İKBNİP Hk. Şubemiz Raporu

İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı
HAKKINDA ŞUBEMİZ GÖRÜŞLERİNİ İÇEREN RAPOR
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce sürdürülen İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı çalışmaları kapsamında bir değerlendirme yapılmak üzere Odamıza iletilen kitapçıkta yer alan bilgiler doğrultusunda TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu’nun görüşleri aşağıda belirtilmiştir.

Çalışma, içeriği gereği çok boyutlu ve zorlu bir süreç gerektirmektedir. Yaklaşık 16 yıllık bir planın, meşruiyetini ve yasal geçerliliğini yitirmiştir. Odamız, kente ilişkin en temel sorunlarda her zaman, her vesileyle, olması gereken/var olan “Nazım Plan”a referans vererek, kentin geleceğine ilişkin görüşlerini açıklamaya özen göstermekte ve sözkonusu çalışmaya büyük  önem vermektedir. Çalışmanın özgün ve bilimsel açılımlar içeren aydınlatıcı yaklaşımlarıyla, ülkemizdeki önceki pratiklerden farklılaşma gayretinin olumlu ve olumsuz pek çok yönü bulunmaktadır. Bu rapor, olumsuz fakat yapıcı eleştirileri yöntemsel, teknik, politik ve yönetsel kategorilerde toplamaya çalışarak hazırlanmıştır.

İzmir’e ve kentlilere yakışan bir çalışma olması doğrultusunda ter döken Belediye çalışanlarına, meslektaşlarımıza ve emeği geçen herkese kolaylıklar diler, saygılarımızı sunarız.

TMMOB Şehir Plancıları Odası
İzmir Şubesi Yönetim Kurulu

YÖNTEME İLİŞKİN ELEŞTİRİLERİMİZ :

• İKBNİP hazırlama sürecinde, kamuoyu ile paylaşılmasında bir sakınca bulunmayan kurumsal tabanlı özgün ölçeklerdeki analitik verilerin, görüş istenen kurumlara sunumu sınırlı kalmıştır. Kitapçık biçiminde sunulan raporda, plan vizyonunun son maddesinde vurgulanan şeffaflık ve katılımcılık anlayışı ile çelişir bir yaklaşım benimsenmesi nedeniyle; gerek bilgilendirme toplantısı sırasında gerçekleştirilen ve yeterli bir incelemeye olanak sağlamayan görsel bir sunum, gerekse hazırlanan kitapçıklarda yer alan küçültülmüş analiz haritaları ve verilerinin üzerine, bir sivil toplum örgütü olan Odamızın görüş geliştirmesi güçleşmiştir.
• Planlama süreci yöntem açısından “temsili” bir seçenekle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Planlamaya katılım sorunu açısından süreç, geniş platformda kentin bütün aktörlerini içerecek bir kurgu yerine, kamuoyunda seslerini duyurma olasılığı yüksek olan sınırlı aktörleri bilgilendirici bir yöntemle  sürmektedir. Sivil toplum örgütlerinin, kente ilişkin beklentileri olan, kentte söz sahibi olması gereken her türlü örgütlü dernek, vakıf, siyasi partinin görüşlerine başvurulması, müzakere sürecinin birkaç turlu ve “savunucu” bir yaklaşım yöntemi dahilinde geliştirilmesi gerekmektedir. Çalışmanın bugüne kadarki gidişatı, tanımlanmış “yöntem” ile çelişki halindedir.
• Planın özellikleri olarak tanımlanan; “açık uçlu, geleceğin her türlü olasılığına cevap verebilecek esneklikte, pazarlık payı büyük, ve sürekli olarak demokratik müzakerelere açık” liberal çerçevesinin, sermaye birikimlerinin yatırım baskılarını dönem dönem yoğunlaştırdığı ve kimi dönemlerde uygulama koşullarını yakaladığı İzmir gibi bir kentte son derecede riskli bir tercih olduğu açıktır. Demokratik  katılımcı bir planlama süreci iddiasının, yukarıdaki gibi bir “esneklik” çerçevesinin,  ülkenin genel konjonktürü, bunun yerel izdüşümleri ve demokratik planlama deneyimleri açısından yeterli birikimlere sahip olmayan bir toplumsal örgütlülük bağlamında irdelenmesi gerekmektedir. Bu konuda bir taraftan söz konusu risklerin, bir planın taşıması gereken önemli niteliklerden biri olan “nasıl bir kentsel gelecek tarif ettiği”ni netleştirememesi handikapının yanısıra, raporun 24. sayfasından itibaren ortaya konan kararların, belirsizlikleri gidermeye dönük bir çaba olmasına karşın, yöntemin ilkeleriyle çelişir bir durum sergilediği söylenebilir. Merkez kent ve diğer program alanlarıyla ilgili geliştirilen kararların, raporun ilk bölümlerinde -bir yöntem olarak benimsendiği vurgulanan- “gücünü iletişimsel rasyonaliteden alan bir planlama” doğrultusunda alındığına ilişkin somut dayanaklara rastlanmamaktadır.
• İKBNİP vizyonu olarak geliştirilen çerçevenin, aslında bir yaklaşım biçimini, bir felsefeyi, kısaca bir paradigma tarifini getirdiği, dolayısıyla vizyon bölümünde sıralanan maddelerin İzmir özelinde vurgular yapmadığı söylenebilir.

TEKNİK ELEŞTİRİLERİMİZ :

• Raporda “Mekansal Analizlerin Coğrafi Kapsamı” başlığı altında, “metropoliten kentin etki alanı”nı kapsayan bir “kentsel bölge”den söz edilmektedir. Bu tanımlı kapsam, Çeşme ve Karaburun gibi, Büyükşehir Belediyesi sınırları içine girmeyen bölümleri içine alan bir bölgede mekansal analizlerin yapılmış olduğunu anlatmaktadır. Belediye’nin sınırları içinde olmadığı halde, kentin hangi bölümlerinin hangi metropoliten ilişkiler dahilinde analiz edildiği net değildir. Bu netleşme, kentin metropol ilişkiler bağlamında, kuzeyde ve güneyde yer alan çok önemli 4 tarımsal havzanın, neden bütünsel ilişkilerinden kopmadan analizler kapsamına alınmadığının da anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
• Analitik verilerin sentezlenmesine ilişkin aşama rapor içinde yer almamaktadır. Dolayısıyla yorumlamadaki öncelikler, yerleşilebilirlik değerlendirmesinde öne çıkan kriterlere ya da SWOT analizine ilişkin bir bilgi edinilememiştir. Özellikle koruma alanlarını gösteren pafta ile geliştirilen plan arasındaki ilişkiyi incelemek olanaklı olmamaktadır.  
• Yoğunluk kararlarının bölgesel dağılımları, sunulan raporun formatında net olarak anlaşılamamaktadır.
• Deniz ulaşımına eklemlenmesi öngörülen iskelelerin, kentiçi ulaşım sistemine nasıl entegre edileceği net değildir.

PLANLAMA POLİTİKALARINA İLİŞKİN ELEŞTİRİLERİMİZ :

• Raporda belirlenen program alanlarının temelleri net olarak anlaşılmamaktadır. Program alanları, “sınırlı mekan oluşumları – tanımlı zaman aralıklarında düzenlenmiş proje yumakları” olarak tanımlanmış çeşitli modüler kesitler olarak verilmiştir, ancak homojen nitelikler taşımayan, birbirini izlemeyen ve önem ya da zamansal öncelikleri belirgin olmayan alanlar olarak göze çarpmaktadır.
• Plan hedefleri çerçevesinde sıralanan toplumsal ve ekonomik hedeflerden, planın, kentin mekansal yapısı üzerindeki eşitsizlikleri giderme ya da azaltmaya yönelik dönüştürücü etkin bir rol üstlenme niyeti taşımadığı anlaşılmaktadır. Kuantum mekaniği ve post-modern söylem içinde gelişen bilimsel gelişmelerin mekansal düzenleme alanındaki sonuçları arasında “kazananların kaybedenleri tazmin eden” bir deneyimi henüz bulunmamaktadır. Böyle bir çerçeve içinde, toplumsal adaletin, uzlaşmanın, dayanışmanın yeşil kuşak içinde tanımlanan golf turizmi gibi araçlarla inşasının ne derecede başarılı olabileceği tartışmalıdır.
• Planlama alanının birinci derecede deprem bölgesi içinde yer alması nedeniyle, “Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi” ile gündeme gelen, “kentsel risk analizi” ve “kentsel sakınım planlaması” çerçevesine uyumlu bir yaklaşım eksikliği hissedilmektedir.
• 1973 planının kuzey-güney doğrultusunda gelişmesini öngören ve bunun araçlarını içinde barındıran köktenci bir makroform kararlılığı yerine daha çok merkez kente ilişkin kararlarda paralellikler bulunan 1989 revizyon planına benzer biçimde, kentsel gelişme sürecinde karşılaşılan plan dışı gelişmeleri meşrulaştıran bir yaklaşım benimsendiği söylenebilir.
• 5216 sayılı yasanın öncesinde ve yasanın yürürlüğe gireceği belli olduktan sonra, gereğinden fazla gelişme öngören yerel ölçekli planlar üretildiği bilinmektedir. Alan genelindeki nüfus seviyesini, dolayısıyla arazi kullanım tablosunu belirleyecek bu  planların aynen korunup korunmayacağına ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır.
• Kentin tarihsel kimliğini vurgulayacak bir kent içi tarihsel aksın, çevresel arazi kullanım kararları ile desteklenmesi gerekir (Kemeraltı-Agora-Kadifekale-Smyrna koridorunda).
• Expo 2015 gibi, İzmir’in gelecek vizyonu gündemine alınan bir organizasyonun yer seçim sorununa ilişkin bir açıklama yer almamaktadır. Bu ve benzeri geniş alan kullanımı gerektiren kentsel fonksiyonların yer seçimlerinin diğer başka arazi kullanım gelişmelerini etkilediği göz önüne alınarak nazım plan çerçevesinde bir karar geliştirilmelidir.
• Yeni kent merkezine yönelik planlama araçlarıyla oluşturulabilecek yatırım cazibeleri oluşturulmalı, kentte istihdam ve katma değer olanağı yaratacağını savunan olası ulusal ve uluslararası sermayenin kentin değişik ve beklenmedik noktalarına konumlanma istemlerine karşılık, hangi yatırım noktalarına yönlendirilmek durumunda olduğu planla belirlenmelidir.
• Kamusal hizmet veren birimlerin genel merkezlerinin yeni gereksinimlerinden doğan istemler doğrultusunda kentsel alan üzerinde bir ya da birden fazla yeni “yönetsel merkez” alanı geliştirilmelidir.
• Yeni üniversite alanı istemlerine olanak sağlayacak rezerv tasarılarıyla birlikte, kentin üniversite yerleşkelerinin ve öğrenci popülasyonunun kentle bütünleşme ve kentli olabilme sorunlarını ıskalamayacak şekilde, kentin içine dağıtılmış yüksek öğretim kurumları arayışının alternatif olarak denenmesi sağlanabilir.
      o Örneğin; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, 1973 planının kuzey-güney doğrultusunda öngörülen gelişim şemasına aykırı, makroformun öngörülerini deforme eden, plan dışı tercihlerle yapımı başlayan Çeşme otoyolundan destek alan bir yerseçimidir. Kampus alanı içinden fay hattı geçmesi, yerleşilebilirlik kriterlerine uygun olmayan bir alanda yapılaşmaya gidildiğinin bir göstergesidir. Üniversite öğrencilerinin İzmir kent merkezi ile olan ilişkilerinin, uzaklık faktörü nedeniyle yeterince sağlanamadığı, kentin sosyal yaşamına üniversite öğrencilerinin entegre olmakta güçlük çektikleri görülmektedir. 
     o Bu ve benzeri büyük alan kullanan kentsel fonksiyonların parçalı ve kentle içi içe konumlandırılmaları seçeneği, -raporda ifade edildiği gibi- yalnızca “homojenleştirilmiş katı zonlama dili”ni değil, katı zonlamanın bizatihi kendisini de aşmış olacaktır.
• Hipermarket türü alışveriş merkezlerine ilişkin yerseçim tarifleri, kent içi depolama tesisleri, kent merkezinde yer alan cezaevi, genelev, stadyum, özelleştirmeye konu olan kamusal tesisler ile ilgili noktasal öngörüler ortaya konulmamıştır.
• Plan, temelinde kültür ve turizm odaklı bir gelişme öngören ve imar planı aşamalarını tamamlayan “Liman Gerisi Yarışması” ile elde edilen fikir projesi örneğinden hareketle, duyarlılık ve alt ölçeklerde çözüm bekleyen yeni başka alanlar da tarifleyebilir. 
• Alsancak Limanı’ndaki ticaret fonksiyonu ve hacminden kaynaklanan çevresel olumsuzluklar (ağır yük taşıtlarının  neden olduğu ölümcül trafik kazaları, çevreye yayılan zararlı gazlar, trafik hacmine ve araç depolama gereksinimine olumsuz katkılar vb.) istatistiksel bilgilerle desteklenerek vurgulanmalı, limanın özelleştirme ve genişletme çalışmalarına gerek duyulmaksızın bu limanın söz konusu fonksiyonları kentin merkezi olmayan bir başka bölümüne taşınmalıdır. Raporda “İzmir Merkez Kent Ana Program Alanı Stratejileri”  başlığı altında ifade edilen “Liman Kenti” kimliğinin, ticaret sektörünü de içeren bir sektörel yelpaze ile tariflenmesi, limanın konteynır işlevinin sürdürüleceğine ilişkin kabul ile, yukarıda sözü edilen “fikir projesi yarışması”nın en önemli kabullerinden biri olan limanın turistik nitelikte işlevini sürdürmesi üzerine temellenen  planlar arasında bir çelişki oluşmaktadır.
• Kent gündemine çeşitli vesilelerle getirilen Bahçelerarası ve İnciraltı’nın geleceğine ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Alana ilişkin senaryo net bir biçimde ifade edilmelidir.
• Kentsel dönüşüm projelerinin gündeme geldiği kentte, gecekondu alanlarına ilişkin olarak hangi yaklaşımların benimseneceği net olarak ifade bulmamıştır.
• Merkez kent dışında kalan ve uydu niteliği gösteren gelişme alt yörelerinin kente bağımlılıklarının, merkez kentte yaratacakları işgücü ve mekan gereksinimi gibi baskı unsurları oluşturması beklenmektedir. Bu dönem, önceki süreçlerden farklı olarak, desantralizasyonun şiddetlendirildiği, yatırımların uydu merkezlerine yönlendirilerek, merkez kent ile uyduları arasında kalan yeşil kuşakların korunduğu, merkez kent üzerindeki bölgesel yenileme ve saçaklanma baskılarının azaltıldığı bir tercihi de gündeme getirebilir.
• Rapor, kırsal yerleşmelere ilişkin herhangi bir ifadeye yer vermemekte, kentin periferisinde yer alan köylere ve etki alanlarına ilişkin kırsal bir planlama yaklaşımı içermemektedir.

YASAL / YÖNETSEL MEVZUATA UYGUNLUK AÇISINDAN ELEŞTİRİLERİMİZ :

• 5302 sayılı İl Özel İdare Kanunu kapsamında yapılması gereken “İl Çevre Düzeni Planı”nın, süreci nasıl etkileyeceği belirsizdir. Her iki plan arasında olası çelişkilerin nasıl giderileceği, kurumsal işbirliğinin nasıl kurulacağına ilişkin ipuçları bulunmamaktadır.  
• 5216 sayılı yasa ile belirlenen “Büyükşehir Belediye Sınırı”nın içine giren daha önceden onaylı çevre düzeni planlarının güncelliklerinin irdelenmesi, yeni sınır oluşumu doğrultusunda “plan bütünselliği” gerekçesiyle planlarda öngörülen yoğunluklar ve arazi kullanım kararları üzerinde gerekli revizyonlara gidilmelidir.
• Plan politikaları, yüksek yapılarla ilgili alınan kararlar, mahkeme kararlarıyla gündem dışı kalmış uygulamalar konusunda ivedi yaptırımlar içermelidir.