Görevden alınma öykümüz..

15/03/2007 – Birgün – {nomultithumb}ASUMAN YEŞILIRMAK /İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Planlama I Müdürlüğü'nün kuruluşundan beri, 17 yıldır, I Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktaydım. (Belediyelerde siyasi bir tercihe göre değil, birikime göre yapılacak görevlendirmelerde müdür yardımcılığı gelinebilecek son yerdir.) Geçtiğimiz hafta İBB Başkanı Kadir Topbaş'ın emriyle müdür yardımcısı olan iki arkadaşım İhsan İlze ve Taner Avlamazla birlikte bu görevlerimizden alınarak başka birimlere atandık. İstanbul Metropoliten alanının üst ölçekli planlamasını yapmak gibi çok önemli bir görev alanı bulunan söz konusu Müdürlüğün üç müdür yardımcısının birden görev yerlerinin değiştirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu!

stanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Planlama I Müdürlüğü'nün kuruluşundan beri, 17 yıldır, I Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktaydım. (Belediyelerde siyasi bir tercihe göre değil, birikime göre yapılacak görevlendirmelerde müdür yardımcılığı gelinebilecek son yerdir.) Geçtiğimiz hafta İBB Başkanı Kadir Topbaş'ın emriyle müdür yardımcısı olan iki arkadaşım İhsan İlze ve Taner Avlamazla birlikte bu görevlerimizden alınarak başka birimlere atandık. İstanbul Metropoliten alanının üst ölçekli planlamasını yapmak gibi çok önemli bir görev alanı bulunan söz konusu Müdürlüğün üç müdür yardımcısının birden görev yerlerinin değiştirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu!

Görevden alınma konusu yalnızca bu 3 müdür yardımcısının değil, planlama birimlerindeki plancılar ile belediyenin siyasetini belirleyen üst yönetimi arasında 2 yıldır yaşanan çok sancılı sürecin sonucudur. Bu sonucu yaratan asıl nedense, hızlı sanayileşme ve kentleşme sürecinin sancıları giderilememişken küreselleşmenin kıskacına yakalanan İstanbul'un planlanmasında yasalardan uygulamalara kadar her alanda süren kaotik ortamdır. Bir yandan planlamanın önemi vurgulanıp planlama çalışmaları için ülke tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok kaynak aktarılırken diğer taraftan önce İstanbul'un planlamasını ve şimdi de Marmara Bölgesi'nin planlamasını hukuk dışı bir planlama yapılanması içinde çözme çabasıyla yaratılan kaos ortamıdır.

Bugüne kadar yapılan üst ölçekli metropoliten planları fiilen ya da hukuken geçersiz hale gelen İstanbul uzun süredir üzerinden gidilebilen bütüncül bir kent planına kavuşamadı. Şeffaflık, katılım ve denetimi esas alan çağdaş ve yenilikçi bir imar yasasına da bir türlü ulaşılamadı. Planlama yetkisi kullanan bakanlıklar ve belediyeler arasındaki yetki karmaşıklığı giderilemediği gibi her çıkan yasayla karmaşa daha da arttı.

Bu iki yıllık sancılı süreç Çevre ve Orman Bakanlığının kuruluş yasasından gelen Çevre Düzeni Planı'nı yapma görevini bir protokolle Büyükşehir Belediyesine devretmesi ile başladı. Görev alanı üst ölçekli planları hazırlamak olan Şehir Planlama Müdürlüğü hem 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) hem de Büyükşehir Belediyesi tarafından 5216 sayılı Yasası gereğince ÇDP'na uygun olarak yapılması gereken 1/25.000 ölçekli plan için hazırlık çalışmalarına başladı.

Bizler çok büyük ve birikmiş sorunları olan, yoğun bir nüfusa ve yapılaşmaya sahip İstanbul gibi bir dünya kentinin planlanmasının öneminin farkındayız. Bu işin Müdürlük bünyesinde ve yalnızca plancılar tarafından yapılacak bir plan olmadığının, bu planın olabilecek en geniş katılımla ve toplumsal mutabakat sağlanarak hazırlanması gerektiğinin ve bu planlama çalışmalarındaki en önemli görevimizin şeffaf ve katılımcı bir planlama sürecini organize etmek olduğunun bilincindeyiz.

Bu farkındalıkla iki yıl önce böyle bir çalışmanın programını, iş akış şemalarını, politika belirleme ve karar oluşturma sürecine katılacak kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşturulabilecek kurulları tariflemek ve organize etmek üzere çalışmalara başladık. Üniversitelerden akademisyenlerle görüşerek bir yandan İstanbul'un Mekânsal Gelişme ve Dönüşüm Stratejilerinin Belirlenmesi İçin Araştırma ve Model Geliştirme işi için, diğer yandan mevcut durumun tespitine ilişkin çok kapsamlı araştırma, analiz ve sentez çalışmaları için hizmet alım şartnamelerini hazırladık.

Başkanlık önce ÇDP'nin ihale edilmesini istiyordu

Ama gerek hukuki olarak gerekse etik olarak planın değil, araştırma, analiz ve sentez kısmının ihale edilebileceğine ikna ettik. Plan yapım mevzuatımıza göre plan yapmanın iki yolu var. Kurum ya kendi bünyesinde yapar ya da ihale edilerek yaptırır. Burada ihale yolu seçilmemiştir. Çünkü birincisi Çevre ve Orman Bakanlığının görevi olan bu plana İBB'nin kaynak aktarması hukuken uygun değildi. Ayrıca, İstanbul'un planlaması bir kasaba planı gibi herhangi bir planlama ofisine ihale edilemezdi. Kalkınma planı kadar önemli olan bu plan kamu eliyle ama katılımlı ve şeffaf bir organizasyon ile yapılmalıydı. Bu planların elde edilmesinde bizim modelimiz bütün araştırma, analiz ve sentez çalışmalarını ihale etmek ve bu ihale kapsamında konusunda uzman olan akademisyenlerden ve profesyonellerden danışmanlık almak, ayrıca Başkanlık onayı ile katılımlı danışma ve karar kurulları oluşturmak ve planı birlikte yapmaktı. Ancak Başkanın modeli farklıydı. Başkan, planın belediye sisteminin tamamen dışında, kendisine "doğrudan bağlı" bir yapılanma içinde, kendi deyişiyle "bürokrasiden uzak" yapılmasını istiyordu. Planlama müdürlüklerinin ise yalnızca lojistik destek vermesini istiyordu.

Bu lojistik destek ne demekti?

Şehir Planlama Müdürlüğü'nün araştırma ve analitik etüt ihaleleri ve 1/5000 ölçekli imar planlarını yapmakla görevli diğer Planlama Müdürlüğü'nün arazi tespit çalışmaları ihalelerini Belediye iktisadi şirketi olan Bimtaş aldı. Başkanın talimatlarıyla Bimtaş bünyesinde Prof. Dr. Hüseyin Kaptan'ın yürütücüsü olduğu bir planlama bürosu oluşturuldu. Bu büro basma ve kamuoyuna "İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi"nin (İMP) adıyla tanıtıldı. Hazırlanan tanıtım kitapçıklarında doğrudan "İstanbul Belediye Başkanı'na bağlı olarak, İstanbul'un Çevre Düzeni Planı'nı ve ona bağlı olarak 1/25000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar planlarını yapmak ve Büyükşehir Belediye Meclisi'ne sunmakla görevlendirilmiş bir örgüt" olduğu bilgisi verildi. Gerçekte İMP'nin böyle bir planlama yetkisi söz konusu değildi, yasal olarak böyle bir örgüt ve kimlik yoktu.

Sonuçta bu yetkisiz ve hukuki kimliği olmayan oluşum tarafından hazırlanan plan Hüseyin Kaptan, Murat Diren ve Taylan Derici tarafından imzalanarak İBB'ye gönderildi, Başkan tarafından meclise sunuldu ve onaylandı. Ancak TMMOB'ye bağlı dört Oda (Şehir Plancıları, Mimarlar, İnşaat Mühendisleri ve Peyzaj Mühendisleri) tarafından yetki ve içerik bakımından iptal davaları açıldı. Bu planlama yapılanması içinde planın araştırma çalışmalarını yürütmüş olan akademisyenler plan karalarının alınmasında sorumluluk almadılar yalnızca kendi yaptıkları analiz ve sentez raporlarını imzaladılar. Yaklaşık 300 kişilik destek ekiple akademisyenler tarafından yürütülen araştırma çalışmalarının yapıldığı büro dışardan bakıldığında İstanbul için özlenen bir planlama ofisi görüntüsünü veriyordu.

Ancak gerçekte durum oldukça sancılıydı

Öncelikle bu plan süreci gerekli katılım ortamını sağlayamadı. Başkana doğrudan bağlı bir yapılanma, siyasetin planı etkileme kuşkusunu üzerinde taşıdı. Bu planı yapmakla görevli olan Müdürlüğümüzün İMP'nin yapılanmasında hiçbir rolü ve sorumluluğu olmadı. Planı yapanlar plana yapılan itirazlar ve açılan davalar karşısında planı savunmak ve hesabını vermek konumunda değiller. Hukukun karşısında muhatap İBB, yani biz kamu plancıları. Ama planı biz yapmadık, müellifi değiliz. Bizden yalnızca "lojistik destek" yani ihaleler kapsamında sorgusuz sualsiz Bimtaş'a ve dolayısıyla İMP'ye kaynak aktarmamız beklendi. Planın ve aktarılan paranın yönetimi ise planın "yürütücüsü" olan Hüseyin Kaptan'a verilmişti. Hüseyin Kaptan hem Başkan'ın resmi danışmanı olarak bir kamu görevlisi, hem Bimtaş Yönetim Kurulu Üyesi, hem de Bimtaş'ın harcama yetkilisi durumunda…

Görevden alınma nedenlerimiz

Bu ikili yapı nedeniyle iki yıl boyunca giderek artan gerilim. Bu süreçte Bimtaş'a yaptığımız ihalelerin takipçisi olmak durumundaydık. Yapılan araştırma çalışmalarının şartnamelere uygun nitelikte yapılmasını istedik. Nitelik olarak yetersiz olması durumunda ek süre vererek düzeltilmesi ve tamamlanmasını istedik. Eksik ve niteliksiz çalışmalara ödeme yapmadık veya kesintili yaptık. Süresinde teslim edilmeyen işlere cezalı hak ediş yaptık. Ayrıca Belediyenin başka birimleri tarafından ihale edilerek yapılan çalışmaları tekrar yapmamak için bazı iş kalemlerinde eksiltme yaptık. Ama İstanbul'u planlamanın şartnamesinin olmayacağını savunan ve böyle bir takibi ve kontrolü gereksiz ve hatta düşmanca bulan Prof. Dr. Kaptan bu durumu kabullenemedi. En büyük gerginlik bu noktada yaşandı.

İkinci neden müdürlüğümüzün diğer bir görev alanı olan 1/5000 ölçekli imar planları üzerinde İmar Komisyonu'nun yaptıkları tadilatları, sanki biz yapmışız gibi imzalamamızı istemelerine karşın bunu yapmamamızdı. Üçüncü bir neden, son zamanlarda sıkça karşılaştığımız TOKİ ve KİPTAŞ'ın kentsel donatı alanlarını konut alanına çeviren plan değişikliklerine kentsel donatı alanlarını azaltıcı olması ve ayrıca toplu konut alanlarının donatı standartlarını sağlamaması nedeniyle verdiğimiz olumsuz görüşlerdi. Kişisel bir neden ise sanırım bir 'kamu görevlisi' olarak İstanbul Planı sürecine ilişkin çeşitli makalelerle değerlendirme yapmam, Archidek ve Mimdap'ta planlama ve katılım süreçleriyle ilgili yazılar yazmam. Bardağı taşıran son konunun ise Trakya ve Çanakkale-Balıkesir Bölgesinin Çevre Düzeni Planı'nın bizim tarafımızdan yine Bimtaş'a, dolayısıyla İMP'ye ihale edilmesi istemine hukuki nedenlerle karşı çıkmamız.

Bu konunun da çok önemli birkaç boyutu var:

Birincisi Trakya Bölgesinin 2004 yılında onaylanmış bölgenin tarımsal potansiyelini sanayileşmeye karşı koruyan 1/100.000 lik bir Çevre Düzeni Planı var. Ama İBB Başkanı ve İMP' nin yürütücüsü Prof. Hüseyin Kaptan ile Trakya Kalkınma Birliği ve üç ilin (Edirne Tekirdağ, Kırklareli) valileri görüşmeler yaparak bu planın İstanbul ÇDP ile uyumlaştırılması nedenli olarak revizyonunu ve 1/25.000 ölçekli planlarının yine Bimtaş'a ihale edilmek suretiyle İMP tarafından yapılması kararını alıyorlar. Trakya Kalkınma Birliği geçtiğimiz haftalarda bir ihale açıyor. Ancak ihaleye Bimtaş'ın yanı sıra daha önce bu bölgenin planlarını yapmış olan planlama ofislerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir konsorsiyum da giriyor ve ihaleyi alıyor. Evdeki pazarlık çarşıya uymayınca ihale iptal ediliyor.

Bunun üzerine Çevre ve Orman Bakanlığı, İBB Başkanı ve Trakya Kalkınma Birliği arasında bir protokol imzalanıyor. Planlama alanı genişletiliyor; Trakya Alt Bölgesi'ne, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Yalova ve Bilecik Çevre Düzeni planlarının uyumlaştırılması da ekleniyor. Söz konusu protokolle Çevre ve Orman Bakanlığı bütün bu bölgenin planlama yetkisini "yapar ya da yaptırır" şeklinde ifade ile İBB'ye devrediyor.

Müdürlüğümüzden de yine Bimtaş'a vermek üzere bu ihaleyi yapmamız istendi. Konuya yasa ve yönetmelikler kapsamında baktık. Buna göre Bütçe ve Denetim Şube Müdürlüğü'ne bir yazı yazarak "İBB'nin kendi görev ve yetki alanı dışındaki alanlar için plan yapma yetkisinin olmadığı, yasa ile verilmiş yetkilerin bir protokol ile değiştirilemeyeceği, dolayısıyla bu konuda harcama kalemi oluşturulamayacağını" bildirdik. Bu konuyla ilgili muhtemelen İMP'den şikâyetler alan Başkan Kadir Topbaş da, Daire Başkanımızı arayarak, "dürüst ve çalışkan olduğumuzu bildiğini ama bu konuda engelleyici olmamız nedeniyle görevden alınmamızı değil görev yerlerimizin değiştirilmesini" istiyor.

Sonlandırırken…

İstanbul'un artık İstanbul sınırları içinde plan-lanamayacağı ve bölge düzeyinde planlama ihtiyacı bir gerçek. Hatta bu planın İstanbul odaklı bir ortaklık yapılanması içinde yapılması da doğru olurdu. Ama bu böyle hukuk dışı bir yöntemle yapılmamalı diye düşünüyoruz. Bürokrasinin kamusal hizmetin verilmesi ve kamu düzeninin sağlanmasında bir araç olduğu gibi hizmeti engelleyen bir ayak bağı olma potansiyeli de vardır. Ancak eğer bürokrasi belediyenin halka hizmet vermesinde ayak bağı oluyorsa bu çarpıklığı düzeltmek ve hizmet kalitesini yükseltmek yönetim erkini elinde bulunduranların görevidir. Bunu yapmak yerine doğru işleyen yapıları çökertmek ve siyasetin daha kolay etkileyebileceği hukuk dışı enformel yapılar oluşturmak tercih edildi. Süreçten kopartılırken, hâlâ, bu yaklaşımın kamu yararına olmadığını, sorunlara yeni sorunlar eklemekle kalmayıp, para, zaman ve emek kaybı olacağını düşünüyoruz.