapım tarihleri. La Bombonera’nın kullanılmaya başlandığı yıl 1940; tıpkı, 1926 yılından başlayarak “Çukurbostan Sahası” olarak kullanılan alanda 1940 yılında yapılarak kullanılmaya başlanan Vefa Stadı gibi.

Benzerlikleri ilk bakışta göze çarpan iki bölge arasında farklılık yok mu?
Benzer pek çok özelliği bulunan bu bölgelerin arasında dikkati çeken en önemli farklılık, ülkelerin gerek merkezi ve gerekse yerel yönetimlerinin her iki alana bakışlarında ortaya çıkıyor. Bir yanda, Buenos Aires’te sahip olduğu kültürel değerlerin bilincine varmış, bunların korunmasının önemini kavramış, destekleyen bir yönetim anlayışı; diğer yanda, İstanbul’da kültürel değerlerinden kolaylıkla vazgeçebilen, tasfiyeye yönelmiş bir başka yönetim anlayışı.

Bir yanda, kullanıcıları tarafından rengarenk boyanarak dünya ölçeğinde tanınan doğal bir film platosuna dönüşmüş olan La Boca ve Caminito; diğer yanda, tümüyle yıkılarak sahte Osmanlı yapılarından oluşan bir “tiyatro dekoruna” dönüştürülmeye(!) çalışılan Sulukule.

Bir yanda müzisyenleriyle, sokak tangolarıyla yaşayan/yaşatılan, her gün binlerce turistin sokaklarında gezdiği şen Caminito; diğer yanda yasaklanan eğlenceleriyle, üstüne ölü toprağı örtülmüş, terk edilmeye zorlanan, sessiz Sulukule sokakları.

Bir yanda sahip olduğu kültürel değerleri, o değerleri yaratanları tasfiyeye yönelmeden, aynı bölgede yaşatarak gelire dönüştürebilme yeteneği; diğer yanda tasfiye dışında seçenek üretemeyen, imar rantlarına teslim olan dönüşüm yaklaşımı.

Benzer iki alana yönelik bakış açılarındaki farklılık ve sonuçları dikkate alındığında, bir kez daha düşünmenin zorunluluğu açıkça ortaya çıkıyor. Sulukule ve benzeri alanlarda, hiç zaman geçirmeden, dönüşüm ve tasfiyenin tek seçenek olmadığı; korumanın, sağlıklılaştırmanın ve yenilemenin de planlamanın önemli araçlarından olduğunun bilinciyle hareket edilmeli, seçenekler ve olası sonuçları yeniden değerlendirilmeli.

Evrensel / 20.05.2008