Halka taviz seçim kazandırır mı?

Yazarlar / Nedim Atilla

Halka taviz seçim kazandırır mı?

nedim.atilla@aksam.com.tr

 


Demokrasinin sadece seçme ve seçilme rejimi değil, aynı zamanda katılma ve işbirliğini becerebilme rejimi olduğunu söyleriz her zaman. Geçen cuma akşamı Ege-Koop’un eğitim ve kültür etkinlikleri çerçevesinde düzenlediği ‘Belediyeler Nedir, Ne Değildir?’ sorusuna karşılık bulmaya çalışırken de biz de öncelikle bu demokrasi vurgusunu yaptık.

Yine kurumsal sosyal sorumluluğunu yerine getiren Ege-Koop’un Genel Başkanı Hüseyin Aslan’ın sözleriyle belirtmek istersek, “Belediyeleri genel yönetimlerden ayıran en önemli fark; belediyelerin halkla iç içe – birlikte yaşaması, aynı havayı beraber soluması ve denetlenebilirlik, hesap verilebilirlik bakımından halka daha yakın olmasıdır. Belediyelerin siyasal iktidarların baskısından ya da ayrıcalıklı yaklaşımından uzak, mali ve yönetsel bakımdan mutlak bir özerk yapıya kavuşması; çoğulcu, özgürlükçü, batı tipi çağdaş yerel demokrasinin asgari koşuludur.”

Yeni Asır’dan Kemal Önderoğlu’nun yönettiği ilk oturumda eski başkanlardan Dr. Burhan Özfatura, gazeteci Öcal Uluç ve Yrd. Doç. Dr. Engin Önen konuşmacıydılar. Spekülasyonlara hayli açık bir oturum oldu. Öcal ağabeyimizin dediklerinin hepsine katılmasak da, Türkiye’de yönetim konusunda söyledikleri ile Dr. Önen’in Balçova ve Bergama’da yaptığı sosyolojik anketlerden ortaya çıkan ‘halkın belediyelerden beklentileri’ örtüşüyordu. Bilerek fakirleştirilmiş ve kentin çeperlerine yerleştirilmiş seçmenin ne istediği belli… Kendisine o verildiğinde gidip oyunu veriyor. Ancak Dr. Önen’in dikkatimizi çektiği ve giderek kentin iki kesimi arasındaki uçurumları derinleştirecek ‘gettolaşmayı’ özendirecek yeni ilçeler yaratan yasa tasarısı bizde de ‘büyük kaygılar’ yaratıyor.

Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan’dan öğrendiğimize göre bu panelin tüm konuşmaları kitap haline getirilecek. Başkan Özfatura’nın konuşmasını herkes bu kitaptan bir kez daha okumalı. Ben hayatımda Burhan Bey’e oy vermedim ama ‘halka verilen tavizlerle seçim kazanılmayacağı’ gerçeğini her söyleyişinde onu yürekten alkışlıyorum. Şurada bir yıl kalan yerel seçimler öncesinde tüm partiler, tüm adaylar, aday adayları Burhan Bey’in dediklerine ‘kulak vermeli’… Burhan Özfatura’nın dediği gibi ‘Kendine güvenecek, Allah’ına güvenecek, genel başkanın emir eri olmayacak’ başkan adayını nereden bulacağız bilemiyorum elbette…

16 imar affı ile

Burhan Bey’le panelden sonra da konuştuk, “Tavizler seçim kazandırmaz. Mesela, ANAP 1983’te İmar Affı’nı çıkardı. Tüm kaynaklarımızı buraya seferber ettik. Ama, 1989 seçimlerinde hezimete uğradık. Yine; Osman Kibar, seçimi (en fazla destek verdiği) Bayraklı gecekondularında, İhsan Alyanak da Kadifekale’de kaybetmiştir… Demek ki, taviz oy getirmemektedir. Sadece şehre zarar getirmekte, sosyal doku bozulmakta, her türlü suça müsait bir ortam hazırlamaktadır” diyordu.

Geleceğin İzmir’i ve ‘belediyelerin yarını’ için düşüncelerimizi biz de Prof. Murat Tuncay’ın yönettiği panelde anlatmaya çalıştık. Ben de konuşmamda vurgu yaptım. Türkiye’de tam 16 kez gecekondu affı çıkarıldı. Bizim panelin konuşmacısı Karşıyaka Belediyesi’nin eski başkanı Cihan Türsen’in söylediği ‘Gecekondusu yıkılana medyanın moral desteği’ günleri de artık çok gerilerde kaldı. Ama gerçekten de eskiden belediye başkanlarının işi medya ilişkileri açısından daha zordu. Şimdilerde yerel yönetimler ‘iletişimi iyi bir yatırım aracı’ olarak başarı ile yerine getiriyorlar.

İkamet tezkeresi meselesi

Burhan Özfatura’nın başkanlığı döneminde gündeme getirdiği ve hala da ısrarcı olduğu bir konu da ‘ikamet tezkeresi’ meselesiydi. Bu konuda Başbakan Erdoğan’ın da İstanbul başta olmak üzere bazı girişimleri var. Ancak AKP’nin en çok oy kaldığı kesime böyle bir uygulama yapar mı bilemiyorum. Burhan Bey’in ‘ikamet tezkeresi’ önerisi şöyleydi:

“Olay, bir vize uygulaması değildir. Bir disipline alınma sistemidir. Büyük şehre gelenlerin kontrol altına sokulmasıdır. Bugün, yorganını kapan, istediği yere göç edebiliyor. İşi gücü olmadan, yatacak yeri bulunmadan, büyük şehre kapağı atabiliyor. Hemen bir hazine arazisini (eskiden gelmiş hemşehrilerinin ve -daha ziyade- gecekondu mafyasının önderliği ile) işgal edip, derme-çatma bir barınak inşa ediyor. Daha sonra, şehrin en mutena yerine, seyyar satıcı tezgahını koyuyor. Vergi yok. Su parası, elektrik bedeli ödeme niyeti hiç yok. Devamlı talep eden, sızlanan, kanunlara karşı gelen bir tavır sergiliyor. Neticede ne kendisi mutlu, ne de geldiği şehrin sakinleri. Zira, aile yapısı da bozuluyor. Geldiği yerdeki kamuoyu kontrolü adetlerin etkinliği de kayboluyor. Her türlü suça (uyuşturucu iptilası, kapkaç terörü, dilencilik, terör) müsait bir ortam hasıl oluyor. Yapılacak olan aynen AB ülkelerinde olduğu gibi, ikamet tezkeresi sisteminin uygulanmasıdır. Bir başka ikametgaha geçecek olan, mevcut muhtarından ‘Nakil İl Muhaberi’ alacaktır. Yeni yerleşeceği yerdeki (Muhtar- Emniyet-Belediye işbirliği ile kurulan) Birim, durumu tetkik edecek, uygun görürse ‘İkamet Tezkeresi’ verecektir. Elbette, ne iş yapacağı, nasıl geçineceği, nerede ikamet edeceği, vb. hususlar incelenecektir. İkamet Tezkeresi olmadan, işe alma, kiralama vb. hiçbir işlem yapılamayacaktır. Aksi halde, ağır cezalara muhatap olunacaktır. Bu sayede, şehirde yaşayan herkes kayıt altına alınacaktır. Bu uygulamayı, Avrupa ülkeleri çok uzun yıllardan bu yana yapmaktadır.”

Akşam Ege / 04.03.2008