KENT & YAŞAM: GACOYARARI*

KENT & YAŞAM

GACOYARARI*
   
EDİN ZAİM
 

İstanbul’un gündemindeki kentsel dönüşüm projelerinden biri olan “Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri Yenileme Projesi”, nam-ı diğer Sulukule kentsel dönüşüm projesi, hem basın hem de sivil toplum kuruluşları tarafından yoğun olarak işlenen bir konu haline geldi. Ancak projenin uygulanmaya başlanması ile birlikte, ne projeye getirilen eleştirilerin, ne de katılımı genişletmek için ortaya konan sivil ve akademik inisiyatiflerin dikkate alındığı görüldü. Nihayetinde bu süreç de, herhangi bir sosyal-ekonomik proje dahilinde bir iyileştirme söz konusu olmadan, Sulukule’den ekonomik gücü düşük olan Çingenelerin çıkmasıyla sonuçlanacak gibi gözüküyor.

Sulukule projesinin ve etkinliklerinin kentsel dönüşüm sürecine giren birçok diğer mahalleden daha yüksek bir ilgi yaratabilmiş olmasının iki önemli sebebinden söz edebiliriz. Birincisi; mekânsal olarak diğer kentsel dönüşüm projelerinin muhatabı olan çeperdeki mahallelerin aksine Sulukule’nin kent merkezine yakınlığı ve kentlinin belleğindeki ünü. İkincisi; Sulukule’nin Çingene nüfusunun yoğun şekilde ikamet ettiği bir alan olarak toplumun en dışlanmış, en marjinal ve çıkarlarını savunmak konusunda en dezavantajlı kesimini barındırıyor olması.

Öncelikle Çingenelerin genel durumunu özetlemek yararlı olacaktır:

Çingene kimliği, resmi lügatlerimizden yasal mevzuatlarımıza kadar çeşitli kaynaklarda, yasadışı ve aşağı birçok konu ile ilişkilendirilip yer almıştır.

Türkiye coğrafyasında 1000 yıldır, Osmanlı döneminden beri de özellikle çalgıcı ve asker olarak diğer topluluklarla beraber yaşamışlardır. 15.-16. yy’dan beri göç etmeye başladıkları Avrupa coğrafyasının aksine burada geniş çaplı sürgünlere ve katliamlara uğramamışlardır. Bugün göçebe kültürlerinin izlerini sürebilmemizle birlikte Türkiye’de Çingenelerin yüzde 95’i yerleşik hayata geçmişlerdir.

Çingene yaşantısı, sinema, müzik gibi sektörlerde sempatik görülüp estetize edilerek sıklıkla kullanılmaktadır. Meşhur olmuş Çingene müzisyenler toplum tarafından kolayca bu konumlarıyla kabullenilmiştir. Ancak tüm bunların karşısında, gündelik dilde Çingene yaşantısı bir o kadar hakir görülmektedir.

Çingenelerin geleneksel meslekleri kalaycılık, sepetçilik, marangozluk, çiçekçilik, çalgıcılık vb dikkatinizi çekeceği üzere sanayileşme ile birlikte işlevini ve ekonomik değerini kaybeden zanaatlardır. Bir yandan da Çingeneler, kültürel ve ayrımcı tepkiler nedeniyle eğitim sisteminden ve yerleşik kültürden uzak kalmaktadırlar.

TAHAYYÜL VE GERÇEK

Bu kısa özetin ardından genel Çingene tahayyülünün çok çelişkili ve Çingenelerin sosyal-ekonomik gerçekliğinden uzak olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Çingenelerin toplum içindeki ötekileştirilmiş konumu, gacoyla olan sorunlu ilişkisi, önyargılar üreten bir kısırdöngüye dönüşüyor. Bu noktada Çingene kimyasının özel bileşenlerine binaen bir mitoloji üretmek yerine Çingene gerçekliği üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Kamu ile sınırlı alanlarda iletişime girebilen Çingene nüfusunun sosyal ve ekonomik konumlarını bu bağlamda değerlendirmek, bu konuda bir çözüm üretmek amaçlanıyorsa isabetli olacaktır. Aksi halde Sulukulelinin yaşama koşullarını düzeltmek iddiasıyla yürütülen bir projenin, bu yaşama koşullarını dönüştürmekten çok kentsel yaşantıdan bir kademe daha uzaklaştırmak ve nihayetinde Çingenelerin sosyal-ekonomik koşullarını daha kötü hale getirmesi söz konusu olabilir.

Yıkımlara kadar gelen süreçte çeşitli etkinlikler, sivil toplum kuruluşları, sanatçılar ve akademisyenlerin de katılımıyla, projenin eksik yanları, Çingene gerçekliğini temsil etmediği ve orada yaşayan insanların koşullarına uymadığı, aslında orada yaşayanlara dönük sosyal bir projeye ihtiyaç olduğu, aksi takdirde Çingenelerin yaşama koşullarının düzelmeyeceği konusunda bir kamuoyu yaratılmaya çalışıldı. Sulukule’deki kötü koşulların, uygulanması düşünülen ve daha çok fiziksel çevrenin dönüşümünü içeren bir proje ile ancak gözden uzaklaştırılacağının belirtilmesine ve projenin muhatabı olan kamu kuruluşlarının bu konuda dikkatinin çekilmesine rağmen, kamudaki Sulukule ve Çingene algısı değiştirilemedi.

Bilindiği gibi kentsel dönüşüm tarzı şehircilik projeleri “kamu yararı” ilkesi ile meşrulaştırılmaktadır. Kamu yönetimi, projeyi Sulukule’deki yaşantının şehre ve şehirlilere zarar veren bir bölgenin “temizlenmesi” bağlamda değerlendirip tanıtınca bu “iyi niyetli” çaba için destek bulmakta zorluk yaşamıyor. Bu noktada kamu yararı adına yapılacak müdahaleleri üreten öznenin ne kadar geniş bir alanı temsil ettiğinden çok, müdahale edilecek alanı ne seviyede temsil ettiği daha büyük bir önem kazanıyor. Sulukule projesinde eksik olan ve sağlanması gereken de buydu. Sulukule’deki yaşantıdan şikâyetçiysek ve burayı iyileştirmek adına samimiysek Sulukule özeline yapılacak bir müdahalede, Sulukule’nin öznelliğini dışlayıcı fikirleri gözden geçirmemiz gerekiyor. Esnek ve öznel bir nitelik taşıyan kamu yararı kavramı, kentin yabancısı olduğu bir kimlik üzerinde tasarruf kullanılması söz konusu olduğunda çok ciddi handikaplar barındırıyor. Bu handikap Çingene öznelliğinin soyutlandığı bir ortamda, Çingene gerçekliğinden öte, Çingene mitolojisi etrafında proje geliştirilmesi ile sonuçlanabiliyor. Sonuçta da, sosyal bağlamı olmayan fiziksel çözümlerle karşı karşıya kalıyoruz.

Çingenelerin mahalleden ayrılmasıyla sonuçlanacak bir projeyi, yüzlerce yıldır dünyanın farklı coğrafyalarında karşılaştığımız Çingenelere yönelik ayrımcı pratiğin uzantısı, yeni bir sürgün olarak değerlendirmek ne derece abartılı olur?

*Gaco: Çingene dilinde, Çingene olmayan anlamına geliyor.

Birgün / 07.05.2008