Kabus günleri – Cengiz Türksoy

Yazarlar / Cengiz Türksoy

 


Meteoroloji Genel Müdürlüğü şiddetli yağış, yoğun kar, ani sıcaklık düşüşü, uzun süreli yağış eksikliği gibi uyarılarda bulunduğu zaman, başta kent yöneticileri olmak üzere, büyük kentlerimizde yaşayan hemen herkesi kâbus gibi düşünceler sarar. Tahmin gerçekleşirse, bir yerleri su basacak, yollar kapanacak, trafik kazaları birbirini izleyecek, kentin su kaynakları kuruyacak; insanlar işe, okula zamanında gidemeyecek, can ve mal kayıpları olacaktır. Daha da kötüsü doğanın yüzümüze doğrulttuğu aynada kentin bütün eksiklikleri bir kez daha görülecek; zaten güçlüklerle dolu olan kent yaşamı daha da katlanılmaz olacaktır.

Bütün bunlar beklenen ama gerçekte irademiz dışında gelişen doğa olaylarıdır. Oysa bir de irademiz içinde gerçekleşen olay ve olgular vardır ki, bunlar da kentlilere kâbus yaşatırlar. Uluslararası büyük organizasyonlar, ulusal bayram günlerinde düzenlenen törenler, dünyanın önemli ülkelerinden kentimizi ziyarete gelen devlet ve hükümet başkanlarının güvenlikleri için alınan önlemler, büyük çaplı altyapı inşaatları gibi tümüyle insan iradesiyle gerçekleştirilen ve kent yaşamının zorluklarına yeni zorluklar ekleyen etkinliklerdir.

Kent yaşamını kâbusa çeviren bu tür etkinliklerden birisi de, her yıl eylül ayında yaşanan, ilk ve orta dereceli okulların öğretime başlama günüdür. Bu gün yaşanması beklenen kâbusu biraz olsun hafifletmek için türlü cambazlıklar içeren kararlar alınır. İlkokul birinci sınıfların öğretime bir hafta erken başlatılmasından belediye otobüslerinin ücretsiz yolcu taşımasına; çalışma saatlerinin değiştirilmesinden kimi yollardaki trafik akışının yeniden düzenlenmesine değin pek çok alana yayılan bu kararlar aslında çok fazla işe yaramaz. Buna karşılık, kentleri yönetenler “çözüm arayışı içinde görülmek” kaygısıyla olsa gerek her yıl bu yola başvururlar. Birkaç gün geçtikten sonra aslında hiçbir şey değişmemesine karşın kent yaşamı yeniden bir denge kazanır ve yaşam eskiden olduğu gibi kentlilerin yığınla sorunla boğuştuğu olağan akışı içindeki yatağında akmaya devam eder. Gerçekte, okulların açılış günü yaklaşık dört ay önceki kapanış gününden çok farklı değildir ama tatil günlerinde kent yaşamında göreceli bir rahatlık oluştuğu için açılış günü insanlara farklı görünmektedir.

Kentte yaşanan ve yaşamı kâbusa çeviren sorunlar, aslında ne atmosferik doğa olaylarıyla, ne de insan iradesiyle gündeme gelen etkinliklerle açıklanabilir. Belirli bir coğrafyada, belirli bir yerde kurulmuş her kent hem yeryüzünde bulunduğu yerin özelliklerine göre atmosferik doğa olaylarıyla karşılaşacak hem de insan toplumlarının barınma alanı olması nedeniyle çeşitli etkinliklerin sahnesi olacaktır. Bu tür olgu ve olayların sorun oluşturmasının sorumlusu bunlar değil, bunları öngörmeyen; planlı kentleşmeyi akıllarına bile getirmeyen kentliler ve kent yöneticileridir.

Teknik, sosyal ve iktisadi altyapı eksikliklerine karşın, kentlere kapasitelerinin çok üzerinde insan yığılmasını neredeyse sevinç içinde karşılayan yöneticilerin ve bu yöneticilerin aymazlıklarına “dur” demeyen kentlilerin bize bıraktıkları mirasın bugün farkında mıyız acaba? Eğer farkında değilsek bizlerin de gelecek kuşaklara bırakacağımız miras çok farklı olmayacaktır.