Kaldırımlar Kimin?

CEYHUN BALCI

Kaldırımlar Kimin?

Kentlilere fırsat buldukça yürümelerini öneriyorum! Hem sağlıklı bir yaşamla tanışmaları, hem önünden binlerce kez taşıtlarla hızlıca geçtiklerinde gözden kaçırdıkları kentsel değerleri fark etmeleri ve hem de kentlerine egemen olan aksaklıklara yakından tanıklık edip yakınmalarını seslendirmeleri için!

Önünden yürüyerek yüzlerce kez geçtiğiniz kentsel mekânlarda bile hâlâ yeni bir şeyler fark edebilmenin keyfi yaşanırken; olumsuzluklarla da karşılaşılması kaçınılmaz oluyor! Bu olumsuzlukların önde gelenlerine kaynaklık eden kaldırımları sorgulamakta yarar var! Bu bağlamda “kaldırımlar kimin?” diye sormak gerek! Kaldırım, sözlüklerde “yayayolu” sözcüğü ile karşılıklandırılmış. Tıpkı taşıt yolları gibi vazgeçilmez bir kentsel gereksinimdir.

Ne yazık ki; bu kuramsal açıklama gündelik yaşamımıza gereğince yansımamaktadır. İzmir’de bu sorunun her geçen gün kendini daha fazla duyumsattığını yaşayarak görüyor olmalıyızdır. Kaldırımlar ve eşdeğerleri sayabileceğimiz yürüyüş ve gezinti yolları öncelikle kişinin kent ortamındaki can güvenliğinin olmazsa olmaz gerekliliklerinden. Ama, kentimizde adı anılan ortamların yaya güvenliğini sağladığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Bir yandan müzik dinleyip diğer yandan yürüyüşün tadını çıkarırken yanınızdan hızla geçen motosiklet ve hatta motorlu taşıt rüzgârı ile irkilmeniz an meselesidir. Serbestlikte sınır tanımayan sürücülerimiz bir yolunu bulup oraları da taşıt yoluna dönüştürüvermişlerdir. Diyelim ki, onlar bu konuda sınır ve kural tanımazlar da bu kuralsızlığa karşı durması gerekenler ne yaparlar? İzleyici olmasalar ya da görmezden gelmeseler böyle bir yakınmayı dile getirir miydik? Başta motosikletler olmak üzere yer yer bisikletlerin de bu anlamda tam bir terör estirdiğini söyleyebiliriz yaya yollarında!

“Kaldırımlar kimin?” sorusunu sormamıza neden olan bir başka durum da iki ayaklılar gözetimindeki dört ayaklıların işgali ve sınır tanımazlığıdır. Kafe, bar, lokanta ve benzerlerinin masa ve sandalyeleri aracılığı ile estirdiği terör de görmezden gelinecek boyutları

çoktan aşmış durumdadır. Özellikle Gümrük, Pasaport ve Kordon dolaylarında yaya yollarını işgal eden masalı, sandalyeli iki ayaklılar hiç de uzak olmayan bir gelecekte mevcut daracık geçitleri de geçişe kapatırlarsa şaşırılmasın! Şu anda bile özellikle bazı noktalardan yaya olarak geçerken işyeri sahip ve çalışanlarının hiç de dostça olmayan bakış ve tavırlarıyla karşılaşmakta olduğumuz bir çoğumuzun deneyimleri arasındaki yerini çoktan almış olmalıdır.

“Özgürlük” ve “serbestlik” kavramlarının giderek biri birine karıştırıldığı bir çağda yaşamakta olduğumuza kuşku yok! Sınırlılık, sorumluluk ve yükümlülük içermeyen bir serbestlik anlayışının bu kavramların karşılıklı dengesi demek olan özgürlükle özdeş tutulmaya çabalandığı günümüzde kent yönetimlerine de büyük görevler düştüğü ortadadır. Bu yersiz hoşgörü ve görmezden gelme sürdükçe insan dışı varlıklara özgü olan serbestlik anlayışının daha da abartılacağından kuşku duyulmamalı.

Bir kentli olarak kaldırımların yayalara ait olmadığını üzülerek gördüğüm için “kaldırımlar kimin?” sorusunu seslendirmiş oluyorum. Bir bakıma kentli çığlığı olarak da algılanmalı bu serzenişim. Kenti yönetenlerin birincil işlevinin kamu zararı karşında kamu yararını gözetmek olduğu bilinciyle sesleniyorum yöneticilerimize: “Ne olur bu alandaki kamu zararının önüne geçiniz! Hem de ivedilikle!” Kamu yararının gözetilmesi ve gereğinde ödünsüzce korunması uygarlığın olmazsa olmaz koşullarından değil midir?

Bir kentli olarak yeterince anlatabilmiş olduğumu sanmakla birlikte, anlatamamış olma olasılığını da göz ardı etmeksizin; kent yöneticilerimize bir çağrım var! Daha sağlıklı olmanın yanı sıra kentin sorunlarına daha yakından tanıklık etme fırsatı yakalamak adına sizler de hiç olmazsa belirli zamanlarda yürümeyi deneyiniz. Belki bu şekilde ben ve benim gibi başka kentlilerin çığlığına yol açan nedenlere kendi gözlerinizle tanıklık edebilirsiniz. Makam araçlarınızın koyu renkli camları dile getirmeye çalıştığım ayrıntıların fark edilmesine izin vermeyebilir!

Kaynak: Cumhuriyet Ege – 09.04.2010