KADINLAR ÖZGÜRLEŞMEDEN, KENTLER ÖZGÜRLEŞEMEZ…!

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

Kentleşme süreçlerinde kadınların ekonomik, kültürel ve sosyal alanda kazanımlarının artacağı yönündeki yaygın inanç, içinde yasadığımız koşullarda büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiş bulunmaktadır. Geçtiğimiz dönemlerde kadınların kazanımı olarak görülen bir dizi gelişme ise yakın dönemde önemli bir aşınmaya uğramıştır.

Kentlerde yaşanan değişim süreçleri hayatlarımızı etkileyen uygulamalarla sürmektedir. Son dönemde kentsel dönüşüm adı altında kentlerin güçsüz kesimlerine yönelen saldırılar yoksulluğun yaygınlaşması ve derinleşmesine neden olmaktadır. Konutlarını yitirerek, çadırlarda yaşamak zorunda kalan kent yoksullarının içinde bu süreçten en olumsuz etkilenen kesimi yine kadınlardır. Kentsel dönüşüm adı altında topluma dayatılan uygulamaların ortaya çıkardığı sorunlar kadının toplumsal etkinliğini azaltmakta, aile hayatı içindeki yükünü arttırmaktadır.

Kentlerimizde kamu alanlarına yönelik talan politikaları kadın hakları mücadelesinin günümüze kadar süregelen tüm kazanımlarına da saldırı niteliğindedir. Kamusal alanlar geliştirilmediği gibi var olanlarının da yok edilmesi kadınların kamusal mekanda varoluşunun önünde yaratılan engellerdendir. Kamu arazilerinin kamusal mekanların yaratılması amacıyla kullanılması yerine satılması kamusal mekanın geliştirilmesini engelleyen politikalardan biridir. Bu alanların, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerin eksikliğini en ağır biçimde yaşamakta olan kadınların gereksinimlerini karşılamak için kullanılması gerekmektedir. Diğer yandan kamusal alanda karar üreten kurum ve örgütlerin yönetsel yapıları içinde kadınların sayısının neredeyse yok denecek kadar az olması sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.

Üretim kentlerinden tüketim kentlerine geçişin yaşandığı dönemde bu sürecin en önemli etkileri işgücü üzerinde hissedilmektedir. Kalifiye işgücüne olan ihtiyaç artmakta, eğitimsiz kesimlerin iş bulma olanakları ise gitgide azalmaktadır. Tüm bunlar yaşanırken eğitim olanaklarından eşit yararlanamamaları nedeniyle yeterli eğitim seviyesine ulaşamayan kadınlar bu süreçte işsizlik sorununu en ciddi yaşayan kesimdir.

Bununla birlikte kentlerimizin çeperlerinde sigortasız, güvencesiz, düşük ücretli çalışanlar içinde kadınların payı giderek artmakta iken, kentlerimizde yükselen iş ve alışveriş merkezlerinde vasıfsız ve sekiz saati aşan koşullarda çalışanlar içinde de kadınların çoğunlukta olduğu görülmektedir.

Yaşanmakta olan süreçten olumsuz etkilenen tek kesim yoksul kadınlar değildir. Orta sınıfa mensup kadınların bugün kentlerde ve kentlerin kamusal alanlarında önlerine konan rol, alışveriş merkezlerinin tüketicisi olma rolüdür.

Kadınları ekonomik, siyasal ve kültürel anlamda özgürleşmesinin ön koşulu insana duyarlı, kullanım değerini temel alan bir kentleşme modelidir. İnsanı tüketici, kadını ikincil gören bir yaklaşımla şekillenen kentsel gelişme modelinin ve buna temel oluşturan piyasa merkezli politikaların aşılmasının kadının özgürleşmesinin ön şartı olduğunu kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

Kadınlar Özgürleşmeden, Kentler Özgürleşemez.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu